31 Ocak 2017 Salı

Ben bu pazar evden niye çıktım ki?

Normalde pazar günleri evden çıkmam. Kendi halimde dinlenmeye çekilirim. Çoluk-çocuğumu yanıma alarak ziyaretlere ayırdım günümü. Arabaya bindim. Benzin ibresi yanıyor. Çektim bir benzin istasyonuna. Yakıtı 5.45 TL görünce nutkum tutuldu. Çünkü nice zamandır ne arabamı görüyor ne de yakıt alıyordum. Sabah sabah arabaya binmek bana pahalıya patladı ama olsun.

Ziyaret edeceğim kişilerin kimi hasta, kimi baba dostu, kimi ahbap. Eli boş gidilmez diyerek markete girdim, 5 ayrı hane için çam sakızı çoban armağanı bir hediyemi aldım. 3 haneyi kısa süreli bir ziyaretten sonra ziyaretimize biraz ara vererek bu soğukta davetli olduğum bir düğüne uğramak için düğün salonunu bulmak için epey bir çaba sarf ettim. Nihayet salonu bulduk. Epeydir ara verdiğimiz Konya düğün yemeği için boş bulduğumuz bir masaya oturduk. Oturduk oturmasına ne düğün sahibi ortalarda gözüküyor, ne de servis yapanlar. Nice sonra elinde bir pilav tabağı ile bir genç geldi. "Konya menüsünün sırası mı değişti yoksa" dedik. Görevli: "Hayır değişmedi, yemek kalmadı" dedi. Ardından tasın yarısına kadar katılmış bamyamız geldi, bir pilav daha derken arkası kesildi. Nasibimiz bu kadarmış dedik kalktık. Düğün sahibini nihayet görebildim. Garibim yemek yetmeyince sanırım kuytu bir yere sinmiş olmalı. Yanına vararak hayırlı olsun dedim. Hediye olarak para takdim ettim. "Yemek yemedin mi" dedi. Yedim dedimse de benden önce bir başkası haber vermiş olmalı ki, düğün sahibi "Yok yememişsin" dedi. Nasibimiz kadar yedik, düğün bu. Olur böyle şeyler dedim, vedalaştım.

Salondan aşağıya inerken baktım orada çay servisi yapılan bir yer var. Bu soğukta aç da olsam içimi ısıtır, bir bardak çay içeyim dedim. Çayın da mı bitti dedim. Evet çay da bitti dedi. Vardığım yeri kurutmuştum. Huyum kurusun!

Düğün evinden ayrıldıktan sonra bir büyüğümüzü daha ziyaret ettik. Kısa bir ziyaretten sonra vedalaştık. Düğün yemeği diye getirdiğin çoluk çocuk yemek yiyemediyse ne yapılır? Soluğu lokantada aldık. Hediyesini ödeyip çıktık. Ardından bir hasta ziyareti daha yaptıktan sonra 22.30 sularında evime geri döndüm.

Öğle vakti çıktığım evimden akşama kadar epey bir ziyaret sığdırdım. Ama bu çıkış bana pahalıya patladı. Arabaya yakıt+ ziyaretlere hediye+ düğüne hediye+ düğün yemeği yerine lokanta masrafı...derken soluğu evde aldım. Benim evde yaptığım hesap çarşıya uymadı, kafa dağıtacağım derken para dağıttım. Cebim boşaldı. Siz siz olun, pazarınızı evde geçirin. 30/01/2017

İçi kötülük dolu bir insanı tedavi etmek sevaptır

Son yıllarda MEB'de yemekli toplantılar, seminerler ve çalıştaylar beş yıldızlı otellerde yapılır oldu. Manidar olmaya manidar ama vardır mutlaka bir hikmeti! Biz hikmetini bilmesek de öküzün altından buzağı aramaya devam edelim.

