4 Mayıs 2017 Perşembe

Mesleğin bir duayeni daha öğretmenliğe veda etti

Lisedeyken evlenmiş, çoluk-çocuk sahibi olmuş, imam-hatiplik yapmış, üniversiteyi okumuş. Sonra öğretmenliğe geçmiş, ardından aynı okulda müdür yardımcılığı, müdür başyardımcılığı ve müdürlük yapmış. Binlerce öğrenci yetiştirmiş, okulunu zirveye taşımış, okuluna sadece elini değil, yeri geldiği zaman gönlünü vermiş, vücudunu ortaya koymuş. Okulu neredeyse çocuğu olmuş. Kendini okula attığı zaman mesai kavramını tanımamış, yeri gelmiş okulda sabahlamış yeri gelmiş kalorifer kazanına kömür atmış. 30 yıldan fazla bir zamanını vermiş. Okulun hem anası olmuş hem babası. 2014 yılında müdür atamalarıyla ilgili talihsiz süreç dolayısıyla son iki yılını öğretmen olarak geçirmek zorunda bırakılmış. Sebep mi? Olsa olsa yaşından dolayıdır. Çünkü ne para geçirmiştir zimmetine, ne de gözü kadın da kız da olmuştur.

İri, uzun boylu, babayiğit görüntüsünün ardında  içi merhamet dolu bir insan olduğunu gözlemledim. İlerlemiş yaşına rağmen yoruldum dediğini görmedim. Meslek hayatının son demlerinde öğretmenlik yaparken işimi-gücümü biraz aksatayım dediğine şahit olmadım. Herkesten çoğu zaman idarecilerden önce okulun bahçesindeydi daima. Dersine herkesten önce gitmek için hareket ederdi. Hizmet adamı bir yapısı vardı.

Muhatabına değer verirdi. Karşılaştığı her kişiden samimi ilgi ve alaka gördü. Çünkü herkes onu saygıdeğer biri olarak sevdi. Fazla konuşmayı sevmez bir görüntüsü vardı. Hep dinlerdi. Ortamını bulduğu zaman yavaş yavaş açılırdı. Her konuşmasında bir kırgınlık vardı. Dışlanmışlık ve itilmişlik hissi uyandı bende. Yaptıklarına karşı hak etmediği bir muamele gördüğü intibaını edindim. Kalp kırmamaya özen gösterirdi. Ama kalbi kırılmış, gönlü incinmişti. Otursa da, kalksa da, yese de, içse de rahat değildi bir defa. 

Bu kırılmış kalbe dünyayı versen memnun ettiremezsin. Çünkü yapılanı hazmedebilmiş ve kabullenebilmiş değil. Kimse anasından yönetici olarak doğmaz, kimse de ilanihaye yönetici olarak devam edecek diye bir şey yoktur. Ama kişilerin yöneticiliğinin sona erdirilmesi bu şekilde olmamalıydı. Toptancı davranılmamalıydı. İnsan onuruyla oynanmamalıydı.

Kimlerdi bu sürecin aktörleri? Kendinden bildikleri. Aynı davaya gönül verdikleri. Zaten incinmişliği de bundan. 2014 yılından beri hep bir gönül alma bekledi. Heyhat ki heyhat! Taş ve kayadan ses geldi de gönül verdiklerinden "Necisin, kimsin, ne oldu sana, bir yanlışlık oldu" şeklinde bir ses duymadı. Sonunda yeter dedi. 39 yılın ardından emeklilik dilekçesini verdi. Yapılanları Allah'a havale ederek köşesine çekildi.

İçinizden çalışmış çalışacağı kadar. Yaşını başını almış, yeter artık, gençlere devretsin diyebilirsiniz. Ben de derim ki, sağlığı el veriyorsa, insanlara faydalı oluyorsa, işini aksatmıyorsa kime ne, ne zamana kadar çalışacağı? Bugün ona yaşlı diyenler, hiç yaşlanmayacakmış düşünüyorlar. Halbuki beğenmedikleri yaşlılık tecrübe demektir. Hayatın kendisidir. Tecrübelerini aktaracağı, herkese ağabeylik yapacağı en verimli çağında artık yaramazsın demek basiret ve feraset yoksunluğuna işarettir. Böyle düşünenlere zavallı diye  üzülünür ancak.

Ne diyelim mesleğin bu duayenine... Kimseye muhtaç olmadan, kimsenin karşısında eğilmeden 39 yıla imza atmak her adama nasip olmaz. Yolun açık olsun, Allah hayırlı ve sağlıklı ömürler versin koca adam. Şimdiden özlemeye başladık seni... 04.05.2017



3 Mayıs 2017 Çarşamba

Bu öğrencilere eziyet ediyoruz

Bana bazı çocuklara yapılan eziyetin en büyüğü nedir dense hiçbir hedefi olmayan, ailesinin zorlamasıyla okula gelen öğrencilere yapılan kazanım değerlendirme sınavlarıdır. Ne zaman böyle bir sınav yapılmak istense derste ve sınavda gözü olmayan bu tip öğrenciler cinnet geçirecek gibi olur. "Biz sınav olmak istemiyoruz" dercesine olumsuz görüş bildirirler. Ne çare ki sınava girecek, başka yolu yok.

