2 Ocak 2017 Pazartesi

Uyar akıllı kişiler


Allah'ın diğer canlılardan farklı olarak insana bahşettiği en büyük nimettir akıl.
Tabii kullanan için ayrı bir değere sahiptir. Kur'an, bu nimetin kullanılmasını sık sık emreder.

İnsanımızın geneli aklını kullanmaz. Bedava başkasına kiraya verir. Aslında kullanmadığı aklı kendisinde bir yüktür. O, artık iyi bir emir eridir:
1.Herhangi bir şeyi sorgulamaz.
2.Başkası onun adına düşünür.
3.Kendiliğinden bir şey yapmaz.
4.Hep emir bekler.
5.Kendine karşı öz güveni yoktur.
6.Emredilen içine sinmese de vardır bir hikmeti diye düşünür.
7.Cemaatinin, STK'sının, liderinin, şeyhinin emir ve direktifiyle hareket eder.
8.Hep bağlı olduğu  yerin veya kişinin gözüne girmeye çalışır.
9.Kur'an ve sünnet bu konuda ne derden ziyade, grubumun görüşü nedir diye bekler durur.
10.Allah'ın ipine sarılır gibi grubuna bağlıdır. Çünkü  sürü psikolojisine sahiptir. Liderinin yanlış yolda olduğunu asla kabul etmez.
11.Bağlı ve ait olduğu yerin dışındaki fikirlere kapalıdır. Başkasına karşı ön yargılanır.
12.Başkasına ait gazete, makale, dergi, kitap vs okumaz. Çünkü kendine güveni yoktur.
13.Kendi ile barışık değildir. Kendinde  göremediği kerameti başkasında görür.
14.Hep bir kurtarıcı bekler. Kurtarıcısının da lideri, şeyhi vs olacağına kendisini inandırmıştır.
15.Birilerini kendi sırtına bastırarak itibar ve şöhret kazandırdığının bile farkına varamaz. Çünkü aklını kullanmaz.

Allah böylelerine aklını kullanmayı nasip etsin, hayırlarını versin. 02.01.2015

1 Ocak 2017 Pazar

Ahlakı iç edilmiş Müslümanlık

İslam; iman, ibadet ve ahlak ile bir bütündür. Hangisi ihmal  edilirse o İslam eksik olur. Çoğu bilginler Müslümanı bir ağaca benzetirler. Onun kökü iman, gövde ve dalları; amel ve ibadet, yaprakları ilim, meyvesi de güzel ahlaktır. 

Kök olmadan bir ağacın yaşaması mümkün değildir, çabuk kurur. Gövde ve dalları olmayan ağacın meyve vermesi mümkün değildir. Kökü ve gövdesi olduğu halde meyve vermeyen ağaç tasvip edilmez. Hatta çoğu yerde meyve vermeyen ağaç ya kesilir ya da bir başka meyve vermesi için aşı yapılır. Buradan ağacın olmazsa olmaz şartı meyve vermesidir. Meyve vermeyen ağaç asıl görevini yapmamış demektir.

Bugün yaşayan Müslümanların ekserisinin en büyük sorunu meyve verme sorunudur. Ağacın olmazsa olmaz üç temel unsurundan iman ve ibadette pek bir sorun yok. Çünkü nerede kendisini Müslüman diye tanımlayan birini görsek; "Elhamdülillah Müslümanım" der. İbadetleri yerine getirip getiremediği sorulduğunda, "Allah kabul etsin, yapabildiğim kadar ibadetlerimi yerine getiriyorum" şeklinde ifade eder. Kişinin inanıp inanmadığını, inancında samimi olup olmadığını Allah bilir. Biz insanları ibadet ederken gördüğümüz zaman kendisi hakkında Müslüman diye tanımlarız. Özellikle namaz kişinin alameti farikalarından biridir. Vakit namazlarında fazla olmasa da cuma ve bayram namazlarında bu toplumun ekseriyetini görmemiz mümkündür.  Yine bu ülkede yapılan istatistiklerde namaza göre daha zor bir ibadet olan orucu tutanların oranı daha fazladır. Kur'an okuyan, kursa giden, hayır ve hasenatta bulunan insanımızın sayısı yine azımsanamayacak kadar çoktur. Esefle söylemek gerekirse kök ve gövde yani iman ve ibadetlerimiz  nedense meyve vermiyor, yani ahlak ortaya çıkmıyor. Halbuki ibadetlerin amacı kişiyi güzel ahlak sahibi yapmaktır. Hasılı bizde dil ile ikrar ve kalp ile tasdik dediğimiz iman var, Allah rızası için yapılan fiil dediğimiz uzuvlarla amel olan ibadet var. Fakat ahlak yok. İkrar ve eylem var, sonuç sıfır elde var sıfır. Bu demektir ki iman ve ibadete verdiğimiz önemi ahlaka vermiyoruz. Ya ahlak bizim için önemli değil veya inandığımızı söylediğimiz imanımızda, ifa ediyoruz dediğimiz ibadetlerimizde bir sorun var. İman dilden kalbe geçmemiş, ibadetler ise el, kol, dil ve uzuvlardan öte gitmemiştir.

