24 Ocak 2017 Salı

Yönetici atama kriterlerimiz niçin değişti?

Son günlerde tartışmanın  fitili, MEB'de idareciler nasıl atanır konusu. Milat gazetesinde Seyit Mehmet DENİZ isimli yazarın "Milli Eğitim Bakanlığında idareciler nasıl atanır" başlıklı yazısı ile birlikte yeniden alevlendi. Öncelikle yazar tespitlerinde yerden göğe kadar haklıdır. Yazısına imzamı atarım.

Yazıyı görünce içi dolu olanlar hemen atışlara başladı. Eleştirilerinde haklılar da. Ben de son yıllardaki yönetici atama, kamuya eleman alma vb atamaları hep eleştirdim. Hala da eleştirmeye devam ediyorum. Süreç geçti gitti, hala da liyakat ölçüsüne göre bir sistem maalesef getirilemedi. Amacım kimsenin avukatlığını yapmak değil. Fakat bu hatalar niçin yapıldı, bu sürece nasıl gelindi? Bunu irdelemek lazım.

Bu sürece 17-25 Aralık süreci ile birlikte start verildi. İçimizde 40 yıl boyunca görünen yüzlerinden ziyade gizli bir örgütlenme ile devletin her kademesine kök salmış bir yapı sebep oldu. Maalesef geçmişten günümüze bu yapıya teşne olan, görmeyen, görmezden gelen devlet bürokrasisinin ve siyasetin ceremesini çekiyoruz. Paralel yapı diye isimlendirilen cemaat görünümlü 'Hizmet Hareketi'nin ne kadar tehlikeli olduğunu 15 Temmuz itibariyle canlı yayında izledik. Çoğumuz da canını vererek bedel ödemiştir. Bu hareket Cumhurbaşkanlığı yaverliğine kadar yükselmiş, Rus Büyükelçisini öldürerek devletin itibarını zedelemeye çalışmıştır. Türkiye hala da mücadele etmeye çalışıyor.

Bu sinsi, takiyyeci ve ihanet şebekesinden kurtulmak için devlet yeni bir strateji geliştirdi. Çünkü kendisine giden rapora göre bu örgüt en çok MEB'de kadrolaşmış, okulların müdür ve yardımcısına varıncaya kadar örgütlenmiş, okullardaki öğretmenleri vasıtasıyla dershanelerine öğrenci kazandırmaya devam etmiş olarak görüldü. Kavganın fitilinin dershaneleri kapatma adımıyla başladığı dikkate alınırsa bunda da devletin haksız olmadığı görülecektir. Devlet 657'ye göre asli görev sayılmayan müdür ve yardımcı kadrolarında 4 yılını dolduranların görev süresini sona erdirerek başladı işe. Öncelikle çalışamayacağı il ve ilçe müdürlerini kızağa çekti. Yerine yeterli veya değil, güvendiği ve dediğini yapacak adamlarını atadı. Bunlar sayesinde kılı kırk yararcasına bir temizlik hareketine girişti. Kanun çıkaranın niyeti olmamasına rağmen taşradaki mal bulmuş mağribilerin eline bir fırsat geçti. Herkesi budadı. Yerine çıkarılan sözlü mülakatlar ile istediğini aldı ve atadı. Bu süreçte kendisini anlatamayan, ön plana çıkamayan, arkası olmayan herkes darbe yedi. Çünkü toptancı davranıldı. Acaba hata yapabilir miyim diyerek en ufak bir şüphe ile insanların ipi çekildi. Masum ve suçlu bundan nasibini aldı. Bu süreçte FETÖ ile mücadele etmek esas iken taşradaki kraldan daha fazla kralcıların dedikodu kültürüyle insanlara bir kulp takması esas sorun olarak görünmelidir. FETÖ yapılanmasının sinsi, takiyeci, kendisini gizleyen bir yapı olarak lanse edilmesiyle birlikte herkese, her şeye şüphe ile bakılmasını da normal görmek lazımdır.

