8 Şubat 2017 Çarşamba

Büyükanneye torun maaşı *

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı arasında düzenlenen protokole göre; 6-12 aylık torunlarına bakan büyükannelere  425 TL maaş verilecek.  Mart ayında başlayacak ödemeye göre şimdilik 10 il pilot bölge seçilmiş. Uygulamadan yararlanmak için çalışan annenin en az geriye dönük bir yıllık sigortalılık hali şart koşuluyor. Annenin maaşı ise iki asgari ücretten az olması gerekiyor.

Protokol imzalanmış. Bu düzenlemeden kimler, ne kadar kişi yararlanacak bunu da uygulanmaya başlayınca görürüz. Bize hayırlı olsun demekten başka ne demek düşer? Çocuğa bakmada sanırım bir sıkıntı olmalı ki devlet böyle bir düzenlemeye gidiyor. Fakat insan sormadan edemiyor? Böylesi düzenleme önceliklerimiz arasında mı olmalıydı?

TÜİK’e göre 2016 yılında 15-64 yaş arası kadınlarda işsizlik oranı % 13,3 erkeklerde  bu oran  11,3 olarak tespit edilmiştir. 15-24 yaş arasında ise bu oran kadınlarda 20,5 erkeklerde ise 19,2 olarak ortaya çıkmıştır. Yanlış hesap yapmıyorsam her 5 kişiden birimiz işsiz. Çalışmıyor, ya da iş arıyor. Devlet veya özel sektör iş veremiyor bu insanımıza.


Devletin büyükanneye maaş vermesi anneleri yani bayanları çalışmaya teşvik anlamına gelmektedir. Çocuğu olan annelere verilen bu teşvik, çalışan ailelere az da olsa bir katkı sağlayacaktır. Bu kadar işsizimizin olduğu bir ortamda işi olup maaş alan anneye katkı çok doğru olmasa gerek, zamanlaması uygun değil diye düşünüyorum. Öncelik işsizleri iş sahibi yapmak olmalıydı? Çalışan annelerin çocuğu olduğuna göre -boşanma vb özel durumlar hariç- zaten bu eve çift maaş giriyor demektir. İşsizler ordusu arasında  ise belki karı-kocanın her ikisi de işsiz olabilir. 

Okuyanlar arasında ve mezun olduktan sonra görev almada, iş bulmada kız çocuklarının erkek çocuklara göre daha azimli oldukları göze çarpmaktadır. Erkek çocuklar, soyumuzu devam ettirecek, büyüyünce bize bakacak düşüncesiyle ailelerin çoğu tarafından biraz fazla şımartılınca okumada pek gözleri olmuyor. Erkekler ailesine nazlanıp yaramazlık yapa dursunlar kızlarımız okuyup bir yerlere gelmektedir. Birçok kuruma gidildiği zaman çalışanlar içerisinde erkeklerin bayanlara göre sayısının çok az olduğu dikkat çekmektedir. Eskiden her kurumda çalışan birkaç bayan var iken şimdi erkeklere göre ezici bir üstünlükleri var kadınların. Neredeyse birçok meslek bayan mesleği olmuş durumdadır. Kadınların çalışma hayatında bizde varız demesiyle birlikte çalışan anneler sorun üzerine sorun yaşamaktadır. Çünkü çocuk kendi başına yeter duruma gelinceye kadar bakıma muhtaçtır. Kadın çocuğuna mı bakacak, ev işlerini mi yürütecek, iş hayatında çalışmak için mücadele  mi edecek? Evet, karı-koca çalışmak suretiyle evin ekonomik refah seviyesi yükselmektedir. Çünkü eve çift maaş girmekte. Bu durumda anne gücünden daha fazla bir efor sarf etmek durumunda kalacaktır. Çocuğun bakımı ise başlı başına bir sorundur. Anne şefkatiyle büyüyecek ana kuzusu çocuklar akşamdan akşama annesini görebilmekte. Akşamı iple çekmektedir. İster büyükanne, ister bakıcı, ister kreş çocuğa kim bakarsa baksın, isterse mükemmel baksınlar, anneyi aratmasınlar; çocuğun bakımında annenin yeri her zaman için ayrıdır. Kimse annenin yerini tutamaz.

