13 Mayıs 2017 Cumartesi

Bu kişi aklı sıra beni yola getirecek

Birileri kapmış bir koltuk, eline almış bir oyuncak, hele bir de günlerden cuma ise oynuyor da oynuyor. Oturduğu yerden sosyal medyadan beğendiklerini gönderiyor whatsapp aracılığıyla, telefonunda kayıtlı olan numaralara. 

Ne var bunda? Adam size değer vermiş, gününüzü kutluyor. Sana da iyilik yaramıyor, diyebilirsiniz. El hak doğru derim bu eleştirinize. Ya bu adam bir defa ile yetinmeyip birer dakika arayla  aynı anda 7 farklı mesaj gönderiyorsa buna ne dersiniz. Eğer bunda da bir sakınca yok, keşke bizim de böyle bir dostumuz olsa diyorsanız, lütfen haber verin, sizin telefonunuzu bu arkadaşıma kaydettireyim, size günde göndersin dursun. Nasılsa tıpkı benim o arkadaşım gibi anlaşılan siz de boşsunuz, başka yapacak bir işiniz yok. Hatta bir süre bu şekilde sizi mesaj bombardımanına tuttuktan sonra sanal dostluğunuzu hakikiye dönüştürmek için gerekirse yılın belirli günlerinde bir araya gelerek ölümsüzleştirebilirsiniz. 

Şaka yaptığımı falan sanmayın. Hiç sizin bu dostluğunuza haset veya gıpta edeceğimi de düşünmeyin. Hatta dostluğunuzu o kadar ilerletin ki yılın belirli günlerinde buluşmakla yetinmeyin aynı evde kalın ki sizin bu hasretiniz daha fazla içinizi yakmasın. Aynı evde kalarak daha fazla konuşma imkanınız olur. Birinizin evini de kiraya verirsiniz. Hem bu şekilde gelir de elde etmiş olursunuz. Bu durumda bana, "Allah muhabbetinizi artırsın" demek düşer. Hem böylece birbirinizle muhabbete dalarak beni unutur, mesaj göndermemiş olur, körler ve sağırlar birbirinizi ağırlar durursunuz. 

El insaf diyorum böyle insanlara. Gerçekten ne yapmak istiyorlar? Gayeleri mesaj göndermek suretiyle başkasını özellikle beni düzelteceklerini sanıyorlarsa boşa kürek çekmesinler ben bir defa 40'ını geçip yarım asrı devirdim. Ne çabuk unuttunuz, "Kırk yıllık fani, olur mu kani" sözünü. Benden bir cacık olmaz. Olacağımı olmuşum. Lütfen başka kapıya. Anlaşılan bu tipler kendilerini düzelttiler, aklı sıra beni düzeltecekler. Ben kendim bir şey olmasam da kendimi düzeltemesem de bu düzgün arkadaşları yine takdir ederim, ne kadar düzgün insanlar diye. Yok, biz bu işi Allah rızası için yapıyoruz, hem bu vesileyle sevap kazanıyoruz diyorlarsa bildiğim kadarıyla bunun sevapla bir alakası yok. İyilik yapacak bir başka yol bulsunlar. Sonra gerçekten iyilik yapmak istiyorlarsa bu arkadaşlar, bildiğim kadarıyla resmi bir kurumda idareci pozisyonundalar. Deruhte ettikleri görevlerini adam akıllı yapsınlar. En azından mesai saatleri içinde devlete yapacakları mesaiden çalmasınlar. Hiç işleri yoksa odalarında kendilerine tahsis edilen koltukta otursunlar dursunlar. Eğer boşa vakit geçirmek gönül eğlendirmek için bu mesaj işini yapıyorlarsa eğlenecekleri başka bir adam bulsunlar. "Elim aniden gidiveriyor; bu mesaj, whatsapp bizde bir bağımlılık yaptı" deniliyorsa ne yapalım bu durumda? Yoksa okullarda öğrencilerin telefonlarını açmaları nasıl ki yasaklanıyorsa, hatta bazı okullarda sabahleyin tüm öğrencilerin telefonları toplanıyorsa yoksa sizin de elinizden bu telefonları sabahleyin kurumunuza gelince  almak mı gerekiyor?