Aslında birileri devleti bu konuda yanıltmıştır. Bu yapının sempatizan ve militanlarının MEB'de yuvalandığı doğru olmakla beraber bu yapının en az tehlikelileri olarak öğretmen camiası görülmeliydi. Buradakiler devlete en az zarar veren kesimdir. Fakat yukarıdan başlaması gerekirken budamaya aşağıdan başlanmıştır. Devlet burada savunma refleksiyle neredeyse eskiye dair her şeyi çiğnedi geçti. Hiçbir kriter belirlemeden, ehil mi değil mi değerlendirmeden sadece kendi dediklerini yapacak, kelle alacak, kendisine sadakat gösterecek kişilerle yola devam etme kararı aldı. Bu süreçte görev alanların içerisinde  ehilleri de olmasına rağmen geliş şekli itibariyle hepsi zan altında kaldılar. Kendilerini ifade edemediler. Çoğu insanı yaraladılar, küstürdüler. Bu süreçte üst yöneticilik görevine genelde ilahiyat mezunları getirildi. Belki bir makam elde ettiler ama hem kendileri hem de branş itibariyle yıprandılar.

Bu süreci hepimiz yaşadık, hala da yaşamaya devam ediyoruz. Çok da detaylı anlatmaya gerek yok. Tamam bu süreci eleştirelim eleştirmesine de. Sahi siz olsanız ne yapardınız? Size her bir taraftan saldırıya geçmiş bir yapıdan kurtulmak için önceliğiniz elediklerinizin yerine ehil olanları mı seçersiniz, yoksa sadakat sahibi olanları mı seçerdiniz? Öyle zannediyorum kendinize bağlı olacak kişilerle yola devam etme kararı alırdınız. Bu süreci eleştirirken yapının ne kadar tehlikeli ve sinsi olduğunu göz ardı etmeyelim. Orta yerde bir yaralı var. Ölümle burun buruna. Ehil doktor aramazsınız. İlk müdahaleyi yapacak bir doktor bulursunuz. Burada da böyle bir yöntem uygulandığını düşünüyorum.

Bu açıklamaları yaparken hükümeti savunduğum, yapılanları doğru gördüğüm anlaşılmasın, bu adamın tuzu kuru diye düşünülmesin. Bilmenizi isterim ki bu süreçte mağdur olanlardan birisiyim. Sadece yapılanları anlamaya çalışıyorum. Ayrıca devletin bu icraatını eleştirirken her görüşteki insanın partisinin geçmişte neler yaptığını göz önüne getirirsek bu konuda hiçbirimizin çok da masum olmadığını görürüz. Eleştirelim ama insafı elden bırakmadan. İlk eleştiren de en temizimiz olsun.

Devletin tüm kurumlarıyla normal bir şekilde işleyişine döndüğü zaman yapılacak ilk iş her türlü atamada ehliyet ve liyakatın ön planda tutulması gerektiğini düşünenlerdenim. Yapılması gereken ilk icraat da haksız yere alınıp itibar kaybedenlere hakkını vermek, iadeyi itibar yapmaktır.

Ben süreci -yanlış olmasına rağmen- böyle okuyorum. Süreci bu şekilde anlamaya çalışırken biliyorum hem süreci savunanlardan, hem de eleştirenlerden tenkit alacağım.  Yani ne İsa'ya, ne de Musa'ya yaranacağım. Bu da benim mesleğim. Allah kimseyi makamla imtihan etmesin. Emaneti ehline verenlere ve görevini layıkıyla yapanlara ne mutlu! Selam olsun onlara... 24/01/2017

Okullarda verilen notlar ne derece gerçeği yansıtıyor? -2-

Milli Eğitimde not vermede objektif kriterlere uygun bir ölçme ve değerlendirme yapılıyor mu, yapılmıyor mu? Başımdan geçen bazı anekdotları sizinle paylaşmak istiyorum bu kısımda:

Orta birinci sınıf Sosyal Bilgiler dersinde öğretmenimiz sözlü yapmak için ismimi okudu. Ayağa kalktım. "Adana'da ne yetişir?" dedi. Ben ağzımı açarken daha cevap vermeden kendisi "Pamuk" cevabı verdi. "Otur hocam, 9" dedi. (9, onluk sisteme göredir.)
***
Fizik, kimya, biyoloji, matematik gibi derslere öğrencilik hayatımda hep soğuk baktım. Hani insan sevmediği yemeği ölmeyecek kadar yer ya. benim ki de öyle. Bu derslere sınıf geçecek kadar çalışırdım. Biraz çalışınca matematiği severdim. Ama diğerlerine hiç kanım kaynamadı. Sebebine gelince orta birde fen bilgisi ve lise birde fizik dersime K.Ş. isimli bir müteahhit gelirdi. Onun dersinde Samet isimli arkadaşımız tahtaya geçer, kitaptaki bir resmi çizerdi. Müteahhit öğretmenimiz ise kafasında bin bir tilki hapishanedeki mahkumların koridorda volta atmaları gibi bizimki de sınıfta dolaşırdı sayısız defa. Dersin son beş dakikasına kala tahtaya çizilen resmin yanına gelir: "Çocuklar! Şu gördüğünüz buzdolabı resmi, dolabın çalışması için şu prize takılması gerekir..." derdi zil çalardı. Çıkar giderdi. "Anlamayoruyuz(arkadaşımızın konuşması bu şekilde idi. Okul bitti hiç değiştirmedi. Ne okul ona bir şey verdi, ne de o, okuldan bir şey aldı) hocam" diyen öğrencilere "Kendi adınıza konuşun, anlamıyorsanız 30 defa okuyun" derdi. Sayısal dersleri gördükçe hep o müteahhit öğretmenim gözümün önüne gelir, bu derslere sınıf geçecek kadar çalışırdım. Ne dersten ne de bu derslere çalışmaktan zevk alırdım.

Lise üçüncü sınıfta Biyoloji dersinden ilk sınavda boş kağıt verdim. Notum 1 idi. İkinci ve üçüncü sınavlarda onluk sisteme göre o zamanın deyimiyle beş aldım, yani hacı beş. Birinci dönem biyolojim 3,5 yani zayıf düşüyor. Memlekete gittim karneyi almadan. Bir arkadaşım tatilde Konya'ya gidiyormuş, karneni alıp geleyim, zayıfın var mı dedi. Biyoloji var dedim. Dönüşte ne yalan söylüyorsun, zayıfın yok üstelik takdir belgen var dedi. Karneme baktım. Evet zayıfım yoktu. Biyoloji notu olmak üzere tekrar göz gezdirdim. Biyoloji notum 5 idi, şimdinin notuyla iki yani. Sevindim, öğretmen bana güvenmiş ve kanaat kullanmış diye. Üzüldüm hak etmediğim halde bana fazladan not vermiş diye.

Ara tatilden sonra ders başı yaptık. Biyoloji öğretmeni sınıfa geldi: "Takdir alan var mı bu sınıfta" diye sordu. Utana sıkıla kaldırdım, başka da yoktu. Parmağımı görünce kafa salladı. Kafa sallaması ne anlama geliyordu bilmiyorum ama ya "Benim sayemde aldın bu belgeyi" dedi. Ya da "Sana hakkın olmadığı halde geçer not verdim, kıymetini bil" demek istedi. O anda kendi kendime ikinci dönem bu sınıfta biyolojiden en yüksek not benim olmalı dedim. Hiç sevmediğim, çalışmaktan haz almadığım ve anlamadığım bu ders ikinci dönem sınıfta en yüksek yedi idi. O da bana ait idi. -Devam edecek-

Doğal gaz faturam

14/01/2016 son ödemeli doğal gaz faturam geldi. Sağ olsunlar bir haftalık ödeme kolaylığı sağlanmış görünüyor. 

Firmamın sağladığı bu kolaylığı basite almayın. Ya doğal gazı okur okumaz zile bassa da şu kadar ödemeniz var, hemen ödeyin dese. Beterin beteri var.

Efendim ben bordro mahkumuyum. 15'inden 15'ine alırım maaşımı. 14'ünde bende para ne gezer diye hemen bir mazeret uyduranlar çıkabilir. 

O senin meselen kardeş. Planını yap maaşından doğal gazın parasını ayır. Yok ayıramıyor isen  bulup buluşturacaksın. Yakarken bana mı sordun. Madem şikayetçi olacaksın. Sana illa doğal gaz yak diyen mi oldu? Git soba kur. Bir defa biz ciddi bir firmayız. Senin maaşı ne zaman aldığına biz bakmayız. Gününde ödeyemiyorsan gecikme cezasıyla öde. 
Daha sana ne diyeyim... 

Sen sağ ol firmam  iyi ki varsın. 24/01/2016