Sözlerimden kadınların çalışmasına karşı olduğum anlamı çıkmasın. Kimsenin çalıştığında gözüm yok, Kimseyi de kıskanmıyorum. İsteyen çalışmayı seçer, isteyen de çalışmaz. Bu bir tercih meselesidir. Kadın dışarıda başkasının işini yaparken, başkasının çocuğuyla ilgilenirken kendi çocuğu başkasına emanet. Çocuk yetiştirmeyi önemsemiyoruz anlaşılan. Çocuk ailenin tutkalıdır, neşesidir, toplumun çekirdeğidir, geleceğimizin teminatıdır. Çocuğun yetişmesinde/eğitiminde/terbiyesinde annenin önemi küçümsenemeyecek kadar büyüktür.

Büyükanne torununa bakacaksa parası için değil, kendisinden bir parça olduğu için bakar. Çalışmayı seçen anne de çocuğunun bakımı için mutlaka tedbirini almış, A ve B planları yapmıştır. Zor da olsa çalışma hayatına devam edecektir. Devlet mutlaka yardım yapacaksa bunun adı “Büyükanneye torun maaşı” şeklinde olmamalı. Bu parayı bugün çocuk parası adı altında verilen sembolik paraya ekleyebilir. Aile çocuğu adına yatan bu parayı ister kendi harcar, ister çocuğun harcamalarında kullanır, ister büyükanneye veya çocuğuna bakan bakıcıya verir.

Yetkililerin bu aldıkları kararı yeniden gözden geçirmesinde fayda vardır.  08/02/2017

* 09/02/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


Çamurlaşıyoruz hemen

Bu ülkede düşmeyeceksin. Kazara düşersen asla kaldıran olmaz. Hatta elimizde imkan olursa bir tekmede biz vururuz. Kimsenin hata yapma gibi bir lüksü olamaz. Yoksa görürsün hanyayı ve Konya'yı.

Kendimizi burnumuzdan kıl aldırmayacak şekilde mükemmel görürüz. Kimseye laf da söyletmeyiz. Hata yapan insanı kazanma gibi bir vazifemiz yok. İnsanları değerlendirirken "Beşerdir, şaşar" sözünü unutup vurdukça vuruyoruz. Yakışmıyor gerçekten. Haydi diyelim ki bir insan bilerek veya bilmeyerek bir hata yaptı, bir paylaşımda bulundu, bir seviyesizlik  yaptı. Kendisinden beklenmeyen bir harekette bulundu. Hemen üzerine çullanıyoruz. Adamı anasından doğduğuna doğacağına pişman ediyoruz. Adamın seviyesizliğine alçalarak vurmaya devam ediyoruz. Ne anası kalıyor, ne de babası. Hakaretin bini beş para. Eğer adam önlerine çıksa inanın gözünü kırpmadan öldürecekler. Aslında böyle yaparak kendi çap ve seviyelerini de göstermiş oluyorlar. Benim de aslında senden farkım yok, sen tencere isen ben de kapağım demektir bu. Yapılan densizliğin karşılığı bu değil. Ya adamı muhatap almayıp yoluna devam edersin, ya da seviyeli cevap verirsin. Bizim yaptığımız düpedüz terbiyesizliktir. Ahlak hiç değil. Etik değerlerden geçtim bizim insanlık sorunumuz var.