Atın o elinizdeki oyuncağı...işinize gücünüze kendinizi verin. "Benim işimi aksatmıyor, hem onu hem de bunu yapıyorum diyorsanız..." on parmağında on marifet olan sizlere o kurumlar dar gelir. Lütfen kalite ve kapasitenizi gösterecek bir başka kuruma geçin. Yazık oluyor size bu şekilde o kurumda kalmak. Birileri sizi tespit edememiş olabilir. Lütfen biraz daha sabredin. Mutlaka yetkililerimiz sizin bu kapasitenizi görecek, iyi bir yerde değerlendirecektir. Çünkü Güneş, balçıkla sıvanmaz. Yok hünerinizi yeterli  görmüyor, ya da sizi tespit edemiyorlarsa o kurumda da yapacak işiniz yoksa hiçbir şey aklınıza gelmiyorsa o koltuktan ayrılmakta mı gelmiyor içinizden? İsterseniz bir düşünün, o kurumda siz yoksanız işler aksayacak mı? Eğer aksayacaksa lütfen işinize yönelin, ha varlığınız ha yokluğunuz ise lütfen varlığınızı hissettirebileceğiniz bir yere doğru adım atın.

Ne yaparsanız yapın. Ama bir şeyler yapın. Belki kendinizi işe verirseniz en azından beni unutur, yakamı bırakmış olursunuz. Biliyorum sen bu yazımı da okumazsın. Çünkü okuma özürlüsün. Durmadan paylaşım yaptığına göre sende görsel zeka var. Keşke görselliğin yanında biraz da başkasını rahatsız ediyor muyum şeklinde düşünecek biraz iz'anın olsaydı be kardeşim, ne diyeyim. Allah senin ve senin gibilerinin müstehakını versin. 

Dikkat et, telefonunun başına bir şey gelmesin. Maazallah elinde oynaya oynaya başına bir şey gelir de tamir ettirinceye kadar ne yaparsın sonra? Çatlar ölürsün. Sen bize lazımsın. başımızın belasısın.  Sen bizim imtihanımızsın.  13/05/2017

Sorumlu öğrencinin böylesi

10 Nisan 2017 günü tüm yedinci sınıflara ortak sınav yaptım. Bir iki gün içerisinde sınav kağıtlarını okudum, sisteme notlarını girdim. Sınava giremeyen öğrencilerin numaralarını ayrı bir kağıda not ettim. Sınava giremeyen öğrencilere haber göndererek 7/B sınıfına gelmelerini söyledim. gelen öğrencilere işaret koydum. Ders işlerken bu sınava giremeyen öğrenciler de bir taraftan sınav oldular. Akşamında bu notları da girerek giremeyen öğrenciler için yeni bir liste oluşturdum. Halen üç öğrenci sınava girmemişti. Birkaç defa sınıflarına haber gönderdim, aradığım öğrenciler yoktu. 

Sınavı yaptıktan bir ay sonra dersine girdiğim bir öğrenci yanıma geldi, "Öğretmenim ben sınava girmedim, beni sınav yapabilir misin?" diye. Kendi kendime, "Sınava girmeyen öğrenciler arasında bu öğrenci yok ama neyse...demek ki yaşlanıyorum, bu öğrenci gözümden kaçmış olmalı" dedim. Ön sırayı boşaltarak eline sınav kağıdını verdim. Zil ile birlikte öğrencinin verdiği kağıdı okudum 27 aldı. teneffüste de öğrencinin rehber öğretmeni yanıma gelerek "Hocam, öğrenci size söyleyememiş, sınava girememiş, çoğu zaman okula gelmiyor, sınav yapabilir misin" dedi. Hocam az önce yaptım, sorun yok dedim. 

