15 Ocak 2017 Pazar

Allah kimleri sever, kimleri sevmez?

Allah kimleri sever?
-dürüstleri, (2/195)
-tövbe edenleri, (2/222)
-temizlenenleri, (2/222)
-sakınanları, (3/76)
-güzel davranışta bulunanları (3/134)
-sabredenleri, (3/146)
-iyi davrananları, (3/148)
-kendisine dayanıp güvenenleri, (3/159)
-iyilik edenleri, (5/13)
-adil olanları, (5/42)
-İyi ve güzel iş yapanları, (5/93)
-(haksızlıktan) sakınanları, (9/4)
-(ahdi bozmaktan) sakınanları, (9/7)
-adil davrananları, (49/9)
-adaletli olanları, (60/8)
-kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları (61/4)
SEVER.

Allah kimleri sevmez?
-aşırıları, (2/190)
-bozgunculuğu (2/205)
-küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi (2/276)
-kafirleri, (3/32, 30/45)
-zalimleri, (3/57,3/140,42/40)
-kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi (4/36)
-hainliği meslek edinmiş günahkarları, (4/107)
-kötü sözün açıkça söylenmesini; haksızlığa uğrayan başka, (4/148)
-bozguncuları, (5/64, 28/77)
-sınırı aşanları, (5/87)
-israf edenleri, (6/141,7/31)
-hainleri, (7/55)
-büyüklük taslayanları, (16/23)
-hain ve nankör olan herkesi, (22/38)
-şımarıkları, (28/76)
-kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri, (31/18)
-kendini beğenip böbürlenen kimseleri (57/23)
SEVMEZ.
15/01/2017


Proje çöplüğü

Okullarda yapılan şiir, kompozisyon resim vb yarışmaların yerini son yıllarda daha çok projeler almaya başladı. Denetime gelen müfettişinden yetkililere varıncaya kadar ilk sordukları "Kaç projeniz var, hangi alanda" sorularıyla muhatap olunur oldu. Şimdi projesiz okul yok gibi neredeyse. Her okulda bir yarıştır gidiyor. Bazı okullarda başlatılan projenin sayısı belli bile değil.

Bu kadar proje ile sonuçta bir amaç elde edinilmiş midir? İşte orası muamma. Çünkü her bir projeye büyük ümitler bağlanır, heyecanla başlanır, amaca ulaşılamadan bir başka projeye geçilir. Çünkü ya uygulama imkanı bulunamamıştır, ya projeye sahip çıkan olmamıştır, ya projenin mantığı benimsenmemiş/kavratılmamış,  ya iş ve ders yoğunluğundan uygulanamamış ya da yeni konan bir projeye yönler çevrildiği için başlatılan projeler akim kalmıştır. Hasılı okullarımız proje çöplüğüne döndü dense yeridir.

Büyük umutlar bağlanarak başlatılan projeler iyi takip edilemediğinden kağıt üzerinde başlatılan bu projeler kağıt üzerinde bitirilerek okul arşivlerindeki yerini alır. Neden mi? Çünkü "Türk gibi başla, Alman gibi bitir" sözünün birinci kısmı yerine getirilir, ikinci kısmı ise es geçilir.

Planlı olmak, belirli bir hedefe doğru yol almak güzeldir. Fakat sonuca gidemiyoruz. Çünkü maymun iştahlıyız. Ayrıca başlattığımız projede samimi olmak gerekiyor. Projeler bir sorunu çözmek veya bir ihtiyacı gidermek için uygulanmaya konmalıdır. Bizde projeler genellikle dostlar alışverişte görsün türünden başlanır, show amacı güdülür. İyi bir reklamı yapılır. Sonuç, maalesef sıfır elde var sıfır oluyor.