Çocuk sınava girer girmeye. Bakışından anlarsın, ben sana bu sınav gözetmenliğini zehir edeceğim diye. Hemen hızlı bir şekilde soru kitapçığını okumadan tüm cevapları kodlar, beklemeye koyulur. Önce sağına soluna sataşır. Onları tahrik ettikten sonra bana hakaret ediyor diye açılışı yapar. Ardından wc'ye gitmek için izin ister. Tuvalete gidip geldikten sonra kah kaç dakika kaldı, der. Kah bitiren çıkabiliyor mu, der. Kah kantine gidebilir miyim, beslenmemi yiyebilir miyim, der oğlu der. Ardından ceketini almaya kalkar, sonra sırasındaki defter ve kitapları çantasına koymaya çalışır. Vakit geçirmek için her yolu dener. Vakit bir türlü geçmek bilmez. Olmadı kaç dakika kaldı diye sorar. Az sonra 12.30’da mı çıkacağız, der. Sırayı öne itekler, sonra arkaya çeker. Her sırayı oynayışında mutlaka ses yapar. Daha olmadı, çantasından kağıt çıkarır, sonra makas. Kesmeye başlar. Kağıt kesme işinden de hevesini alınca elindeki pet şişeden su içmeye çalışır. Her içişinde pet şişeyi sıkarak ses çıkartır. Bütün hareketleriyle dikkat çekmeye çalışır anlayacağınız. Hiç de rahatsız ettiğini kabul etmez. Ona göre kime ne yapıyor ki… Kendisini ikaz ettirdikçe haline şükreder, dikkat çektim, öğretmen beni gördü diye.

Öğretmen sınavın sonlarına doğru bu şekil çocukların niyetini anlar anlamaya ama biraz geç kalmıştır. Yine öğretmen çocuklar sınav oluyorlar sanır sınav boyunca. Sınavın sonlarına doğru sınavı öğrencilerin değil, kendisinin sınav olduğunu anlar. Sen ya sabır  dedikçe onun mutluluğuna diyecek yoktur.

Sınıfa o değilden bir göz attım. 30 öğrenciden biri gelmemiş, ciddi bir şekilde 8 öğrenci sınav oluyor. Geriye kalan 21 öğrenci anlattığım öğrenci tipi. Nasıl da toplanmışlar aynı sınıfa? Uğraşılsa bu kadar isabet ettiremez bir insan. Ailesi bu çocukları okutacağım diye dokuz doğursun, servis, kantin, harçlık vb masrafını karşılasın. Takviye alması için ister özel ders aldırsın, ister etüt merkezine göndersin, ister okulun yetiştirme kursuna yazdırsın…nafile.

Çocuk her bir hareketiyle ben okumayacağım. Gün bu gün. Günümü gün edeceğim. Sonra iş bulamayacakmışım, işsiz kalırmışım, daha düşük ücretli bir yerde çalışırmışım…hiçbiri umurunda değil. Onun sadece tek hedefi var: Dersi, sınavı, ortamı nasıl kaynatırım. Ailesinin kendisini doğurduğuna doğuracağına nasıl bin pişman edilir…bunu ispatlamak: Bana çocukluğumu yaşatmadan bu şekil ağır yük verirseniz ben de size hayatınız boyunca size hayatı zindan ederim.  Daha durun bu yaptıklarım daha iyi günlerinizdir. Esas büyüyünce göreceksiniz beni. Hayatınız boyunca sırtınızdan inmeyeceğim. Evlendirseniz de peşinizi bırakmayacağım, burnunuzdan fitil fitil getireceğim. Çatlasanız da, patlasanız da, kahrolsanız da ben buyum, var mı bir diyeceğiniz. Bana bakacaksınız. Bakmayacaksanız niye doğurdunuz. Üstelik bu şekil öğrenciliği yapan sadece ben değilim. Orana vursak hedefi olanlardan daha fazlayız. Ayrıca bir zevkimiz daha var. Sınav esnasında ciddi bir şekilde sınav olan, ders esnasında ders dinlemeye çalışan arkadaşlarımızı da huzursuz etmek.

Okumayacağım. Var mı bir diyeceğiniz? 03/05/2017


Tehlike saçan kazı ilgi bekliyor

Yan tarafta gördüğünüz resim bir ilçe belediyesine ait bir tesisin giriş yeri. Tesis düğün, nişan vb. amaçlı kullanılmakla beraber yanındaki okulun Beden Eğitimi derslerinin yapıldığı bir ortamdır.

Yıllardır bu şekilde duruyor. Niçin yapılmıyor, niçin bekletiliyor anlamak zor. Kimseye de ne için bekletildiğini sormadım. Anlaşılan mahkemelik bir durum var. Her ne sebeple olursa olsun kullanımda olan bir yerin bu şekilde bekletilmesi hoş değil. Çirkin görüntüsünden geçtim. Tehlike saçıyor. Çünkü bu yıkıntının üstüne lanettayin yapılmış merdivenden ortaokul öğrencileri geçiyor.
Okul ihata duvarının önüne konmuş gelişi güzel atılmış inşaat demiri yine gelip geçen araçlar ve öğrenciler için riskler barındırıyor.

Yetkililer burada illaki bir öğrencinin kaza geçirmesini, başına bir şey gelmesini mi bekliyorlar? Bu sosyal tesisle kim ilgileneniyorsa sorumlu kişilerin zaman geçirmeden bu duruma el atmasında fayda vardır. 03.05.2017