25 Şubat 2017 Cumartesi

İlklerin adamıydı *

Ömrünü mücadeleye adamış bir dava adamıydı. Ülkesine ve İslam dünyasına hizmetten geri kalmadı. Bilim adamı ve siyasetçi. Dini, ilahiyatçılardan daha iyi bilen biri idi.

Gözlerinin fıldır fıldır etmesi zekasındandı. Bilim adamı ve yüksek mühendis olarak hayatını devam ettirseydi bir eli yağda, diğeri balda olacak; paraya para demeyecek, sıkıntı çekmeyecekti. Leopard tanklarına imzasını attığı gibi yeni icatlara da mührünü basacaktı.

Memlekete hizmetten başka bir düşüncesi olmadığından rahatı değil zoru seçti. Memleketin gelişmesi için ağır sanayiye ihtiyacı vardı. Önce Gümüş motoru kurdu ve üretimini gerçekleştirdi. Yeterli desteği görmeyince TOBB genel sekreteri, ardından başkanı oldu. Baktı ki; üretim, sanayi siyasetsiz olmuyor. Bağımsız olarak siyasete adım attı. Tamı tamına 5 parti kurdu. Her kurduğu parti irticanın odağı olarak görüldü. Laikliğe aykırı görülerek kapatıldı. Çoğu zaman siyasi yasaklı hale geldi. Hapiste yattı. Pes etmedi. Yılmadı. Onlar kapattı. Bu yeniden açtı.

Önceleri küçük bir parti iken rakipleri  dalga geçti, ciddiye almadı. Ne zamanki büyümeye başladı, tehlike olarak görüldü. Tek kişiyle başlattığı siyaset mücadelesinde koalisyon ortağı oldu çoğu zaman. Ağır sanayi hamlesini başlattı. Her bir yere fabrika temelleri attı.  Bize hayal gelen icraatlarını yapmak için didindi durdu. Önce manevi kalkınma dedi. İslam Birliği fikrinden hiç vazgeçmedi.  Bugün hayal gibi görünüyor. Dün hayal gibi görünenler bugün yapıldı. İnşallah! İslam  birliği niçin olmasın.

Rakiplerinin saldırma, yıldırma ve hakaretlerine karşı beyefendi kişiliğini hiç bozmadı. En kötü sözü: “Sizi gidi taklitçiler sizi” idi. Bütün hayat mücadelesini “Biz ve onlar” bandına oturttu. Kendi kesimine kızmışsa “Sakallı Hüsnü," diğerlerine de "Hadi ordan" dedi.

Kapatılan, baraj altında kalan partisini iktidara taşımayı bildi. İktidar olur olmaz, “Denk bütçe” yaptı. “Havuz sistemini” getirdi. Rant ve faiz lobisine darbe vurdu. D8'leri kurdu. Memur, hayatında görmediği zammı gördü zamanında. Enflasyon da azmadı.  Silahlı ve silahsız kuvvetler, iktidarına savaş açtı. Hortumları kesilenler onun iktidarına bir yıl dayanabildiler. Okul arkadaşının ayak oyunu ile iktidardan uzaklaştırıldı. Partisi iktidarda iken yine kapatma davası açıldı. Partisinin kapatılmasına karar verildiğini bildiği halde Yüce Divanda saatlerce ayakta partisini savundu. “Savunan adam” olarak tarihe geçti. Partisini kapatılmaktan kurtaramadı, çünkü kalemi kırılmıştı ve partisi aynı zamanda parçalandı ya da kendisi ikiye böldü bilinçli olarak. Partisi kapatıldığı zaman: "Karar aslında etkisi ve sonuçları bakımından fevkalade önemsizdir. İnancın, halkın, milletin arzuları önüne engel olunamaz. Onlar daha güçlenerek daha da büyük gayrete gelerek hedeflerine ulaşırlar ve öyle olacaktır" diyerek ortamı germedi. Nezaketinden ve efendiliğinden hiç ödün vermedi.

Sonunda siyaseten attığı tohumlar meyvesini verdi. Rahle-i tedrisinden yüzlerce siyasetçi yetişti.  Talebeleri gitmemek üzere yıllardır ülkeyi yönetiyor. Üstelik başında da "Artık muhtar bile olamaz" dedikleri siyaseten yasaklı biri var. Kendisine yaptırmadıklarının çoğunu öğrencileri yaptı. Üniversiteler başta olmak üzere hemen hemen her alanda başörtüsüne geçit verilmediği anlarda: "Gün gelecek, rektörler başörtülü kızlarımızın önünde selam duracak" diyerek hiç ümidini yitirmedi. Ve bugün başörtü yasağını millet unuttu. Sadece üniversite rektörleri değil, asker bile selam durdu. Çünkü başörtülü görev yapma askeriyede de serbest hale geldi. Çünkü öğrencileri diklenmeden dik durmayı bilerek mücadele etmeyi düstur edindiler.

