3 Şubat 2017 Cuma

Problemi dışarıda ararken içeride buldum -III-

Çalışanların arasında uyum önemli, özellikle yönetim kadrosunda. Aynı fikirde olmaları şart değil. Her şeyden önce çalışma, düzen, tertip, disiplin ortak noktaları olmalı.

Fi tarihinde geçici görevlendirme plan müdür yardımcısı ile çalışıyorum. Normalde mesai saatleri içerisinde zorunlu olmadıkça kurum dışına pek çıkmam. Bir gün toplantı dolayısıyla yardımcının yanına vardım. Ben toplantıya gidiyorum dedim. "Tamam müdür bey, siz gidin, ben buradayım. Ben de bir hastaneye gideceğim" dedi. Keşke ben burada iken hastaneye varıp gelseydin" sözüme sessiz kaldı.

Toplantı dönüşü okula doğru yöneldim. Derste olması gereken öğrencilerden bir sınıfın bahçede olduğunu, kiminin bahçe dışına çıkarak bisiklet sürdüğünü gördüm. Acaba derse gelmeyen bir öğretmenim mi var diye düşünürken bisiklet süren bir öğrenci beni görünce durakladı. Niye dışardasınız, dersiniz ne dedim. Dersin adını söyledi, müdür yardımcısı çıkardı dedi. Biraz daha ileriye baktım. Yardımcımız kapı önünde efkarlı efkarlı sigarasını içiyordu. Yanına varıp selam verdim. Hocam bu çocukların dersi ne, niye dışarıdalar dediğimde yüzüme baktı. O anda dışarı zili çaldı. "Müdür bey! Zil çaldı" dedi. Ders maalesef yardımcımın dersi idi.

Aklınıza adam zaten hastaneye gitti, belki de hastadır, ders işleyecek durumu yoktur gelebilir. Şeker hastalığı olan arkadaşımızın hastaneye gidip gelmesi biten ilacını yazdırmasından ibaret.

Yine bir başka zaman kendisine hocam, işin var mı yok dedi. O zaman şu işi yapabilir misin dedim. Tamam dedi. Az sonra dışarı çıktığımda yine bahçede öğrenciler var. Ders malum. Bizim yardımcının dersi. Yanına vardım. Hocam senin dersin mi vardı dedim. Evet dedi. Bana işim yok demiştin dediğimde evet yok dediniz. Ders iş değil mi hocam. Bir okulda öncelik derstir. Yazının aciliyeti yok dedim. Ama siz bana görev verdiniz dedi. Sayın hocam bu çocuklar bize emanet, önce ders dolacak, dersinizin olduğunu söyleseydiniz o yapılacak işi ben yapardım. Bir şeyi yaparken bir başka şeyi yıkmayalım. Boş ders öğrenciyi okuldan, dersten uzaklaştırır dedim. Sessiz kaldı ama hoşuna gitmedi. Adım nasılsa titize çıkmıştı. Çıksın bakalım, ne diyelim.

Bir okulda yöneticinin derse girmeye gözü olmazsa yarın bu işi öğretmen yapsa ne denir? 03/02/2017

Sadece kendi işini yap!