Bir defa bir insanın görüşü, görüşün yazıya dökülmesi, sanalda paylaşılması bir vitrinlik iştir, satışa çıkmadır. İsteyen alır, istemeyen almaz. Herkesin müşterisi vardır. Biri bir görüş paylaştığı zaman herkes ona uyacaktır, beğenecektir diye bir kural yoktur. tasvip edersen beğenirsin, onaylayıp yorum yazarsın. Onaylamaz isen beğenmezsin, cevap vermezsin, yok kabul eder, görmezden gelirsin. İllaki cevap vermen gerekiyorsa edep ve üslubunu bozmadan medenice cevap verirsin. Hızını alamadıysan gider adamın bulunduğu yere hakaret etmeden protesto hakkını kullanır, bulunduğu görevden istifaya davet edersin. Paylaşım seni rahatsız etmişse, rencide etmişse Bilgi Edinme başta olmak üzere hakkını arayabilirsin, savcılığa suç duyurusunda bulunabilirsin, manevi tazminat davası açabilirsin.

Ben bu ülkenin insanını anlamıyorum gerçekten. Hakaretlerle nereye varmak istiyoruz? Ne kazanacağız böyle davranmakla. Ayrıca hakaret etme ve savunma konusunda da objektif değiliz. Eğer kendi görüşümüze paralel bir paylaşım görmüşsek adamın devlet memurluğu falan aklımıza gelmez: "Adamın kralısın" deriz. Muhalif bir görüş ise basıyoruz çığlığı ve yaygarayı. Kendimizden veya değil, siyasi söylem yapması yasaklanan biri bir paylaşımda bulunduğu zaman ilk önce kendi savunduğun fikri savunan devlet memuruna da karşı çıkmamız gerekiyor. Teşbihte hata olmasın; herkes kendi köpeğini bağlarsa, köpeğine sahip çıkarsa, köpeğine haddini bildirir, onun cezasını kendisi verirse bu tür paylaşımlar gündemimizde olmaz. Kimse de bundan rahatsız olmaz. Maalesef sanal alem siyasi görüşünü ifade eden devlet memurlarıyla dolu. Hem iktidarı savunan hem de muhalefeti savunan. Önce ortak noktada buluşalım. Siyasi söylemde bulunan kim olursa karşısında yer alabiliyorsak ben o kişilerin alnından öperim. Ama kimse yoğurdum ekşi demiyor.

Birbiriyle seviyeli bir şekilde konuşamayan, medenice cevap veremeyen; itiraz, şikayet, protesto hakkını kullanamayan bizim gibi okumuşlardan bu ülkeye hiçbir katkı olmaz. Havasını teneffüs ettiğimiz bu ülkede birbirimizi siyasi söylemlerimizden dolayı kırp geçireceksek -ki öyle maalesef- seviyeli bir üslup geliştiremeceksek siyasetten önce edep ve ahlak öğrenelim. Değer mi yanlış bir paylaşım dolayısıyla insanların birbirini üzmesine. Bu tür hareketlerimiz bizim seviyemizi gösterdiği gibi insanlıktan nasibimizi almadığımızın da göstergesidir. Kime ne yararı var bu üslup ve söylemlerin? Siyasetiniz batsın sizin. Sizin gibi seviyesizlerin yaptığı siyasetten de hayır gelmez. Burnundan soluyan, muhalifini düşman gibi gören tiplerin oluşturduğu ortam ancak gerginlik doğurur. Bundan da bu ülke zarar görür.

Herkes yerini, seviyesini, makamını, haddini bilsin. Devlet memuru musun sadece işini yapacaksın. Siyasete karışmayacaksın. Devlette çalışan ister hizmetli, ister memur, ister öğretmen, ister müdür kim olursan ol, sadece kendi işini yap. İster iktidarı sev, ister nefret et. İster iktidara yakın ol, ister muhalif. Öncelikle hepimiz ikircikli davranışı terk edelim. Ben kendim devlet memuru olarak her türlü paylaşımı yapacağım, ama birileri yapamayacak. Yasaksa herkese yasak, serbest ise herkese serbest olmalı. Yasak devam ediyorsa devlet paylaşım sahibi memurun yakasına yapışmalı, hesabını sormalı. Yok yasak mevzuatı uygulanmayacaksa o zaman önce yasağı kaldırın, kim ne yaparsa yapsın. Çünkü bu ülkenin en büyük sorunlarından biri de yasakların ciddiye alınmayıp çiğnenmesidir.

