4 Şubat 2017 Cumartesi

Taşlaşmış karlar ve taşlaşmış kalpler

Kültürümüzde "Allah taş yapar" diye bir deyim vardır. Özellikle küçük çocuklar için bir şeyi yapmamaları için büyüklerin kullandığı bir silahtır.

Aslında bu tabir çok hoş bir tabir, çok şık bir ifade tarzı değildir. Daha dünyadan, dünyanın kötülüklerinden habersiz masum çocukları bu şekilde korkuturuz. Rahman ve rahim olan, merhameti gazabını geçen, yaptığımız her türlü kötülük ve melanete rağmen bizden rızkını kesmeyen bir Allah'ı çocuklara bu şekilde tanıtmak çok nahoş bir durumdur. Küçük dimağların belleklerinde 'taş yapan' bir Allah algısı yerleştirmek makul düşünen kişilerin baş vuracağı bir yöntem değildir. Böyle bir atmosferde yetişen çocuklara "Allah kim" dense "Taş yapan biri" cevabı alırsak hiç şaşırmayalım. Bu, bizim eserimizdir.

Allah taş yapamaz mı? Amenna ve saddakna. O, bir şeye yeter ki ol desin. Hemen oluverir. Örnek mi istersiniz. Hemen evden çıkıp etrafımıza bir göz gezdirelim. Aralığın son haftası başlayan ve ardı arkasına yağan, rahmet ve bereket dediğimiz karlara bir bakalım. Yağarken çocuklar gibi şenip altında yürüdüğümüz, üzerimizi beyazlatan, yerleri bembeyaz yapan, kirlerimizi örten, birbirine değmeden yere düşen, yere biriktiği zaman elimize alıp kartopu oynadığımız, pamuk gibi olan yumuşacık karlar şu anda ne durumda? Yol kenarlarına kürünmüş karlar şimdi kap katı olmuş, sertleşmiş, taşlaşmış durumda. Kaya gibi. 15-20 gün önceki üzerine yatıp kara gömüldüğümüz, kardan adam yapmak için istediğimiz şekli verdiğimiz kuş tüyü karlarımız bir nevi taşlaştı. Bugün birine kartopu diye atsak adamı yaralar ve yere yıkar. Aramızda bitmeyecek kavga ve kan davasının fitilini ateşler. Nasıl da dönüştü o yumuşacık kar taneleri kısa zamanda birer taş kütlesi oldu çıktı. Ne kürek girer, ne balta. Ne kırılır, ne sökülür, ne kürünür ne de yerinden divelenir. Her şey tavında. Nasıl da dönüştü kısa günler içinde.

Hikmetini bilmem ama karı bu şekilde sertleştiren Rabbim'in mutlaka bir bildiği vardır. Bir faydadan da hâli değildir. İşte Allah yaptı mı böyle yapar. Taşlaşan karlar bakarsın yarın esecek bir lodosla eriyiverir. Yeraltı sularımızın artmasına zemin hazırlar.

Biz insanoğlu da değişiyoruz tıpkı karların durumu gibi. Küçükken yumuşak bir kalbe sahibiz. Büyüdükçe taş kalpli oluyoruz. Bir gün o sertleşmiş karlar eriyecek. Umarım karların erimesi gibi bizim de kalbimiz erir. Taş kalpliliği bırakırız. Raflara kaldırdığımız insanlığımız geri gelir. Aramızda sevgi, saygı ülfet oluşur. 04.02.2017

Camilerde vekillere yardım sergisi/kampanyası açılmalıdır/düzenlenmelidir

Astronomik haberleşme faturası dolayısıyla Türkiye gündemine oturan divan üyesi vekilin görevinden istifa etmesini istedi Genel Başkanları. İlgili vekil de gereğini yapacağını ifade etmiş. Bunlar basına yansıyan haberler.

