10 Ocak 2017 Salı

Saçmalık Beynimizde Olmasın!

Bir konuda bir görüş serdedersin. Muhatabın katılmadığını 'saçma' diye ifade eder. Böyle cevap verenlere 'Sakın ola ki, saçmalık beyninde olmasın' derim.

Aslında görüş görüştür, bir fikirdir, olaylara bir başka zaviyeden bakabilmedir. Görüş, bizim bakış açımıza göre mantıklı ve isabetli olmayabilir. Bunu da 'Görüşünüze katılmıyorum. Ben bu konuda şöyle düşünüyorum' şeklinde ifade etmek gerekir diye düşünüyorum. Bu şekil bir cevap muhataba daha şık gelir, daha nazik olur. Kapıyı kapatmadığı gibi gönülleri de fethedebilir. En azından tartışma ve müzakere ortamını germeden devam ettirir.

Beğenmediği görüşü saçma olarak nitelemek her şeyden önce ortamı gerer. Maksada hizmet etmez. Muhatabın fikrini küçümsemedir. Saldırgan ve suçlayıcı bir üsluptur. Çoğu zaman vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir. Sonra bize bugün saçma gibi gelen yarın çok mantıklı gelebilir.

Tatlı dilimizle yılanı deliğinden çıkarmayı bilmek lazım. Bu da bir üslup, yol-yordam meselesidir. İlmi siyasettir. Yoksa yüzümüze açılan tüm kapıları tek tek kapatırız da farkına vardığımız zaman iş işten geçmiş olabilir. Bugün her şeyden önce iletişime en fazla ihtiyacımız var. Diller susarsa başka organlar konuşur. Biz dili iyi konuşturma yolunu seçelim. 10.01.2017

9 Ocak 2017 Pazartesi

Trafiğin dokunulmazları

Şehir içi yolcu taşıma işi yapan dolmuşçuları konu edineceğim. Baştan söyleyeyim, görevini layıkıyla nizami bir şekilde yapıp evine ekmek götürenlere sözüm yok. Derdim kural tanımayan, nezaket ve incelikten nasibini almamış, şehirde yaşayan ama dağ kanunları uygulayan kişilerdir.

Kendisine belirlenmiş indirme-bindirme yerlerinde değil, istediği yerde durur, istediği yerden yolcu alır ve indirir. Trafiği tehlikeye sokacağım diye bir endişesi yok. Yolcu nerede isterse, kendi canı nerede isterse orada durur. Kimse bunlara laf edemez. Eğer laf ederse ağzının payını vermekle kalmaz. Allah'ın kendisine verdiği gücü, kuvveti, eli, kolu, ayağı ve dilini istediği şekilde kullanır. Gün görmedik küfürleri duyarsın. Kavganın her çeşidini görürsün. Denemesi bedava. Kazara böyle birine uymadığı kuraldan dolayı istersen bir uyar. Anandan doğduğuna, doğacağına pişman eder seni. Çünkü edepsizliği, terbiyesizliği, arsızlığı hak arama olarak görür. Asla hata yaptığını kabul etmez. Hata yapsa da suç bastırırcasına bağırır, çağırır. Şoför mahallinden inmişse bil ki kavga için iner. Karşı tarafın güçlü güçsüz olması önemli değil. Nasılsa kendini ve karşı tarafı tutacak, kavga etmesinin önüne geçecek kadar yolcu ve müşterisi vardır. Zaten kavga büyüyecek olsa yardımcıları aynı anda yığılır yanına. Çünkü bugün buna, yarın öbürüne. Böyle günde mesleki dayanışma olmayacak da ne zaman olacak?

O yüzden sen sen ol. Asla bir dolmuşçuya gözünün üstünde kaşın var deme. Çalıyı dolan daha iyi. Bırak onu kendi haline. O istediği yerde dursun, istediği zaman önüne sürsün, trafikte 'S' çizsin. Yeri geldiği zaman el kaldırmana rağmen seni iplemeyip içi boş olduğu halde geçip gitsin. Yeri  geldiği zaman aracının içini hınca hınç doldursun. İstediği şekilde hız yapsın. Canı istemezse yavaş yavaş gitsin. Çünkü istediği kadar yolcu çıkmamıştır. Ya da yangından mal kaçırır gibi sürsün. Çünkü ileriden yolcu kapması gerekiyor. Korna çalarsa yol vereceksin, seni uyarınca teşekkür ederim, bir daha olmaz diyeceksin. Araba sürerken istediği kadar telefonla konuşsun, bir taraftan da para üstü vermeye devam etsin. Bir defa o, çok kabiliyetli biridir. Aynı anda kaç işi birden yapar. Ondaki yetenek sende olmayınca sanırım kıskanıyorsun sen onu. Bir defa onun bilmediği tek şey araba sürmedir. Kolay kolay kaza yapmazlar. Çünkü onları gören kendine çekidüzen vermek durumundadır.

Hasılı onlar trafikte dokunulmazdır. İstediğini yapar. Kimse onlara karışamaz. Onlar istediğine had bildirir. Gerekirse bu uğurda ölümü bile göze alır. Hapse girmek ise onun için sefere çıkmak gibidir. Trafikte geçiş üstünlüğü olan ambulans ve itfaiye de bile yok onlardaki geçiş üstünlüğü ve kural tanımazlık.