Eskiden nasıl olurdu, nerede olurdu diye bir soru aklınıza gelebilir. Bilmeyenler için kısa bir açıklama yapalım. Eskiden seminer, kurs vb hizmet içi programlarından merkezi olanları Yalova, Rize, Erzurum, Mersin, Aksaray gibi devlete ait eğitim enstitülerinde yapılırdı. Buralar da beş yıldızlı otelleri aratmaz. Mahalli hizmet içileri ise il merkezindeki herhangi bir okulun konferans ve çok amaçlı salonlarında yapılırdı. Mahalli olanlarında etkinliğe ev sahipliği yapan okul veya kurumun rahatsız olmasından başka  bir masrafı olmazdı. Merkezi olanların da ise katılımcıların yol ve iaşe bedelleri devlet tarafından karşılanırdı. Kısa bir süre bakanlık yapan Ömer DİNÇER merkezi hizmet içi programlarının devlete ağır yükler getirdiğini ifade ederek özellikle merkezi hizmet içi programlarını kaldırmıştı.

Ömer DİNÇER'den sonra köprünün altından epey sular aktı. Sonraki gelenler çözüm yolunu buldular. Daha az masraflı olan özel sektöre ait beş yıldızlı oteller, özellikle sahil kenarında bulunanların yegane müşterileri şimdi MEB personeli oldu. Hesap kitap işlerinden pek anlamam. Benim anlayışıma göre devlete ait yerlerde yapılan bu tür etkinlikler daha ucuza, oteller ise daha pahalıya gelir. Hız kesmeden çalıştay adı altında yapılan programların değişmez adresi lüks oteller olduğuna göre demek ki buralar daha ucuz. Her konuda olduğu gibi yine bu konuda da yanılmışım. Benim gibi müspet ilim özürlü birinin yapacağı hesap da ancak bu kadar olur. İçim fitne kaynıyor belli. Nasıl tedavi edeceğim bilmiyorum. Aslında hemen hemen her konuya el atan devletimiz içimdeki kötülüğü tedavi edecek bir yol ve yöntem bulsa fena olmaz sanırım. Çünkü içim içimi kemiriyor, homurdanmaya başlıyorum. Şu içimden geçenlere bir bakın hele. Bir Müslüman bakış açısına yakışıyor mu?

Kamuya ait her türlü etkinlikler, hizmet içi programları devlete ait olan yerlerde yapılmalıdır. Oteller daha pahalıdır.  Sanki oteller rezerve edilerek birilerinin cebi dolduruluyor, belki de bedel ödeniyor. Kim bilir işletmeci seçim çalışması öncesinde vekilini, siyasetçisini maddi ve manevi olarak destekledi de şimdi bedel ödeme sırası karşılıksız iyilik görende. Hizmet içi programları, çalıştaylar bir problemi çözmek, çalışanlarına yeni bir ufuk kazandırmak için yapılıyor, yapılması da lazım. Fakat problemler kuş tüyü yataklarda yatarak, yumuşak koltuklarda oturarak giderilemez. Sonra başkası ne der. Buralara ödenen paralarda tüyü bitmemiş yetimin hakkı var, caiz mi? Başkasının ağzını büzemezsin ki. Yetkililer, özellikle dini duyarlılığı olanlar kılı kırk yararcasına yoğurdu üfleyerek yemeli. Devletin malını deniz, yemeyen keriz mantığı içerisinde olmamalı... gibi şeyleri maalesef şeytan-ı aleyhillane hep vesvese veriyor.

