Mini anayasa değişikliği ile ilgili hayır cephesinde yer alanlar "Tüm yetkiler Cumhurbaşkanında toplanıyor, denetim olmayacak, tek adamlığa doğru gidiyor, Meclis bypass ediliyor, yarın bu yetkiler bir başkasının eline geçerse vay bu ülkenin haline..." gibi eleştiri ve endişelerini dile getiriyorlar. Böyle bir risk barındırıyor mu? Evet. Bu risk her zaman için vardır.
Risk var diye mevcudu korumak mı lazım. Öyle zannediyorum, mevcuttan memnun olan pek yok gibidir. Mesele ön yargısız bir şekilde incelendiğinde bugünkü anayasamızda da tüm yetkiler Cumhurbaşkanında toplanmıştır. İsterse Cumhurbaşkanı hükümeti çalıştırmaz, kilitler. Nitekim bunun örneklerini bu ülke çok görmüştür. Çoğu zaman devlet krizine sebep olmuştur. Mevcut anayasamıza göre yürütme ile yasama aynı kişilerin elinde zaten. Yargımız ise evlere şenlik. Hiçbir zaman için bağımsız olarak kendi vicdanlarına göre karar vermedi. Ya hükümetle uyum içinde oldu. Ya da hükümetin karşısına geçip çalıştırmamak için uğraştı.
Mevcut anayasaya göre görev ve sorumluluklar kurumlar arasında dağıtılmıştır. Kurumlar devleti yönetenlerle uyum ve eş güdüm içerisinde olduğu zaman devlet sıkıntısız işlemiştir. Maalesef çoğu zaman anayasal kuruluşlar çatışmacı bir yol takip etmişlerdir. İşin garibi siyaset çözmek istemiş kurum ve kuruluşlar ise çözdürmemek için çaba sarf etmişlerdir. Sonuçta vatandaş siyaseti cezalandırma yoluna gitmiştir. Yeni değişiklikle beraber devletin kurumlarında bir uyum olacaktır ümidini taşımaktayım. Farz edelim ki bu yeni değişiklikle tek adamlığa gidilsin. Mevcut anayasada tüm kanun ve anayasalar, üçlü kararname ile atamalar zaten yine tek adam olan mevcut Cumhurbaşkanı tarafından yapılmıyor mu? Eski haliyle hantal bir görüntü ortaya çıkmaktadır. Yenisiyle beraber devlet daha hızlı hareket alanı bulabilecektir.
Konumuz tek adamdı. Biz Doğu toplumları olarak zaten hep tek adamız, pek istişareye açık değiliz. Partisine hakim olana disiplinli deriz. Hakim olamayana bir partisine bile hakim olamıyor deriz. Ailelerdeki kavgaların temelinde benim sözüm olacak, senin ki olacak kavgası vardır. Kurumlarda hiçbir müdür emri altındakilerden itiraz beklemez. Hiçbir şeyh ve STK'da baştaki tek adamdan başkasının sözü geçmez. Doğu toplumlarında kurumsallaşma maalesef yok. Başarı ve başarısızlık kişilere bağlıdır. Siyasi parti başkanlarının hangi birinin sözü üzerine söz söylenir, söylemeye kalkan hemen partinin disiplin kuruluna verilerek sevk edilerek partiden ihraç edilir.
Hasılı biz zaten tekiz, sözümüzün üzerine söz söyletmeyiz. Dediğim dedikçiyiz. Yalnız şunu söyleyeyim, seçimle gelen seçmene hesap vereceği için diktatör olmaz. Çünkü zirvede kalması halkın teveccühünü kazanmasına bağlıdır. Türkiye'de esas korkulması gereken başarılı olacak bir darbe veya ihtilal sonrası gelecek azınlığın halka zorla tahakkümü söz konusu olabilir. Darbe ile gelen zaten ilk önce yürürlükteki anayasal mevzuatı çöpe atar. Kendi dağ kanunlarını uygular. 31/01/2017
31 Ocak 2017 Salı
Evet/hayır cephesi **
Mini bir anayasa değişikliği için referanduma doğru gidiyoruz. Sonuç ne olur bilinmez. Çünkü daha sandıklar konuşmadı. Şimdi var gücüyle evet/hayır cephesi oluşmaya/oluşturulmaya çalışılıyor. Sonuç ülkem için hayırlı olan olsun. Hayırlısı dendi mi sonuçlara katlanmak demektir. İstediğimizin olması değil. İstediğimiz olmuyorsa dünyanın sonu değil. Demek ki hayır olan bu imiş.