Korktukları tek şey trafiğin onlara ceza kesmesidir. Şükür ki onu da hallettiler. Çünkü rutin kontrollerden haberleri olur, o anda fazla yolcu almazlar. Yolda trafik kontrolü varsa öndeki meslektaşı haberdar eder onu. Onlardaki iletişim ağı devlette yok. Polis nerede, neyin kontrolünü yapar, hepsinden aynı anda haberdar olurlar. O zaman kim tutar bunları. Tüm yollar, tüm duraklar onlarındır. Kim karışır onlara. Kazara biri had bildirmeye kalkarsa ona haddini bildirirler. Kaşınıyorum diyorsan istersen bir dene.

Allah şehrin ortasında güpegündüz dağ kanunlarını uygulayan, racon kesen böylesi trafik canavarlarından korusun. 09.01.2017

"Yarın teslim tarihi!.."

Toplum içinde yaşayan biz insanların önemsemeden işlediğimiz günahlardan biri de laf taşımadır. Leblebi yer gibi  yaparız bu işi iki lafın arasında. Her duyduğumuzu, her işittiğimizi doğru mu yanlış mı araştırmadan hemen aktarırız bir başkasına.

Laf taşıma özellikle sanal alem olan facebook ile birlikte daha hızlı yayılır oldu. Gazete okumayan, açıp bir köşe yazısı okumayan, bir kitap okumayan bizler hemen hemen her türlü haberleşmemizi sanaldan yapar hale geldik. Haberin nereden, kimden geldiği, bu haberi yaymadaki amaçlarının ne olduğunu sorgulamadan hemen kes-kopyala-yapıştır yapıyoruz. Bu kadar mı teşne olduk yalan haber taşımaya? İşin garibi herkese bir korku salan bu tür asparagas haberlere inanan da paylaşıyor, inanmayan da. Hemen hemen herkesin kafasında ne olur ne olmaz endişesi var.

Üç-beş gündür facebookta "Yarın teslim tarihi...!!!!!!!
Paylaştığımız her şey, yarın herkese açık olacakmış. Silinmiş veya izinsiz olan mesajlar bile..." diye başlayan yarım sayfalık bir metin dolaşıyor. Paylaşım rekorları kırıyor. Hiç yazı okumayanlar bile paylaşıyor. Herkes başına gelebilecek bir tehlike olursa onu savma derdinde. Eskiden bir kağıt dağıtırlardı: “Bu kağıdı şu kadar kişiye dağıtmayanın evi yandı...” şeklinde. Sonraları bu tür mesajlar cepten cebe gönderilmeye başlandı. Bu mesajı alan çoğu kimse bu tür mesajların aslı astarı yok biliyorum ama mevzu bahis olan evdir.  Ya bir de doğru çıkarsa bir de evden olmayayım diyerekten gelen mesajı başkasına gönderirdi. Facebookta bu tür paylaşımları görünce ‘evi yanma’ mesajları aklıma geldi.

Kanaatimce, ‘Bu mesajı şu kadar kişiye gönderemeyenin evi yanar’ mesajlarının nasıl ki aslı-astarı yoksa bir kaç gündür tedavülde olan sanal alem paylaşımlarının da aslı-astarı yoktur. Bu metni ortaya çıkarıp tüm dünyaya servis edenlerin niyetlerinin ne olduğunu bilmem ama bu şunun habercisi olabilir: “Bizde haberlerimizi yayan bu kadar fahri müşterimiz olduğuna göre yarın biz dünya kamuoyunu yönlendirmek için başka haberler de icat edip servise koyabiliriz. Gönüllü paylaşımcılarımız sayesinde bir ülkedeki kamuoyunu aynı anda etkileriz. Haberin yalan olduğu ortaya çıkıncaya kadar biz atı alır Üsküdar’ı geçeriz” demek istiyor olabilirler. Neye ve kime hizmet ettiği belli olmayan bu tür paylaşımlara alet olmamak gerekir. Öyle her gördüğümüz, her duyduğumuz haberi paylaşırsak yarın başımıza başka gaileler açmış olabiliriz. Zaten her duyduğunu paylaşmak ve aktarmak kişiye günah olarak yeter diye düşünüyorum.

Bugünkü sanal alem dünkü gazetelerin paparazzi sayfalarını temsil etmektedir. Her gördüğümüze atlamamak lazım. Akıl süzgecinden geçirmek gerekir. Bu konuda bin okuyup bir paylaşmak lazımdır. Yoksa bu tür fasık haberler dolayısıyla birilerini töhmet altında bırakarak üzmüş oluruz da iş işten geçmiş olur.

Bu tür paylaşımların bir faydasını gördüm. İş, kişinin canı olunca, kendisine zarar gelme konusu olunca maşallah okunmayan yazılar okunmaya başlanmış, paylaşılmayan yazılar paylaşılmaya başlanmış. Bu da önemli bir gelişme. Belki bu sayede yazı okumayanlar “Acaba benimle ilgili bir paylaşım mı” diye okumaya başlarlar. 09/01/2017