5 Mart 2017 Pazar

Kahvaltıda tuz-ekmek yiyeniniz var mı?

"Soruya bak, hizaya gel. Hiç böyle soru olur mu? Hayatında hiç tuz-ekmek yiyen var mı? Bunun neresi katık? Allah kimseye konu sıkıntısı çektirmesin, insanın beyni sulanıyor demek ki" dediğinizi duyar gibiyim.

Tuz-ekmek yiyip yemediğimiz tıpkı şu fıkrada olduğu gibi gerçekti. Nasrettin Hoca'nın "ya tutarsa" diyerek kardan yemek yapması gibi bir şeydi bizimki. Önce fıkraya bir göz atalım:

Arkadaşı: "Haydi bizde tuz-ekmek yiyelim diye bir arkadaşını evine davet eder. Benim gibi kendini darı ambarında gören zavallı: "Tuz-ekmek bir kinaye. Sanırım, börek-çörek var" diyerek arkadaşının fakir sofrasına gider. Sofrada tuz-ekmeğin dışında herhangi bir menü yok. Ne ummuştu, ne buldu. Morali bozulsa da oturur sofraya...yemeye başlar. Yerken bir dilenci gelir: "Allah rızası için bir şeyler ver" diye. Ev sahibinin: "Verecek bir şeyim yok, çek git" demesine rağmen dilenci kapıda dikilmeye devam eder. Bunun  üzerine ev sahibi yeniden adama: "Çek git buradan. bak kalkarsam kafanı kırarım" der ama dilenci yüzsüz mü yüzsüz. hala durmaya devam eder. Sofradaki misafir dilenciye: "Bak arkadaş! Adam sana kafanı kırarım, çek git diyor. Sen hala durmaya devam ediyorsun. Aklın varsa kaybol buradan. Bir defa bu adam dediğini yapar. Bak beni, tuz-ekmek yemeye çağırdı. Önüme tuz-ekmek koydu. İnan hiç şakası yok. Senin kafanı kırarım diyorsa yapar bunu" der demez dilenci kaybolur.

Bu fıkra gerçek mi bilmem ama biz küçükken kuzine sobanın içerisinde ısıtılan mayalı ekmeğin (bazlama) içine biraz tuz, biraz da kiremit rengindeki  biber koyar. Ekmeği dürüm yapar yerdik. Aklından zorun mu vardı denirse, olan buydu. Bal-börek vardı da biz yemedik mi? Bu şekilde çok öğünler savdık.

Çaya hasrettik. Lüks idi. Bakmayın şimdiki neslin çay içmediğine… Misafir gelirse onun yanında biz de nasiplenirdik. Çay hem karaborsa idi, hem de pahalı. Bakkala almak için gittiğimizde bakkalın gazete kağıdını rulo yaparak içerisine koyduğu 100 gramlık çaylardan alırdık. O da her zaman olmazdı. 100 gram çayı alabilmek için satılmayan bir malı da yanında almak zorundaydık. Daha önce demlenmiş bir çayın Güneş’te kurutulduktan sonra tekrar demlemek üzere mutfağa kaldırıldığını az duymadım o zamanlarda. Böyle bir ortamda içilen çayın demli olması takdir edersiniz ki mümkün olmazdı, hep şeffaf idi. Sobanın üzerinde çaydanlık sabah-akşam kaynar dururdu, gel beni demle diye. Ama nerede! Aniden gelen bir misafire demlemek için bekletilirdi. Haftada bir kahvaltıda demlenirdi. O gün kahvaltı bize bayram olurdu.

Ya şimdi? En fakir evimizin vazgeçilmezi. Her evde bulunur.  Misafiri ağırlamanın en ucuz yoludur bugün. Sen yeter ki içecek ol. İster demli, ister açık iç. Çaydanlık bitinceye kadar senin. Biterse yeniden demlenir. Her ne kadar kadir-kıymet bilmesek de milli içeceğimizdir bugün. Verene şükür! Bugünlere şükür! Rabbim yoklukla imtihan etmesin! Kıymet bilenlerden, takdir edenlerden eylesin... 05/03/2017

Mesajla tebliğ görevi yapanlara...

Günde aynı kişiden 3 mesaj. Aklı sıra beni yola getirecek. Bak kardeş! İşin gücün yok mu senin? Sanal alemde oyun isteği gönderenleri geçti senin mesajlarının sayısı. Sendeki mesaj gönderme azim ve kararlılığını görünce oyun isteği gönderenler bana daha masum gelmeye başladı.