Hasılı, siyasi söylemlerde bulunan devlet memurlarına hesap sorulurken aynı zamanda dili ve kalemi hakaretten başka bir şey bilmeyen kişilere de hesap sorulmalıdır. Çünkü bizim hakkımızdan ancak kuralları uygulamak gelir. Kimsenin çiğnediği yasak, yaptığı hakaret yanına kar kalmamalı. 08/02/2017

Kıvrak Eğitim

-Oğlum, niye erken geldin okuldan?

Bugün kıvrak eğitim yaptık.

-Öğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler?

Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir.

Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var?

Öğretmenler toplantısı varmış.

Niye şimdi toplanıyorlar ki?

Çalışma  programında bugünmüş.

Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün?

Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi.

-Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı?

Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı?

İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam ederken onlar gelip toplantılarını, zümrelerini yapsalar ne olur? Kıyamet mi kopar. Plansızlığımız buradan belli. Daha eğitim ve öğretime yeni bismillah dedik. Ardından hemen toplantı geldi. Tatil; öğretmen, öğrenci herkesin işine gelir. Ama bu yapılan doğru değil. Her tatil sizi ve öğretmeni okuldan biraz daha soğutur, uzaklaştırır. Eğitim ve öğretimin yeri başka, toplantının yeri başka. Birini yaparken diğerini yıkmamak gerekir. Her şeyden önce eğitim ve öğretim bir plan işidir. İyi planlamak lazım. Sonra bu devirde ikili öğretim mi olurmuş.

Baba, imkan meselesi bu işler. Bina eksikliğinden yapılıyor bunlar.

İyi de evlat! Benim bildiğim devlet hiçbir imkanı esirgemiyor okullardan. Bakan sürekli açıklıyor. Bütçeden en fazla pay eğitim ve öğretime ayrılıyor diyor. Hala ikili öğretim de neyin nesi? Eğer imkanlar el vermiyorsa o zaman devlet farz olan bu mesele varken niye müstehap ile uğraşıyor?

Hemen meseleyi dini konuya getirdin yine. İkili öğretimden bahsediyordum. Sen işi farz-müstehaba getirdin.

Konuyu değiştirmedim. Mademki para yok. Devlet yeterince bina yapamıyor, tekli öğretime geçemiyor. O zaman ne diye okulları etkileşimli tahta ile donatıyor?

Ama akıllı tahta ile ders işlemek iyi oluyor. O da ihtiyaç.

Ben ihtiyaç değil demedim ki. Oturacak yerimiz yok. Bunun için öncelikli olarak oturacak yerler yapmak gerekirken biz, sığamadığımız binanın aksesuar işleriyle uğraşıyoruz. Burada farz dediğim mesele, önceliğimiz bina yapmak ise onu yapalım. Binayı yaptıktan sonra o dediğin akıllı tahtalara sıra gelsin. Yazık değil mi size! Sabahın erken saatinde, karanlıkta yola çıkıyorsun, diğeri öğle okula gidiyor. Akşam hava karardıktan sonra dersten çıkmak zorunda kalıyor. Önceliğimiz bu arızi durumun giderilmesiydi.

Tamam baba, Tartışmaya girmeyelim. Kıvrak mıvrak. Doğru ya da yanlış. Halihazırda bahtıma okuldan erken çıkma fırsatı çıktı. Ben onu bilirim. Bu fırsatı biraz daha İnternetten oyun oynayarak değerlendirmem lazım. Sen devlet meselelerini git yetkililere anlat. Tabi, seni dinlerlerse… 08/02/2017