Evet/hayır cephesi kılıçları çekti bile. Kimi tek adamlığa gidildiği için hayır cephesinde, kimi de güçlü bir Türkiye için evet denmeli şeklinde atışlara başladı. Benim bildiğim siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının işi olması gerekirken bizim vatandaşımız üzerine vazife olmayan işlere girdi bile. Bırakalım siyasi partiler eteklerindeki taşları döksünler, evet ve hayırın gerekçelerini açıklasınlar. Biz de onları dinleyelim. Son sözü sandıkta biz söyleyelim. Sadece slogana dönük evet/hayır ihsaslarının kimseye faydası olmaz. Herhangi biri gerekçeleriyle birlikte eksik ve müspet yönlerini açıklayan bir ihsası reyde bulunursa doğru yanlış emek sarf etmiş, durumu değerlendirmiş derim. Hatta tebrik ve takdir ederim.
Sanal alemde evetçiler ve hayırcılar kutuplaşma seviyesinde basmakalıp sözlerle paylaşımlarda bulunmaya devam etsin. Niyetleri halkı etkilemek olsun. Kusura bakmayın, havanda su döversiniz. Bizde son sözü vatandaş söyler. Sosyal medyayı ve sanal alemi kullanmayan elleri nasırlı Anadolu insanı söyler. Yok ben söyleyeyim diyen olursa ne olur halkın anlayacağı şekilde paylaşımlarda bulunun. Evet paylaşımında bulunan bir çok okumuş ve bir yerde görev yapan kişiler Osmanlı Türkçesi ile evet'i paylaşıyor. Amaçları ne anlayabilmiş değilim. Sizin paylaşımını yaptığınız Osmanlıca'yı bugün halkın ekseriyeti maalesef okuyamıyor. Niyetiniz halka inmek ise onlara anlayacağı dilden yaklaşın. Konuştukları dil ile hitap edin. Osmanlıca paylaşmak, ben Osmanlıca biliyorum, haberiniz olsun demekten başka bir işe yaramaz. Bunu iyi niyetle yapıyorsanız yapmayın, kötü niyetle yapıyorsanız gördük, vazgeçin bu işlerden. Hayır cephesi ise Yedi Kocalı Hürmüz gibi. Sloganların arkasına sığınarak paylaşımlarına devam ediyor. Güya memleketi çok sevdiklerini izhar etmeye getiriyorlar. Mevcudu korumaya çalışmaktan ziyade bir başka amaçları görünmüyor. Ya da bu değişiklik kime yarayacak? Ona yar olacağına olmasın bu değişiklik havasındadır.
Sözün özü, ister hayır, ister evet cephesinde olun. İşimiz yok, paylaşacak bir şey yok, vakit geçiriyoruz diyorsanız sanal alemde kalabalık etmeye devam edin. Bir nebze de egonuzu tatmin etmiş olursunuz. Vatandaş kutuplaşmanın yanında değildir. Okumuşun yanında değildir, sanatçı ve aydınların yanında hiç değildir. Anadolu'nun çilekeş insanı sizden daha fazla bu ülkeyi, ülkenin nereye götürülmek istendiğini cahil(!) haliyle daha iyi biliyor ve inanın gereğini yapacak. Boşu boşuna birbirinizi hırpalamaya çalışmayın. Çünkü hakem ne diyorsa o olur. Siz gölge etmeyin, ihsan istemez. 31/01/2017
** 15/02/2017 tarihinde www.kahta.soz.com'da yayımlanmıştır.
Evet/hayır cephesi kılıçları çekti bile. Kimi tek adamlığa gidildiği için hayır cephesinde, kimi de güçlü bir Türkiye için evet denmeli şeklinde atışlara başladı. Benim bildiğim siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının işi olması gerekirken bizim vatandaşımız üzerine vazife olmayan işlere girdi bile. Bırakalım siyasi partiler eteklerindeki taşları döksünler, evet ve hayırın gerekçelerini açıklasınlar. Biz de onları dinleyelim. Son sözü sandıkta biz söyleyelim. Sadece slogana dönük evet/hayır ihsaslarının kimseye faydası olmaz. Herhangi biri gerekçeleriyle birlikte eksik ve müspet yönlerini açıklayan bir ihsası reyde bulunursa doğru yanlış emek sarf etmiş, durumu değerlendirmiş derim. Hatta tebrik ve takdir ederim.