"İyilik ve takvada yardımlaşın, kötülük ve düşmanlıkta yardımlaşmayın" ayeti geldiği zaman sahabe: "İyilik (birr) nedir" diye sorar. "Güzel ahlaktır" cevabı verir Peygamberimiz. Yine Peygamberimiz "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" buyurur. Görüldüğü gibi İslam; en az iman, ibadet kadar ahlaka da önem vermektedir. O zaman bizim yaşantımızda bir sorun göze çarpmaktadır. En'am 162'de "Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” buyrulmaktadır. Bu ayeti -iman ve- ibadetin Allah ile kulun arasında bir ilişki biçimi şeklinde anlarsak ahlakın ise insanın toplumsal ilişki biçimi şeklinde yorumlayabiliriz. Meyve vermeyen bir ağaç nasıl ki istenmezse ahlaka dönüşmeyen iman ve ibadette -öyle zannediyorum- tasvip edilmez. Müslümanlar ahlakı es geçiyor demektir bu.

Ahlakını geliştirmeyen ve bunun için çaba sarf etmeyen bir Müslümanın Müslümanlığını gözden geçirmesinde fayda vardır. Müslüman kimliğini taşıdığı halde her türlü kötülüğü yapmaya devam eden  kimselerin Müslümanları küçük küçürme, boynunu öne eğdirme, utandırma gibi bir lüksü olamaz. Ya adam gibi yaşasınlar. Ya da gölge etmeyip İslam dairesinden çıksınlar. 01/01/2017

31 Aralık 2016 Cumartesi

Yeni bir yıla merhaba derken*

İnsan şeytanlarının, sinsi varlıkların, hainlerin bol olduğu bir yılı geride bıraktık. Kan, gözyaşı, ihanetler birbirini izledi hep. -Kabus gibi- bir yıl idi. 

Yeni bir yıla merhaba diyeceğiz. Yeni yıl ne getirir, ne götürür bilinmez. Çünkü gaybı bilemeyiz. Ama görünen köy kılavuz istemez. Zira insan denen ne menem varlık tiyniyetini değiştirmediği, bu tiplerin kökü kurumadığı müddetçe daha çok ağlayacak gibiyiz.

Kötülerin kökünün kuruması, onların girdikleri  delikten çıkamamaları için çoğunluğu iyi ve 'eşref-i mahlukat' olan pasif iyilerin birbirlerine karşı mücadelesini bir tarafa bırakıp kötülere karşı birleşmeleri gerekiyor. Şer odaklarına karşı iyiler görevlerini yapmadıkları müddetçe ihanet şebekeleri at oynatmaya devam edeceklerdir. Vicdanı kararmamış, bana dokunmayan yılan bin yaşasın demeyen insanlar kötülere karşı kollektif mücadele yolunu seçmelidirler. Farklı zihniyette olan rakipler, "Düşmanımın düşmanı dostumdur" dar ve sığ bakış açısını bir tarafa bırakarak kötülere dünyayı dar etmelidirler. İyiler bölük pörçük oldukça kötüler yarasa gibi ortaya çıkmaya devam edeceklerdir.