-Azizim! Kadir-kıymetim bilinmiyor. Müthiş yetenekliyim. Birikimlerimden herkes faydalansın istiyorum.
-Ne özelliğin var senin?
-28 yaşımda çocuğum var, berbere gitmez, tıraşını ben yaparım.
-Başka?
-Her türlü elektrik ve elektronik tamir işlerinden anlarım, tamirciye götürmem. Kendim yaparım.
-Başka?
-Çok güzel resimler çizerim.
-Güreş, spor, koşu ve yüzme ile ilgilendim. İki defa boğazı yüzerek geçtim.
-Eee..
-Küçüçük bir toprak parçasında her türlü meyve ve sebze yetiştiririm.
-Küçük bir yerde nasıl yapıyorsun bunları?
-Bir ağacın bir dalında kiraz, diğerinde şeftali, öbüründe kayısı, diğerinde vişne yetiştiririm.
-İlginç!
-Hikaye ve şiir yazmayı çok severim.
-Hangi konuları işliyorsun eserlerinde?
-Tek gayem vardır: Tebliğ içermesidir. İnsanlara doğruluğu, dürüstlüğü, çalıp, çırpmamayı anlatmaya çalışırım.
-Başka ilgi alanına giren var mı?
-Olmaz mı? Siyasetle de ilgilendim. Birçok sivil toplum kuruluşlarında yönetim görevi aldım, hala alıyorum.
-Esas mesleğin ne senin?
-Diş hekimiyim ben.
-Bunca iş ve hobinin arasında işine nasıl vakit ayırıyorsun? İşini yapabiliyor musun yani?
-Elbette. üstelik ben gazetelerde yazılar da yazıyorum.
-Deme ya. Nasıl yapıyorsun bu işi?
-Dedim ya ben çok maharetliyim.
-Ama pek tanınmıyorsun.
-Tevazumdandır.
-Haydi diğer işleri anladım. Gazetede yazmak için belli bir birikimin olması gerekir.
-Efendim tamam birikimin vardır, bunları yazmaya nasıl vakit ayırıyorsun sen? Ki gördüğüm kadarıyla her dalda oynuyorsun. Bir defa vaktin olmaz kalmaz senin. Haydi anladım, berberlik, tamir gibi işleri yapıyorsun. Toprakla uğraşmak da hobin. Duygulu biri olabilirsin, şiir de yazabilirsin. Hikayeye de eh diyelim. Ya yazarlık?
-Meslek sırrı efendim!
-Ne demek bu.
-Efendim  ben özel çalışıyorum. özel muayenehanem var. Müşteri beklerken -ki pek gelmiyor- internete giriyorum. Bir girince çıkamıyorum oradan dünyaya açılıyorum. Sanal alemde ve dijital ortamda her konuda yazılmış yazı var. Yazacağım konu ile ilgili  ismi pek ön plana çıkmamış kişilerin yazılarını seçip kendi ürünüm gibi gazeteme gönderiyorum. Yazının sadece başlığını değiştiriyorum. Yazar 80 öncesi demişse ben onu 60 öncesine çeviriyorum. Altına da adımı açıyorum. E-posta adresimle gönderiyorum yayımlanması için.
-Alıntı yaptığın kişiyi kaynak olarak gösteriyor musun yazında? 
-Niye göstereyim ki?
-İlim mü'minin yitiğidir, onu nereden bulursa alır. Ben de öyle yapıyorum.
-Senin bu yaptığın doğru mu?
-Niye olmasın ki? Ben tebliğ yapıyorum.
-Alıntı yaptığın adamın ismini zikretmeyerek intihal yapmış oluyorsun.
-Ne demek intihal?
-Hırsızlık demek, çalmak demek, kopya çekmek demek, araklamak demek, iç etmek demek. Bir başkasına ait cümleyi, sözü, yazıyı iç ediyorsun. ha dışarıda birinin ekmeğini çalmışsın ha bunu. Ne fark eder. Hatta senin yaptığın maddi bir hırsızlıktan da beter. Ekmek çalanın canı çekmiştir, parası yoktur, karnını doyurması gerekir. Çalmıştır. Çünkü aç köpek fırın deler. Senin ki keyfi bir durum, zevkine yapılan bir iştir. Emeğe saygısızlıktır. Bir başkasının alın terini gasp etmektir. Bir başkasının fikrini kendine mal etmedir. Bunca işinin arasında gazete köşe yazarlığı da eksik olaydı keşke. Bir defa senin tebliğ yapmaya değil, tebliğe ihtiyacın var. Önce dürüstlüğe ihtiyacın var. Ahlaka, basın etik kurallarını bilip uygulamaya ihtiyacın var. Ahlakı olmayan tebliğ ne işe yarar. Bir defa İslam; iman, ibadet ve ahlaktan oluşur. İslam alimleri İslam'ı bir ağaca benzetir. Ağacın kökü iman, gövde ve dalları ibadet, yaprakları, gölgesi ve meyveleri de ahlaktır. 
-Konu değişti, nereye gelmek istiyorsun?
-Konu değişmedi. Sana bir soru sorayım. O küçük bahçende her türlü meyveyi yetiştirdiğini söyledin. Diktiğin, emek sarf ettiğin ağaç meyve vermezse ne yaparsın?
-Kökünden keserim.
-Şimdi oldu. Bu durumda gördüğüm kadarıyla sende iman var, ibadet var, bilgi de var, fakat bir şey eksik. O da ahlaktır.
-Ben intihalin suç olduğunu bilmiyordum.
-İş mi bu şimdi? Sen koca fakülteyi bitir. Yaşını başını al. Üstelik üzerine vazife olmayan basın alanına da gir ve sen basın kurallarını bilme. Sen hiç vakit geçirmeden esas işine dön. Dişçilik gibi bir mesleğin varken yazarlık neyine senin? 
-Biraz kırıcı olmadın mı? Bu kadar lafı hak etmedim. Ben insanların iyiliği için çalışıyorum. Allah rızası için yapıyorum bunu.
-Ne olursun sen sadece kendi işini yap. Allah rızası için bu işi yapma. Benden sana dost tavsiyesi.
-Şimdi ne yapayım ben? Baya da okuyucum var.
-Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için Shakespeare'e gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur: - “Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın...” Dostum siz dişçiliğinizi yapın, sadece dişçiliğinizi. 03/02/2017

2 Şubat 2017 Perşembe

İntihal/aşırma/hırsızlık/sahtekarlık *

Bugün eskide kalmış bazı oyunları araştırmak için bilgisayarımın başına oturdum. Arama motorum karşıma bir yazı çıkardı. Yazının kendisi, cümleleri, içerisinde verilen örnekler bana tanıdık geldi. Bir an için kendi kendime mahcup oldum. Çünkü aynı şekilde bu yazıyı ben de yazdım. Yoksa ben bu yazıyı bir yerden mi arakladım diye düşünmedim değil.