Okullarda mutlaka projeler olmalı. Projeler her okulun bünyesine uygun ve uygulanabilir olmalıdır, okulun tüm paydaşlarını projeye katabilmek gerekiyor. Ismarlama projeler olmamalıdır. Öğrencilere heyecan katabilmelidir. Bir projede sonuca ulaşmadan aksayan yönleri revize ederek ısrarla  yola devam edilmelidir. Okullar proje üstüne proje ile boğulmamalıdır. Projeler kağıt üzerinde kalmamalıdır. Projeyi uygulamak için zaman ayarlanmalıdır, takibi yapılmalıdır. Her şeyden önce projeyi başlatanlar ilk önce kendileri bu projeye inanmalıdırlar. 35-40 saati bulan bir ders yükü ile 10'ar dakikadan ibaret teneffüs ortamı ile projeler geliştirilemez ve uygulanamaz. Yarış atı haline dönüştürülen sınav sistemleri ile bu ülkede hiçbir projeden verim elde edilemez. Çünkü okula servisle gelip servisle giden, ders bitiminden sonra soluğu etüt merkezinde alan, akşam eve gelince yardımcı kaynaktan test çözmekten ibaret olan rutin okul hayatında projeler hep ölü doğar. AB projeleri çerçevesinde yapılan projeler de aynı kapsam içerisinde değerlendirilebilir. Sadece yapmış olmak için yapılır, birkaç kişi yurt dışına gider gelir, okulun duvarlarında boy boy afişlerle övünülür. Sonra o da arşivdeki yerini alır.

Projelerden verim elde edilmek isteniyorsa sınav odaklı bir öğretimden vazgeçilmelidir, haftalık ders yükü azaltılmalıdır. Hafta içi veya hafta sonu okul veya etüt merkezlerinde yapılan takviye dersler yapılmamalıdır. Yani öğrenciye boş zaman ortaya çıkarılmalıdır. Öğrenci ben ne olacağım endişesinden kurtarılmalıdır. Öğrenci öğrendiği bilgiyi hazmede hazmede öğrenmelidir. Sosyal hayatın içinden koparılmamalıdır. Ders dışında yükü azalan öğrenci ister istemez projelere yönelecektir. Yok bu sınav sistemi ve takviye dersler devam edecekse hiç olmazsa yılın belli bir ayı proje ayına ayrılabilir. Okul tüm bileşenleriyle bu ayı projeyi uygulamaya ayırabilir. Yoksa daha biz kağıt üzerinde çok projeler üretiriz, başka da bir işe yaramaz. 15/01/2017


14 Ocak 2017 Cumartesi

Meclis’in anayasa sınavı*

90’lı yıllardan beri ülkenin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğu hemen hemen her kesim tarafından dile getirilir. Her parti seçime giderken yeni bir anayasa yapacaklarının vaadini verir seçim beyannamesinde.  İhtilal anayasasından bu zamana  34 yıl geçmiş, nedense kısmi değişiklikler dışında her partinin sözünü verdiği değişiklik bir türlü gerçekleşmedi gitti.

Millet, hiçbir partiye anayasayı tek başına yapma ve değiştirme çoğunluğunu vermedi. Çünkü anayasa bir partinin tek başına yapabileceğinden ziyade birlikte yaşamanın sözleşmesidir. Bu yüzden millet, vekiline: “Aranızda anlaşın, bir araya gelin, ortak bir anayasa yapın. Çünkü bu ülkede her renkten insan var. Yapacağınız anayasa tüm kesimleri kucaklasın. Bir partinin görüşlerinin hakim olduğu bir anayasa olmasın “ demek istedi hep.

İktidara gelen parti Meclis’te grubu bulunan partilere gider, gelin şu anayasayı değiştirelim diye. Komisyonlar kurulur, aylarca üzerinde çalışılır, sonra önümüzdeki seçimden sonra açılmak üzere rafa kaldırılır.  Niçin kaldırılır?  Aralarında anlaşamadıkları için. Çünkü aralarında uzlaşı kültürü yok, uzlaşmazlık kültürü var. Hepsinin kırmızı çizgileri var. Vekil sayısı fazla olan da az olan da  bizde değişmez. Hepsi dediğim dedik der. İyi niyetle oturduğu koltuktan mızıkçılık yaparak aylarca devam ettirdiği nafile turlarını sona erdirir.  Hasılı  yamalı bohça gibi olan bir anayasa ile kör-topal yaşamaya çalışıyoruz.