O, karşıt kesim için “Takunyalı” idi. Bizim içinse ilklerin adamıydı. 85 yıllık ömrüne, küçük boyuna dünyayı sığdırdı. Öğrencilerinin mücadele azmini, hizmet anlayışını gören Hoca; ülkeyi FETÖ'ye otoban yapmak için yapılan 28 Şubat post-modern darbesinin yeni bir seneyi devriyesi olmadan 27/ Şubatta her fani gibi ebedi aleme yürüdü.

Çoğumuzun dün hayal olarak gördüğü milli-manevi değerleri ve kalkınmayı gerçekleştirmek için talebeleri bugün yedi düvele karşı var gücüyle mücadele ediyor. Savrulup hata yapmazlarsa başaracaklar gibi sanki... Ülke, boynuzun kulağı geçtiği gibi emin ellerde. Gözü arkada kalmasın, mekanı Cennet olsun, nur içinde yatsın. Bu ülke ve tüm İslam ülkesi insanlarının gönlünde taht kurdu. Unutulmayacak ve hep hayırla yadedilecektir. 25.02.2017

* 27/02/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde ve ladik.biz sitesinde  yayımlanmıştır.

Hacca bir yol bulmalı...*

2017 yılında hacca gitmek için 335 bin kişi müracaat etmiş, önceki yıllarda başvurduğu halde gitmek için sıra bekleyen 1.700.000 kişi ile birlikte 2 milyondan fazla kişi sıra bekliyor. 24 Şubatta çekilen kura ile birlikte kutsal beldeye gidecek 80 bin kişi belli oldu.

9 yıl önce yazılıp her yıl kayıt yenileme yapmasına rağmen kurada hac farizası çıkmayan aday adaylarının sayısı az değil. Eskiden hacla ilgili: "Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır.ayetini okurken “güç getirme” ile maddi imkana sahip kişilerin kastedildiğini anlıyordum. Şimdi ise zenginlikle beraber hac kotasına takılmama, kurada çıkma şeklinde de anlamak lazım. Her ne kadar Suudi Hükümeti ülkemize ayırdığı kontenjanı artırsa da hacca gitmek isteyenleri eritmek mümkün gözükmüyor. Kutsal vazifemi bir an evvel yerine getireyim diye müracaat edenlerin her yıl çekilen kurada sevinçleri kursaklarında kalıyor, umutlarını bir başka bahara saklıyorlar. Bekleye bekleye insanımız mutlaka muradına erecek ama o zamana kadar kim öle, kim kala.

Hacca gitmek için sıra bekleyip kurada ismini göremeyen üzülse de ardından demek ki nasip değilmiş diyerek durumu kabulleniyor. İşin garibi yıllardır davet edilmeyi bekleyip de gidemeyenlerin yanında yeni müracaatlarla sayı iyice artıyor. Pekiyi ne yapmak lazım? Var mı bir alternatifin denirse bu konuda görüşümü söylemek isterim. Görüşümü söyleyeceğim söylemesine de: "Eski köye yeni adet getirme, dini ne hale getirdiniz zaten. Dini reforme etmeye çalışıyorsun, sonra sen bu işten ne anlarsın..."şeklinde kınanmakta var bu işin içinde. Hemen söyleyeyim, söyleyeceğim görüşün doğruluğu iddiasında değilim, üstelik bu işin uzmanı hiç değilim. Görüşümde isabet de eder, yanılırım da. İstediğim bu konunun uzmanlarınca seviyeli bir şekilde tartışılması.

Bakara süresi 197.ayette: “"Hacc, bilinen aylardır…” buyrulmaktadır. Burada hac, bilinen aylar denmektedir, ay demiyor. Zaten şevval, zilkade ve zilhicce, hac ayları olarak bilinmektedir. Hâlihazırda ifa ettiğimiz hac zilhicce ayında vuku bulmaktadır. Acaba hac, zilhicce ayı dışında diğer iki ay olan şevval ve zilkade aylarında yapılamaz mı? Yapıldığı takdirde hac farizasına bir halel gelir mi? Haydi hepsini anladık. Kurban ne olacak denebilir burada… Haccın ifrad, temettü ve kıran çeşitleri vardır. Bakara 196.ayette ise, “Güven içinde olursanız hacca kadar umreden yararlanan kişiye, kolayına gelen bir kurban gerekir. Onu bulamayan kişi, üç gün hacda, yedi gün de geri döndüğünde oruç tutar. Bu tam on gün eder. Bu, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah’tan korkun. Bilin ki Allah’ın cezası pek ağırdır.”buyrulmaktadır. Bu ayete göre ifrad haccı, yani umre yapmaksızın sadece hacc ibadeti yapan kişiler kurban kesmezler. Ama hacca kadar umre yapan kişilerin yani temettu’ veya kıran haccı yapanların kurban kesmesi lazımdır. Eğer bunlar para bulamama vs. gibi çeşitli sebeplerle bu kurbanı kesemezlerse üç günü hacda, yedi günü hac dönüşünde olmak üzere toplam on gün oruç tutacaklardır.”(fetva.net)