Gel şu mesaj hakkını bilgilendirme amaçlı kullan, ıslah ve hidayet amaçlı değil. Şunu bil ki, BENİM SANA, SENİN DE BANA VEREBİLECEĞİN BİR ŞEY YOK. Ama suç sende değil, suç; sana sınırsız mesaj hakkını veren GSM operatörlerinde.
Sen şimdi bu paylaşımı da okumazsın, çünkü sen yine mesaj yazmakla meşgulsün. En iyisi, mesajı engelleyen bir cep telefonuna sahip olmak. Buna da yorgan yakmak denir.

Allah'ım sana, bana mesaj gönderemeyecek meşguliyetler nasip etsin ve de hayrını versin. Bu hayrı biraz da başkasına yap, ne olursun. Bu gariban iflah olmaz; tıpkı,oyun isteği gönderenlerin iflah olmayacağı gibi... 04/03/2015

Herkes kendi sayfasını doldurur*

Bugün kötü bir şey yapmadım diyenlerimizin bile kaçınamadığı ahlaki olmayan bir davranışımız var. Ben hiç işlemiyorum bu günahı diyen hemen içinde bulur kendini. Peynir-ekmek yer gibi konuşuruz iki lafımızın arasında. Yeter ki yanımızda biri bulunsun. Ortak da bir arkadaşımız olsun.

Gıybetten bahsediyorum. Kaçımız kaçınabiliyoruz bu hastalıktan? Hele bir de "Benim gizlim saklım yok. Burada olsa yüzüne de söylerim. Hem söylediğimde bir yanlışlık yok ki..." dememiz yok mu? Zaten var olan olumsuz bir özelliğini gıyabında konuşmak değil mi bu yaptığımız nahoş icraat.

Hucurat süresi 12.ayetin mealinde Allah: "Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir." Buyurarak başkasının arkasından konuşmayı/çekiştirmeyi ölmüş kardeşinin etini yemeye benzeterek ne kötü bir harekette bulunduğumuza işaret etmektedir. Birini arkasından çekiştirmenin hoş olmadığını biliriz hepimiz. Ama nedense bu günahı bilerek veya bilmeyerek işlemeye devam ederiz. İşin garibi gıybetini yaptığımızın kişiyle karşılaştığımızda hiçbir şey yapmamışız gibi pişkin pişkin davranabiliyoruz. Üstelik yüzümüz de kızarmıyor. Biz en iyisi büyüklerin gıybet konusunda ne dediklerine bir bakalım. Ondan sonra kendimiz karar verelim, gıybet yapıp yapmayacağımıza.

Biri Halid bin Velid'e: “Falanca senin hakkında konuştu" der. Halid’in cevabı: "Kendi sayfasıdır istediği ile doldurur" olur.

Bir adam Vehb bin münebbih'e: "Falan senin hakkında konuştu" der. Vehb’in cevabı: "Şeytan senden başka elçi bulamadı mı?" olur.

Bir adam Hz Ali’ye: "Falan senin hakkında konuştu" der. Ali ise: "Eğer benim hakkımda söyledikleri doğru ise Allah beni affetsin. Eğer doğru değilse Allah onu affetsin" der.

Bir adam İmam şafi’ye: "Falan adam senin hakkında konuştu" der. Şafi: "Eğer doğru diyorsan sen dedikoducusun. Eğer yalan söylüyorsan sen fâsıksın" cevabı verir.

Bir adam bir âlime: “Falanca adam senin hakkında konuştu" der. Alim zatın cevabı: "O bana ok attı ama isabet ettiremedi. Sen ise oku getirip kalbime sapladın" olur.

Bir adam bir âlime: “Falanca adam senin hakkında konuştu" der. Alim: "Üç cinayet işledin;
1. Kardeşim ile aramı bozdun.
2. Boş kalbimi meşgul ettin.
3. Kendini de, benim gözümden düşürdün” der.( Emin Karaman)

Sonuçları itibariyle gıybetin ne olduğunu birbirinden değerli-Allah kendilerinden razı olsun- büyüklerimizin bu güzel anlatım ve tariflerinden sonra başka söze ne hacet! Dileyen adına muhabbet/sohbet/yarenlik dediği gıybetini yapmaya, ahiretine azık hazırlamaya ve kendi sayfasını doldurmaya devam etsin, dileyen vazgeçsin. Dileyen “Atın ölümü arpadan olsun…ölmüş eşek kurttan mı korkar” desin. Dileyen de “günaha giriyoruz ama…” deyip yine gıybet yapmaya devam etsin. Tercih bizim. 

Ölmüş kardeşimizin etini yemek zevkli oluyor değil mi? Zaten sürekli hayvan eti yemekten bıkmıştık. Afiyet olsun. 04/03/2017

* 08/03/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.