Yazı, 20/12/2015 tarihinde gazetemizde çıkan "Maliyeti yüksek nesil" başlıklı yazımın noktası, virgülüne dokunulmadan aynen yazılmış şekli desem yanlış olmaz. Sadece yazının başlığı "Çocukluğumuz ve çocuklarımız" şeklinde değiştirilmiş. İlk paragrafa eklenmiş birkaç cümle dışında yazı aynen kopya edilmiş. (Gazetemizde yayımlanan yazım 27/12/2015 tarihinde kendi sayfam “dilinkemigiyok.blogspot.com.tr” adresine de eklenmiştir.)

Yazının yayımlandığı siteye baktım: "www.habername.com," yazarının adı da Dt. Abdülkerim KARAAĞAÇ. Yazı  hangi tarihte yayımlanmış diye göz attım. 03/08/2016 tarihine ait. Yani benim yazımdan sekiz ay sonra. Yazar acemi mi acaba diye öz geçmişine baktım. Bu sitede 2010 yılından beri sürekli yazmış. Yani tecrübeli biri. Yazdığı yazıların içeriğine baktım. Dürüstlük abidesi bir şahsiyet izlenim edindim yazılarından.

Bu duruma muttali olduğum anda site yönetimine ulaşacağım telefon ve e-posta adresini aradım bulamadım. Yazımı -kendisine mal ederek- yayımlayan yazarımızın yazısının altına durumu izah eden bir açıklama ve e-posta adresimi yazdım. Olur ya mutlaka bir izahları olacaktır ya da benim bilmediğim bir durum söz konusu olabilir, benimle mutlaka irtibata geçen olur diye düşündüm. Maalesef arayan olmadı. Gecikmeli de olsa yorumum yayımlandı, fakat yine bir açıklama yok. Nihayet Sitenin Genel Yayın Yönetmenine ulaştım e-posta vasıtasıyla. “Yazarın böyle bir şeye tevessül edebileceğini düşünemiyorum, konuyla ilgileniyorum” şeklinde bir açıklaması oldu. Sanırım ilgi/lenme devam ediyor olmalı ki halihazırda tarafıma bir açıklama gelmedi.

Normal şartlarda beni tanıyanlar, yazılarımı takip edenler bilirler ki, kişileri muhatap almam, isimlerine yer vermem. Kişiyi eleştirmekten ziyade yanlış olduğunu düşündüğüm hareketini bir prensip çerçevesinde ele almaya çalışırım. Mümkün olduğu kadar isim zikretmekten kaçınırım. Siteden yeterince dönüt olmayınca ve bu yazar kardeşimizden hiç tık çıkmayınca yapılanı iyi niyetle bağdaştıramadığım için site ve yazarın adını yazmak durumunda kaldım. Olur böyle şeyler, bunu bu kadar abartmaya ne gerek var diye düşünebilirsiniz? İşi büyütme gibi bir düşüncem yok. Yazarın yaptığı hoş değil. En azından yazının alıntı olduğu ifade edilip kaynak verilebilirdi. Sonra başkasından alıntı yapmak ayıp değildir.  

Bu yapılana ne denir diye kısa bir araştırma yapınca Wikipedi sayfasında: "İntihal (TDKaşırma), bir kişinin eserinde başka kişilerin ifade, buluş veya düşüncelerini kaynak göstermeksizin kendisine aitmiş gibi kullanması. İntihal bir tür sahtekârlık ve hırsızlıktır.
Başlıca türleri:
1.     Alıntı ifadeler ve fikirler için kaynak göstermemek
2.     Ödünç alınan ifadeleri tırnak içinde yazmamak ve kaynak göstermemek
Başkalarına ait fikirler alıntı yapılırken, yeni cümlelerle ifade edilseler bile kaynak gösterilmesi gerekir."  şeklinde bir bilgiye ulaştım.

Benim yazılarım genelde toplumsal konuları ele alan, yazarken de detaylı bir araştırma mahsulü olmayan, çalakalem  yazılardır. Bilimsel değildir. İyi yazdığım iddiasında hiç değilim. Tecrübeli ve kalemi güçlü bir yazarımızın benim gibi acemi birinin yayımlanan üçüncü yazısını  kendi yazısıymış gibi kendine mal etmesi hoş olmamıştır. Ne etiktir, ne de ahlaki. Takdir sizlerin. 02/02/2017

* 04/02/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.