2016 yılında bolca gördüğümüz canlı bomba ve terörist eylemlerinde kötüler suçlu-suçsuz, bizden-sizden ayrımı yapmadan kalabalıklar içerisinde kan akıttılar, kim olduklarına bakmadan. Bugün koruduğumuz, görmezden geldiğimiz o kör kurşun hiç beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkabilir. Bumerang gibi gelir bizi bulabilir. Teröristin benimle işi olmaz diyenler; terörün hedef seçtiği kalabalık yerlerde eşimizin, çocuğumuzun olmayacağına dair hiçbirimizin garantisi yoktur. Bu yüzden nerede bir terör varsa, terör kimi hedef seçmişse ülkenin etkili ve yetkili kişileri kendiliğinden bir araya gelerek biriz ve beraberiz imajı vermek durumundadırlar. Bu ülke batarsa sadece iktidar yok olmayacak, hepimiz altında kalacağız. Bu yüzden hepimizin aklını başına almasında fayda vardır. Acı ve ayrılıklarımızı bir tarafa bırakarak ortak açıklama yapılmalıdır.

Milletçe uyanık olmalıyız. Daha çok çalışmalıyız. Üretmeliyiz. Üretime dayalı bir ekonominin sağlam temellerini atmalıyız. 2016’da gördüğümüz gibi düşman fırsatını bulduğu her alanda saldırı yapabiliyor. Kah canlı bomba, kah terör, kah cinayet, kah ekonomik kriz, kah siber saldırı, kah diplomatik kriz... olarak karşımıza çıkıyor. Bizim uyuduğumuz kadar onlar uyumuyor, bizim ayrılığımız kadar onlar bölünmüyor. Düşman Türkiye olunca farklı kulvarlarda birbirine düşman gibi görünen DHKP-C, FETÖ, PKK/PYD, İŞİD/DAİŞ vb şer odakları nasıl bir araya geliyorsa biz de sünnisi, alevisi, Kürd’ü, Türk’ü, STK’sı, Müslümanı, ateisti, iktidarı, muhalefeti bir araya gelebilmeliyiz. Hepimiz bu ülkenin kalkınması için taşın altına elimizi koymalıyız. Çok şey istemiyoruz. 15 Temmuz’da canını tankın altına atanlara göre hiçbir şey bizim yapacağımız. Bugün bu ülkede hala nefes alabiliyorsak canını bu ülke için verenler sayesindedir. Bunu unutmayalım. Birlik ve beraberlik istiyorsak bu ülkenin mozaiği olan her kesimin temiz, dürüst ve çalışkanlarına bürokrasi kapısı açık olmalıdır. Toplumsal barış için her kesim kırmızı çizgilerini içine gömmelidir. Çünkü “Söz konusu olan vatansa gerisi teferruattır” prensibi temel ilkemiz olmalıdır. Bizden öncekilerin bize miras bıraktığı bu ülkeyi gelecek nesle emanet etmek istiyorsak yaşanabilir bir ülke için doğru metotlarla çalışma yolunu seçmeliyiz. Yeni yıla girerken geçmişin muhasebesini yapmalıyız. Nefis muhasebesi yaparsak gülmeye, eğlenmeye zamanımız yoktur diye düşünüyorum. Bu sene nice bayramlarımızı acılarımızdan dolayı  kutlayamadık.

Yılbaşı gelince yılın son gününü “Vur patlasın, çal oynasın” mantalitesi ile geçiriyoruz. Yiyoruz, içiyoruz...hem de çatlayıp patlayarak. Sabaha kadar eğleniyoruz. Sonra yılın ilk gününü dinlenerek geçiriyoruz. Hani çalışacaktık. Oldu mu ya şimdi? İnsanoğlu ne zaman vazgeçecek: “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” yozlaşmasından? Bu insanoğlu kültürel emperyalizmin bize dayattığı yaşantıyı ne zaman terk edecek? Biten yılın son gününü eğlenerek geçirse ‘Eyvallah! Hak ettiler’ diyeceğim. 25 bin polis, görev aldığı yılbaşı gecesi herkesin güvenliğini sağlayacak. Yeni yılın ilk gününü maalesef dinlenerek geçireceğiz. Oldu mu ya insanoğlu, bu yaptığın şimdi? Daha başlamadan su koydun hemen. Amma da rahatına düşkün bir varlıkmışsın meğer...

Yeni yılın huzur ve barış getirmesi dileklerimle... 31/12/2016

02/01/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.