İçinde yaşadığımız günlerde tümü olmasa da 18 maddeyi kapsayan yine bir mini anayasa değişikliği Meclis’te görüşülüyor şu günlerde. İrili-ufaklı partiler kendi aralarında bir takım oluşturarak referanduma götürecek sayıyı yakalayalım/yakalatmayalım şeklinde yine mevzilerini aldılar. Ölümüne kıran kırana bir mücadele söz konusu. Kimi bir an evvel maddeler oylansın, kimi de ipe un sererek nasıl geciktiririm derdinde. Kürsünün kırılmasından kürsü işgaline, ayak ısırmadan boğaz sıkmaya varıncaya kadar tüm kozlar oynanıyor. Oyuncularımız da milletin içinden seçilerek gelen temsilciler. Anadolu’da “İmam osurursa cemaat ...” diye bir atasözümüz var. İçimizden giden seçkinler böyle yaparsa seçmenin ne yapabileceğini varın siz düşünün.  Yine  bizde beklenilenin dışında anormal hareket yapmaya çalışan, sürekli olay çıkartan kişiler için “Senin yemin fazla, senin yemini kısmak lazım” denir. Çünkü Millet, kendisi asgari ücretle kıt-kanaat geçinirken vekiline kesenin ağzını açmış, her türlü imkanı sunmuştur. “Yeter ki yasama görevi yerine getirilsin, ülke düzlüğe çıksın,  ülkede aksayan yönlere çözüm üretilsin” düşüncesindedir.

Kavga-gürültü ile bu kısmi anayasa değişikliği için referanduma gidecek 330 sayıya ulaşılır mı, referandumda millet onay verir mi vermez mi bilmiyorum. Bunu zaman gösterecek. Fakat üzüldüğüm nokta, içimizden giden vekillerimizin ekranlardaki kavgası güzel bir örnek değildir. Meclis’in bir ayıbıdır. Bu görüntü maalesef ne ilk idi ne de son olacak, bizde bu kabadayı ruhu oldukça. Vekillerin ilk ayıbı sadece bu değil. 20-25 yıl boyunca bir araya gelip yeni bir sivil anayasa yapamayan bu meclise bu ayıp yeter de artar bile. Maalesef görüntü bal yapmayan arı misalidir. İstedikleri ‘Anayasa bizim işimiz değil, bu anayasayı yapsa yapsa eli silahlı olanlar yapabilir.  Anayasa kim, biz kim? Bir defa biz bu konuda yeterli donanıma sahip değiliz. Biz kendimizin yaptığı bir anayasa ile değil, ancak başkasının dayatması ile yapılan bir anayasayla ülkeyi yönetmeye talibiz” demek istiyorlar. Anlaşılan kendilerine öz güvenleri yok.

Bir başka husus; grup kararı, parti kararı diyerek liderlerinin dediği şekliyle oy verip kendi görüşünü özgür iradesiyle ortaya koyamayan bir vekil profilinin herhangi bir cemaat, tarikat ve hareket liderinin dediğini yapan, onun emri dışında iradesini ortaya koyamayan, aklını kiraya vermiş kişilerden ne farkı var? Ben bir fark göremedim.

Kusura bakmayın! İster anayasayı değiştirin, ister değiştirmeyin. Ben bir seçmen olarak ekranlarda kavga eden, milleti kutuplaştıran çirkin görüntülerinizi görmek istemiyorum. Oturun, adam gibi dört dörtlük olmasa da yıllardır bir anayasa bile yapamayan bir Meclis görüntüsünden kurtulun. Yapamıyorsanız gerekirse birbirinizi kırın, dökün. Ama görüntünüz ekranlara yansımasın. Yoksa gölge etmeyin!.. Çünkü aslın karşısında vekil olarak verdiğiniz görüntü oranın manevi şahsiyetini lekeler. Buna ne sizin ne de bizim hakkımız vardır. 14/01/2016

16/01/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde 14/01/2017 tarihinde ladik.biz sayfasında yayımlanmıştır.