Sanal alemde evetçiler ve hayırcılar kutuplaşma seviyesinde basmakalıp sözlerle paylaşımlarda bulunmaya devam etsin. Niyetleri halkı etkilemek olsun. Kusura bakmayın, havanda su döversiniz. Bizde son sözü vatandaş söyler. Sosyal medyayı ve sanal alemi kullanmayan elleri nasırlı Anadolu insanı söyler. Yok ben söyleyeyim diyen olursa ne olur halkın anlayacağı şekilde paylaşımlarda bulunun. Evet paylaşımında bulunan bir çok okumuş ve bir yerde görev yapan kişiler Osmanlı Türkçesi ile evet'i paylaşıyor. Amaçları ne anlayabilmiş değilim. Sizin paylaşımını yaptığınız Osmanlıca'yı bugün halkın ekseriyeti maalesef okuyamıyor. Niyetiniz halka inmek ise onlara anlayacağı dilden yaklaşın. Konuştukları dil ile hitap edin. Osmanlıca paylaşmak, ben Osmanlıca biliyorum, haberiniz olsun demekten başka bir işe yaramaz. Bunu iyi niyetle yapıyorsanız yapmayın, kötü niyetle yapıyorsanız gördük, vazgeçin bu işlerden. Hayır cephesi ise Yedi Kocalı Hürmüz gibi. Sloganların arkasına sığınarak paylaşımlarına devam ediyor. Güya memleketi çok sevdiklerini izhar etmeye getiriyorlar. Mevcudu korumaya çalışmaktan ziyade bir başka amaçları görünmüyor. Ya da bu değişiklik kime yarayacak? Ona yar olacağına olmasın bu değişiklik havasındadır.
Sözün özü, ister hayır, ister evet cephesinde olun. İşimiz yok, paylaşacak bir şey yok, vakit geçiriyoruz diyorsanız sanal alemde kalabalık etmeye devam edin. Bir nebze de egonuzu tatmin etmiş olursunuz. Vatandaş kutuplaşmanın yanında değildir. Okumuşun yanında değildir, sanatçı ve aydınların yanında hiç değildir. Anadolu'nun çilekeş insanı sizden daha fazla bu ülkeyi, ülkenin nereye götürülmek istendiğini cahil(!) haliyle daha iyi biliyor ve inanın gereğini yapacak. Boşu boşuna birbirinizi hırpalamaya çalışmayın. Çünkü hakem ne diyorsa o olur. Siz gölge etmeyin, ihsan istemez. 31/01/2017
** 15/02/2017 tarihinde www.kahta.soz.com'da yayımlanmıştır.
Devlet malı yetim malı olarak görülmeli, deniz değil **
Kimin ne kadar maaş aldığını, özlük haklarının neler
olduğunu, çalışma şartlarının ne şekil olduğunu bilmem. Hiç de merak
etmemişimdir. Geçim konusunda hep kendimden daha düşük ücret alan, şimdilerde
nispeten iyileştirilmiş olan asgari ücretlilere bakarım. Onlara baktıkça onlara
acımakla beraber kendi halime şükrederim.
Ne kimsenin bindiği araba model ve
markasını, ne de aldığı evi merak ederim. Başımı sokacak bir evim olmuşsa, beni
bir yere getirip götürecek dört tekerlekli bir aracım olmuşsa halime şükür
derim. Benim de en iyisi olsun diye borca girmem. Hep ayağımı yorganıma göre
uzatmışımdır.
Devlette yönetici olarak çalıştığım
müddetçe devlet malını korumayı kendime vazife edindim. Aldığım çıktı yanlış
olmuşsa onu bir başka yerde kullanmak üzere ayrı bir yere koyarım, zaman
zaman müsvedde olarak kullanırım. Herhangi bir yönetmelik vb mevzuat
çıkarılması gerekiyorsa öncelikle sayfaları düzenler, puntoları biraz daha
küçültür, ardından arkalı önlü yazdırırım. Çalıştığım her bir yerde başta
kurumun duvarları olmak üzere, sıra vb yerlerin karalanmaması için öncelikle
öğrencilerime rehberlik yaparım. Fotokopi kullanımında öğretmenlerime
ihtiyaçları kadar çekmelerini sürekli tembihlerim. Odam karanlık bile olsa
kolay kolay ışık yakmam. Veli mi aranacak halihazırda sabit telefon fazla
kalmadığı için veliye hep kendi cep numaramdan ulaştım. Öğrenci ailesini mi
arayacak. Kendi telefonumdan aradım hep. Zira yetim malı olarak bilirim. Tüyü
bitmemiş yetimin hakkı vardır.