Akşam e-okul sistemine notu girmek için oturdum.  Not vereceğim sütunda öğrenciye ait 70 puan yazılıydı. Bir an için acaba ben bu öğrenciye sınav olmadan puan mı yazdım, eğer öyleyse ülke yeni bir öğretmen faciasıyla karşı karşıya... artık emeklilik dilekçemi vermemin zamanı gelmiş de geçiyor, dedim. Düşündüm, taşındım...bu öğrencinin zamanında sınava giremeyen diğer öğrenciler gibi 7/B sınıfında sonradan sınava girdiğini tespit ettim. Ertesi günü öğrenciyi yanıma çağırdım. ""yavrum, girdiğin bir sınava tekrar niye girdin? Ben seni 7/B sınıfında sonradan sınav yapmamış mıydım?" dedim. Öğrenci, "Öğretmenim benim 7/B sınıfında sonradan girdiğim sınav birinci dönem birinci sınav idi. Şimdi biz ikinci dönem birinci sınavını olduk" dedi. "be çocuğum! Sen ilk dönem ilk sınava da gelmedin, yine 7/B sınıfında yapmıştım. Sen bu sınava girmişsin. Sonra ilk girdiğin sınavda aynı sorulardan 70 alırken yine aynı sorulardan bir ay sonra 27 almak da neyin nesi?" dedim. Öğrenci, "Girmiş miyim" diyerek hayretini ifade etti. Ardından "Ben 70'in altında puan aldığım için koyduğunuz kural gereği fotokopi kağıdı parasını vermiştim, dedi. "Sen 70 almışsın, git paranı geri al" dedim, yürüdüm.

Gördüğün değil mi sorumlu öğrencimi. Sorumluluğu o kadar fazla ki girdiği bir sınava bir daha giriyor, bir daha giriyor. Be yavrum! aynı soruları görünce de mi "Ben bu soruları daha önce yapmıştım" demedin? Ne diyeyim ben sana. Daha bu yaşta...Sorsan dün akşam ne yediğini, öyle zannediyorum, onu da hatırlamayacak. 

Sorumlu öğrencimin sayısı bu kadarla da sınırlı değil. Sınıfın birinde sınav kağıtlarını okudum, yanlışlarını görmeleri için yazılı kağıdını tek tek dağıttım. Biri geldi yanıma, "Öğretmenim, kağıtta 79 yazılı. Siz e-okula 69 şeklinde yanlış girmişsiniz" dedi. Hemen notlarımın arasına aldım, düzeltilmesi için. Ardında öğrencilere genel bir duyuru yaptım. "Çocuklar! 403 tane kağıdı okuyarak sisteme girdim. Gözden kaçıp yanlış yazmış olabilirim," dedim.  Akşam öğrencinin notunu düzeltmek için bilgisayarın başına oturdum. Öğrencinin puanı 79 idi. yani kağıtta yazılı olan notu ile aynı idi. Değiştirmemi gerektiren bir durum yoktu. Ertesi hafta dersine girdiğimde öğrenciye, "Yavrum, nasıl baktın da 69 gördün. Sen kendi bölümündeki notu bile yanlış görüyorsun" dedim. Öğrenci, "Ama ben 69 gördüm" diye manidar bir şekilde baktı. Halbuki ne akdar da sevinmişti, öğretmenin bir hatasını buldum diye.

İşte size bir sorumlu öğrenci daha. Çok beğendi iseniz size gönderebilirim bu iki öğrenciyi. 13/05/2017


11 Mayıs 2017 Perşembe

"Dilin kemiği yok" nereden doğdu?

Böyle bir sayfaya ihtiyaç var mıydı? Ya da niye ihtiyaç duyuldu? Nereden doğdu?

2009 yılında bir lisede görev yaparken bir face furyasıdır gidiyor. Öğrencinin biri geliyor, diğeri çıkıyor: "Hocam bana facede falan şunu yazmış, bunu yazmış” diye. Bazen de kavgalara, atışmalara sebebiyet veriyordu.  Bu nedir ne değildir diye bilişim formatörüme sordum: “Sanal alemde yazışma ve paylaşımların yapıldığı, uzun süre vaktin harcandığı yer” diye  bahsetti. İsminden de hiç haz almamıştım bu Facebook'un zaten. Çoğu zaman da yazıldığı gibi okudum.

Öğrencileri bu alemden uzak tutmak, derslerine yoğunlaşmalarını sağlamak amacıyla zaman zaman tören esnasında zararlarından bahsederdim.

O liseden ayrıldıktan sonra bir topluluk ile otururken "Eski arkadaşlarıma ulaştım Facebook vasıtasıyla" şeklinde konuşmalarına şahit oldum. Bir gün nedir diyerekten bu alemden bir adres aldım. Neyi, nasıl yapacağımı bilmeden zaman zaman girip çıkıyordum evdeki masaüstü bilgisayarımdan. Karşı olduğum yerin bir üyesi de ben olmuştum artık. İnsanın ayıpladığı başına gelmeden ölmezmiş denir ya. Benimki de öyle oldu. Ne de olsa bir faniyim.