Bereket benim gibi içi fitne dolu insanımızın sayısı pek yok. Bu duruma ne kadar şükretsek azdır. Benim gibi kadir ve kıymet bilmeyen, mide bulandıran tipler maalesef hep oluyor. Hoşgörünüze sığınarak beni affedin, idare edin. Beni tedavi edebilirseniz size hep minnettar kalırım. Zira içi kötülük dolu beni tedavi etmek sevaptır. Ayrıca size verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim. Siz yolunuza devam edin.  Kafanıza takmayın. ben dişimi gösterir dururum. Korkmayın! ısıracak köpek işini göstermez. 30/01/2017


30 Ocak 2017 Pazartesi

Birbirimizin cahiliyiz. Hem de zır cahili

Günümüzün haber alma, bilgi edinme yollarının başında sosyal medya ve sanal alem gelir. Kişinin; yemesini, içmesini, gezmesini, görüşmesini, hastalanmasını, ameliyatını, iyi ve kötü hissetmesini, bir konuda görüş bildirmesini, nerede olduğunu sanal alemden öğreniriz. Günümüzün paparazzisi yani.

Doğru-yanlış bilgilerin paylaşım adresi olan bu alem aynı zamanda kutuplaşma, taraftarına mesaj verme, taraftar kazanma ve egoların tatmin edildiği yerdir. Bu aleme karşı değilim. Yeter ki yerinde ve zamanında sadra şifa olacak paylaşımlar olsun.

Burada üzerinde vurgu yapacağım görüş bu alemin kutuplaşma aracı olarak kullanılması. Memleketi ilgilendiren konularda insanların görüşlerini objektif olacak şekilde değerlendirmesini faydalı da görürüm. Fakat oldum olası sloganvari paylaşımlara sıcak bakmam. Faydalı da görmem. Aklın örtüldüğü, duygu ve hislerin düşünce diye paylaşıldığı bu tip paylaşımlar taraftarına mesaj, rakiplerine kulağı kapalı paylaşımlardır. Kör ve sağırlara oynanır. Kimse kimseyi de ikna edemez, germekten başka.

Slogan paylaşımlarında dezenformasyon, bilgi kirliliği, tedhiş ve yıldırma söz konusu. Aşırı fanatikliğin bir ürünü olan bu paylaşımlarda bugüne kadar birbirini ikna eden görülmüş değildir. Çünkü her bir taraftarın diğerine karşı gözü, kulağı, kalbi kapalıdır. Bu aleme girenler cahil olsa derim ki cahilden fazla bir şey beklenmez zaten. Bu alemi kullanan ve milleti kutuplaştıranların ekseriyeti okumuş kesimdir. Maalesef farklı görüşe kapalı okumuşlardır bunlar. Ne genele bir şey verir, ne de alır. Dediğim dedikçidir bunlar. Kendisini akıllı, zeki, fikrini en doğru fikir olarak görür. Farkına varmadan birisinin peşine takılır, kılıçları kuşanır. Aklını birilerine kiraya verdiğini bile düşünemez. Görüşün kendisine değil, söyleyene göre tavır alır. Böylelerine sözün geçmez. Birinin fanatiğidir artık. Bu durumda belki cahile söz geçirirsin, fakat bu tiplere ağzınla kuş tutsan kendini ve fikrini beğendiremezsin. Bu pozisyonuyla cahilden beter bir durumdadır. Böylelerinden mümkün olduğu kadar uzak durmak ve tartışmamak gerek. Hani Gazali'ye ait "Cahillerle tartışmaya girmeyin. Çünkü ben onları hiç yenemedim" sözü zikredilir ya. İşte öyle bir şey. Bu tipler okumuş cahillerdir. Kendi fikrine ve zikrine de aşıktır. Ya şakşakçı, ya muhaliftir. Bunların biri Musa, diğeri İsa'dır. Her ikisi ne de söyleyecek söz zaittir, havanda su döğmedir. Nuh der, peygamber demezler.

Söz, ikisinin arasında kalan, sözü kimin söylemesinden ziyade söze bakan tiplere söylenir. Bunlar Muhammed'dir. Ne İsa'ya, ne de Musa'ya yaranırlar. Doğruya doğru, yanlışa yanlış derler. Sırtlarında yumurta küfesi yoktur. Kimseden bir beklentileri de olmaz. Kimsenin kınamasına aldırmazlar. Bunlar orta yolu tutanlardır. 30.01.2017