Son çalıştığım okulda okul yönetimi
geçen yıl elli bin lira fotokopi ücreti ödemesi yaptıktan sonra bu yıl
fotokopiden elini eteğini çekti. Şimdi öğretmenler evinden fotokopi kağıdını
getiriyor, firma ile anlaşılmış fotokopi makinesinden şifresine göre çekiyor.
Öğretmen alabilirse fotokopi ücretini öğrenciden alacak. Bir çok öğretmen kendi
cebinden karşılayacak şekilde çekim yapıyor. Bir kısmı da elli kuruş, bir lira
şeklinde öğrencilerinden dilenciden para ister gibi topluyor. Hiç bir teneffüs
yoktur ki yanımızdan geçen bir öğrenci öğretmeni durdurarak "Öğretmenim
telefonunuzu verip ailemi arayabilir miyim" diye telefonunu istemesin.
Yeri geldiği zaman hastalanan
çocuğu kendi aracıyla evlerine teslim eder öğretmen ve idareci. Çatı mı akıyor,
gerekirse çıkar kendi değiştirir kiremitleri. Boya mı yapılacak gerektiğinde
eline alır fırçayı bir kaç fedakar ve gönüllü personel ile birlikte okulu
boyar. Sırf okulun parası gitmesin, ya da parası yoktur, maliyet olmasın
derdindedir.
Derdim okulları acındırmak ve okullarda çalışan
yöneticilerin dürüst ve fedakar olduğunu anlatmak değil. Anlattığım lokal bir
durum değil. Üç aşağı beş yukarı bir çok okulda meydana gelen durumlardır.
Gelmek istediğim nokta son günlerde bir vekile bir aylık iletişim ve posta
giderinin bir milyon iki yüz bin lira geldiği şeklinde çıkan haber dolayısıyla
bu konuyu ele almak istedim. Vekillerin bir aylık iletişim ve posta giderleri iki
maaşlarıyla sınırlandırılmış. Geçerse vekil kendi cebinden ödüyor, geçmezse
devletin sırtından ödeniyor. Vekilin dışında diğer bölümlerde görev alan divan
üyesi gibi vekillerin harcamalarında ise sınır yokmuş.
İnanın vekillerin özlük haklarını çok bilen ve merak eden
birisi değilim. Nasıl olur da vekilin iletişim ve posta giderleri bütçeden
karşılanır? Görende bu adamlar sanki meccanen çalışıyor sanır. Devlette en üst
seviyede maaş ve özlük haklarına sahip vekillerin yolluk, harcırah, iletişim ve
posta masrafları niçin devletin sırtına yüklenir? Mazbatayı aldıktan sonra
vekillerimize bu kadar verilen hak doğru mu? Haydi hak verildi, vekilin yağma
Hasan’ın böreği gibi saçıp savurmasına ne demeli? Daha devlet, okulların
fotokopi vb gereksinimlerini tam karşılayamazken vekillere verilen bu hakların
mutlaka sorgulanması gerekir. Benim bildiğim önce zaruri ihtiyaçlar giderilir,
daha sonra lüks harcamalara sıra gelir.
Ekonomik bir dar boğazdan geçtiğimiz bu günlerde her alanda
tasarruf yapmamız kaçınılmaz iken tasarrufu ilk önce vekillerin, TBMM’nin
yapması gerekir. Her harcayacakları zaman devlet malını yetim malı olarak
görmeliler. Devletin malı bu şekilde hoyratça kullanılmamalı. Deniz olarak
görülmemeli. Her şeyden önce verilen her hak hak değildir. Her hakkı sonuna
kadar kullanmak doğru değildir, mevzuatta yer alsa bile. Bugün ülkenin alt tabakasında
çöpten para kazanmaya çalışan insanlarımız var iken vekillerimizin Lale Devri’ni
yaşamaları hiç mi hiç doğru değildir. Gündemde olduğu için vekilleri ele aldım. Elinde sınırsız imkanı olan tüm üst rütbede görev yapan bürokratlarımız için de aynı durum geçerlidir.
Kişilere yapılan haksızlıklar günü gelir, karşılıklı
helalleşilir. Pekiyi devlet malını fütursuzca harcayanlar yarın hangi birimizle
helalleşecekler? Bu durumun da mutlaka göz önünde bulundurulması gerekir.
31/01/2017
31/01/2017 tarihinde Kahta.soz.com gazetesinde yayımlanmıştır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)