Öncelikle vekilin yaptığı harcama mevzuata uygun. Çünkü Meclis divan üyelerine haberleşme giderleri için herhangi bir sınır konmamış. Ama her şeyin kitabına uygun olması kişiyi kurtarmaz. Toplumsal kurallar dediğimiz ahlak ve etik, olmazsa olmaz kurallarımızdandır. Açıklamasına göre bu vekil, bir milyon seçmeninin her birine ayrı ayrı iki defa "Teröre hayır" mektubu göndermiş, faturanın yüksek olmasının sebebi de bu imiş. Her şeyde bir hayır vardır denir ya. Bunu da hayra yormak gerekir. Bu vesileyle divan üyelerine sınırsız, diğer vekillere ise aralık maaşlarının iki katı haberleşme sınırı gibi ucube bir mevzuatın kaldırılması gündeme gelebilir. Ki gelmelidir. Kimse milletin sırtından millete vatanseverlik ve siyaset yapmaya kalkmasın. Zannedersem bir vekilin çıplak maaşı 17 bin lira civarındadır. Bu millet rüyasında bile göremeyeceği bir maaşı vekiline takdir etmiştir.  Vekiller karın tokluğuna orada görev yapmıyorlar. Devletin hangi kurumunda devlet memurunun iletişim, haberleşme giderleri devlet tarafından karşılamaktadır. Bir defa vekillerin Meclis'in sırtından seçmenlerine mesaj verecek siyasi propaganda yapmaları uygun değildir. Bu hak değildir. Bu hakkı onlara kim vermişse derhal kaldırılmalıdır. Kimse milletin parasını başkasının emrine  bonkörce harcama yapma yetkisi verme hakkına sahip değildir. Devletin malı deniz hiç değildir.

Bir vekil seçmenlerine mesaj mı verecek. Tüm TV kanalları onların emrinde. Gazeteciler haber peşinde durmadan. Basın toplantısı düzenleyebilir. Bu çağda mektup aracılığıyla haberleşme dönemi demode oldu artık. Bugün Anadolu'nun en ücra köşesinde ikamet eden vatandaşımızın cebinde akıllı telefon var, internet var. Aynı anda whatsapp aracılığıyla siyasetçimiz seçmenlerine mesaj verebilir. Üstelik ücretsiz. Whatsapp kullanmayan az sayıdaki insanımız da bu mesajdan mahrum kalsın.

Bugünkü mevzuata göre divan üyesi bir vekilin sınırsız haberleşme hakkı yasal olmasına rağmen fahiş harcama yapan vekilini Ana Muhalefet Başkanının istifaya çağırması hoş bir durumdur. Takdir edilmelidir. Vekil de istifasını vermeli, bu şekilde savurgan harcayan diğer vekiller varsa onlara da ibret ve örnek olmalıdır bu durum. Ana Muhalefet Lideri bu şık hareketini daha güzel bir hareketle taçlandırmalıdır. Vekilinin bu harcamasını partisinin ödemesini sağlamalı, ya da vekiline ödetme yoluna gitmelidir. Bununla da yetinmeyip Meclis'e tez elden bir kanun teklifi vermelidir. "Vekiller haberleşme giderlerini kendileri karşılar" şeklinde. Bu öneri 550 vekilin oy birliği ile Meclis'ten geçmelidir.

Yok arkadaş durum bildiğin gibi değil. Vekillerin maaşları kendilerine yetmiyor denirse bunun da yolu var. Bizde çare tükenmez. Camilerimiz ne güne duruyor. Hemen hemen her hafta toplanan yardım kampanyamıza birini daha ekleyelim. Cuma namazlarından sonra cami çıkışında "Vekillerimize yardım" şeklinde bir sergi açalım. 04/02/2017

Bodrum katlarından lüks otellere

Bu konuyu bir kaç defa konu edindim. “Kellim kellik la yenfeu” misali maalesef aynı durum hız kesmeden devam ediyor. İşin garibi pek rahatsız olan da görmedim. MEB tarafından düzenlenmiş seminerlerden bahsediyorum. İşin içinde olanlar bilir. Seminerler merkezi ve mahalli olarak düzenlenir.

Merkezi olanlar ilk başlarda değişik illerin pansiyonu olan okullarda yapılırdı, sonradan MEB'e ait hizmet içi eğitim enstitülerinde yapılmaya başlandı. Şimdilerde ise şehir dışında, sahil kenarlarında beş yıldızlı lüks otellerde yapılır oldu.

Mahalli yapılan seminerler ise genelde il merkezinde bulunan merkezi okulların konferans, çok amaçlı vb salonlarında yapılırdı. Salonlar ya bodrum katta ya da çatı katında olurdu. Karanlık dehliz dense yeridir. Işık yakmadan oturulmazdı. Burnu koku alanlar bodrum katın nem ve rutubetinden nasibini alırdı. Ya ses düzeni olmaz, olsa da ya bozulur, ya elektrikler gider, ya da  ses düzeninin cayırtısından meram düzgün bir şekilde anlatılamazdı. Gerekli-gereksiz sürekli yapılan bu toplantılardan merkezi okullarda görev yapan yöneticiler bezmiş, neredeyse illallah dedirtmişti onlara. Çünkü buradaki yöneticiler salonu hazırlamak ve gelen üst düzey yöneticilere teşrifatçılık yapmaktan asli görevlerine zaman ayıramıyorlardı. Katılımcının sayısına göre zaman zaman bu tür konferans, seminer, kurs vb. etkinlikler belediyelere ait kültür merkezlerinde bazen de resmi ya da yarı resmi kurum ve kuruluşların salonlarında yapılır oldu.