Ayetten anlaşıldığına göre umre yapmaksızın yapılan hac çeşidi  ifrad hac çeşidinde kurban kesilmez. Temettü ve kıran çeşitlerinde ise kurban kesmek gerekir. Kurban kesmeye güç yetiremeyen Mescid-i Haram dışından gelen hacılar ise üçünü hacta, geri kalan yedisini ise memleketine gittikten sonra tutacak şekilde oruç tutmakla yükümlü kılınmıştır. Burada Peygamberimiz zilhicce ayında hac yaptı denebilir. Hz Muhammed ömründe bir defa hac görevini ifa etmiştir. Birden fazla yapsaydı belki diğer iki ayda da yapabilirdi demek mümkün.

İşin ehli ve uzmanları, hac ayları denen diğer iki ayda da haccın yapılıp yapılamayacağı konusunu enine boyuna tartışıp bu konuda olur ya da olmaz fetvası verebilirler.(Bildiğim kadarıyla bu konuyu geçmişte Bayraktar Bayraklı gündeme getirmişti.) Şayet diğer iki ayda da hac yapılabilir görüşü  bir seçenek olarak benimsenirse hacca gitmek isteyenler üç aydan birini seçmek suretiyle kuraya tabi tutulabilir. Şevval ve zilkade ayında hacca gitmek isteyenler ifrad haccına niyet edebilir. Böylece yıllardır beklediği halde hac kotasından dolayı bir yol bulamayanlara bir yol açılmış, geçmişten günümüze sıra bekleyenler de bu şekilde eritilmiş olur.

Umarım bir hadsizlik yapmamışımdır. Niyetim acaba bir çıkış yolu bulunabilir mi? Olmaz denirse her yıl kurada hac çıkacak diye umutla beklemeye devam ederim. Kurada hac vazifesi çıkan şanslı ve nasipli insanlara şimdiden haclarının mebrûr olmasını temenni ederim.  25/02/2017

* 04.03.2014 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde "Bu sene de çıkmadı hacc" başlığıyla yayımlanmıştır.


23 Şubat 2017 Perşembe

İnsanımızı tanıyalım: Bir İnsan Profili

24/02/2015 tarihinde bir toplu ulaşım aracına bindim. Otobüs kalabalık mı kalabalık. Binen yolcular binmenin sevincini yaşarken sıra, aralarda tutunmak için yer bulmada. Kaptansa "Lütfen arka tarafa ilerleyiniz!" diye seslenmeye devam ediyor.

Bir kızımız da bindi, bir eliyle tutunurken diğer eliyle de -"Cep telefonu ile konuşmak yasak" uyarısına aldırmadan ve "Konuştuğumu diğer yolcular duyar ve rahatsız olurlar" demeden aradı birini, başladı anlatmaya:

-Az önce kimi gördüm biliyor musun? Fatmanur'u gördüm yanında biriyle beraber. Başında kabşonu vardı, beni görünce kapşonunu çıkardı, yanındaki sevgilisinin koluna biraz daha yaslandı, ben geçtikten sonra sevgilisi döndü döndü bana baktı, benimle ilgili ona bir şeyler söylüyor belli, ne yapmaya çalışıyor bu ya, sinir oldum, sonra kendisi de döndü bana baktı durdu, ne yapmaya çalışıyor bu ya, sinir oldum...

Arkadaşını bilgilendirdikten sonra telefonu kapattı, bir başkasını aradı, aynı gördüğünü bu sefer ablasına anlattı. Sonra ne mi oldu.Yeni yolcular bindikçe kızımız arka tarafa doğru ilerledi. Sesi duyulmaz ve görünmez oldu, daha başka kimleri aradı ya da arayacak kim bilir?..

Eskiden bu fiskoslar gizli yerlerde anlatılırdı, maalesef kalabalık bir ortamda herkesin duyabileceği bir ses tonuyla anlatıldığına göre dedikodu, fiskoslarımız ve günahlarımız da alenileşmeye başladı. Allah feraset, hidayet ve utanma duygusu versin.


Meraklısına not: Ben ne mi yaptım. Kızımız daha kaç kişiyle konuşacak ve bu Fatmanur kim onu düşündüm durdum.(!) Herkesin sessizliğine ben de sessiz kaldım ve bu dedikoduyu sanal aleme taşıdım. 25/02/2015