2014 yılında  çocuğuma bir tablet aldım. Çocuğum zaman zaman "Baba, al biraz da sen bak" der, kabul etmezdim; “Ben bu dokunmatiklerden anlamam, benimki basmatik olacak” derdim. Çocuk gösterdi şöyle yapacaksın diye. Oturduğum yerden bazı köşe yazılarını okumaya başladım. Buradan faceye girmeye de başladım.

Tableti kullanmaya aşina oldukça kendime güvenim geldi. Gündeme dair duygu ve düşüncelerimi yavaştan çalakalem yazmaya başladım. Yazdığımı paylaşmaya başladım imla kurallarına dikkat etmeden. Zaten imlaya dikkat etmem mümkün değildi, küçücük tabletten sayfanın başını sonunu göremiyordum.

Bir zaman sonra cep telefonumu değiştirmem gerekti. Bu sefer akıllısını aldım, tablet kadar büyük olmasa da. Toplu ulaşım araçlarında iş gereği geliş-gidiş yaparken telefonun not defterine yazıp paylaşmaya başladım. Artık yazdıklarımın dozu iyice artmıştı. Evde çay içerken de telefon yanımdaydı artık. Aklıma geleni yazıp paylaşıyordum.

Bir gün sabah okula geldim Kasım 2015'in sonları. Bilişim öğretmenim yanıma geldi. "Hocam bir web sayfası kuralım, senin bu yazılarını oraya aktaralım istersen" dedi. "Gerek var mı hocam, sonra kim okur" dedim. "Hocam okunmasa da tüm yazılarınızı bu sayfada toplarız" dedi. Yazıların web sayfasında toplanmasına karar verdik. "Adı ne olsun?" dedi. Ağzımdan gayri ihtiyari "Dilin kemiği yok" olsun dedim. Adı da bu şekilde çıkmış oldu. Öğretmenimiz hemen gidip adresi aldı. 1,5 ay kadar geriye doğru benim Facebook'taki paylaşımları kopyalayarak ‘blog’umuza aktardı.

Önceki yazdıklarım ne kadar onu bilmiyorum. Sonraki yazdıklarımı da ona gönderip yayımlanmasını sağladı. Bir gün kendisine "Hocam, seni daha fazla rahatsız etmeyeyim. Bu yazılar sayfada nasıl yayımlanıyor gösterir misin" dedim. Onu da gösterdi. Şimdi kendim yazıp yayımlıyorum. Sayfamızdaki yazıların bir kısmı facede yazdıklarımın  ‘blog’a aktarılmasından ibarettir. Tüm yazdıklarımı bu sayfamda topluyorum. Blog, benim için bir arşiv niteliğinde.

Yazılarımdan bir kısmı; haftada üç gün  "anadoludabugun.com.tr" ve Anadolu'da Bugün gazetesinde, haftada bir gün "kahtasoz.com" web sayfasında, belirli aralıklarla "ladik.biz" sitesinde yayımlanmaktadır.

Yazılarımı yazarken  kimseyi üzme, herkese şirin görünme gibi bir düşüncem hiç olmadı. Kendimce dert edindiklerimi kendi küçük penceremden aktarmaktır derdim. Yazdıklarımın doğru olduğu iddiasında hiç değilim. Sayfam ve yazılarımla ilgili görüş, öneri ve yorumlarınız benim cahil cesaretimi artıracaktır.

Sayfamı ve yazılarımı takip edenler imla ve yazım hatalarını hemen fark edebilirler. Bunun sebebi de tablet ve cep telefonu marifetiyle çabucak yazılarak face'ye aktarılmasından dolayıdır. Sayfamdan sonra yeni gönderdiğim yazılarımda imla kurallarına daha dikkat etmeye çalışıyorum. Ne kadar dikkat edersem edeyim Türkçe imla kurallarının içinden çıkmak gerçekten mümkün değil. 

Bu vesileyle yazım ve imla kurallarından dolayı eksikliklerimiz için takipçilerimizin affına sığınırım. Bu vesileyle bana cesaret verip yol gösteren “dilinkemigiyok.blogspot.com.tr” adresini açıveren ve yazılarımı aktaran Bilişim Teknolojileri Öğretmeni Sayın Mustafa YILDIRIM’a çok teşekkür ederim. 07/02/2016