Birçok bakanlığın personelinden daha fazla personele sahip MEB’in çalışanlarını bilgilendirmek, eğitmek amaçlı hizmet içi seminer/kurs/çalıştay yapması eksik olmuyor. Bu demektir ki yetkililer sürekli salona ihtiyaç duymaktadır. Nasıl ki taşıma su ile değirmen dönmüyorsa bir başkasına ait salonları emaneten kullanmak da her zaman mümkün olmuyor. Sürekli salon ayarlama durumunda kalan yöneticilerin de bu durumdan çok memnun olduklarını sanmıyorum. Özellikle büyükşehirlerde her türlü toplantı amaçlı kullanılabilecek kültür merkezi, eğitim enstitüsü, sosyal tesise ihtiyaç vardır. Bu tür yapılacak tesislerde zümre toplantıları dahil her türlü eğitim ve bilgilendirme yapılabilmelidir. İhtiyaç olmadığı zamanlarda gelir getirmek amacıyla nişan, kına ve düğünlere kiraya verilebilmelidir. İlin üst yöneticileri böyle bir şeyi dert edinirse öyle zannediyorum Bakanlık bina yapımında gereken desteği verecektir. Yöneticilerimiz akşam-sabah protokol takılmanın yanında bu meseleye de mutlaka kafa yormalıdır.

Sayın yetkililerimiz böyle bir tesisi ihtiyaç olarak görmüyorlarsa yapılacak seminer/kurs/çalıştay için lüks otel tercihi yapmamalıdırlar. İsterse bir başka kurum sponsor olsun. Mesele üzüm yemekse eğer bu tür faaliyetler yerelde yapılmalı, ücretsiz veya  ekonomik yerler seçilmelidir. Her ilden katılımcı olacaksa bu tür toplantılar devlete ait enstitülerde yapılmalıdır. Eğitim amaçlı çalıştayların lüks otellerde yapılması nefsime hoş gelmekle beraber vicdanen doğru bulmadığımı ifade etmek isterim. Amaç eğitim mi yoksa otel mi? Personelini otele götürmekse amaç adını çalıştay, seminer koymayalım. Bir ödül olarak Bakanlık görevlilerini böylesi yerlerde konaklatabilir, tatil yaptırabilir. Yok eğer amaç eğitimin bir sorununu çözmek ise bunun çözüm yeri problemin olduğu yerdir. Lüks otellerde kamunun parası harcanarak problem çözülmez. Bu, eşyasını karanlık bir yerde kaybeden Nasrettin Hoca'nın yitiğini aydınlık yerde aramasına benzer. Kimse kamu malıyla cömertlik yapmasın. Bir yöneticimiz kendi parasıyla sponsor oluyorsa eyvallah. Ağanın eli tutulmaz. Ama kimse devletin parasıyla ağalık yapmasın. Bu paralarda tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır. Beytül maldır, yetim malıdır.

Yöneticilerimiz kamu harcamalarında yoğurdu üfleyerek yemeyi bilmeli; makam, para ve şöhretin altında ezilmemeli. Kendini kaybetmemelidir. Milletin emaneti en iyi şekilde kullanılmalıdır. Kamu malını bu şekilde kullanarak bazı hassasiyetler zedelenmemeli, bu konuda dedikoduya mahal verilmemeli. Makamdayken insanlar para ile imtihan olduklarını hiç akıldan çıkarmamalıdır. İfrat ve tefritten kaçınılmalıdır. Dünkü sağlıksız bodrum katlarındaki salonlar da anormaldir, bugünkü lüks otellerde. Bunun ortası bulunmalı. Savurganlıktan, gereksiz harcamadan uzak durulmalıdır.

Lüks otelleri finanse edenler, aracılık yapanlar, organize edenlerin iyi niyetinden şüphe etmiyorum. Bir işin en iyisini yapmak istiyorlar. Unutmayalım ki “Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla doludur.” Sap ile samanı karıştırmak istemem. Ama bu yapılanı israf olarak görmekteyim. Sözümü sözlerin en güzeli olan Kur’an’dan bir ayetle bitirelim: “Şüphesiz saçıp savuranlar, şeytanın kardeşleridir. Şüphesiz şeytan Rabbine karşı çok nankördür. (İsra 27) Ben bu konuyu bir kaç yazımda mesele edindim. Umarım yanlış anlaşılmam. Umarım yanılan ben olurum. 04/02/2017