İslam;
iman, ibadet ve ahlak ile bir bütündür. Hangisi ihmal edilirse o İslam
eksik olur. Çoğu bilginler Müslümanı bir ağaca benzetirler. Onun kökü iman,
gövde ve dalları; amel ve ibadet, yaprakları ilim, meyvesi de güzel
ahlaktır.
Kök
olmadan bir ağacın yaşaması mümkün değildir, çabuk kurur. Gövde ve dalları
olmayan ağacın meyve vermesi mümkün değildir. Kökü ve gövdesi olduğu halde
meyve vermeyen ağaç tasvip edilmez. Hatta çoğu yerde meyve vermeyen ağaç ya
kesilir ya da bir başka meyve vermesi için aşı yapılır. Buradan ağacın olmazsa
olmaz şartı meyve vermesidir. Meyve vermeyen ağaç asıl görevini yapmamış
demektir.
Bugün
yaşayan Müslümanların ekserisinin en büyük sorunu meyve verme sorunudur.
Ağacın olmazsa olmaz üç temel unsurundan iman ve ibadette pek bir sorun yok.
Çünkü nerede kendisini Müslüman diye tanımlayan birini görsek;
"Elhamdülillah Müslümanım" der. İbadetleri yerine getirip
getiremediği sorulduğunda, "Allah kabul etsin, yapabildiğim kadar
ibadetlerimi yerine getiriyorum" şeklinde ifade eder. Kişinin inanıp
inanmadığını, inancında samimi olup olmadığını Allah bilir. Biz insanları
ibadet ederken gördüğümüz zaman kendisi hakkında Müslüman diye tanımlarız.
Özellikle namaz kişinin alameti farikalarından biridir. Vakit namazlarında
fazla olmasa da cuma ve bayram namazlarında bu toplumun ekseriyetini görmemiz
mümkündür. Yine bu ülkede yapılan istatistiklerde namaza göre daha zor
bir ibadet olan orucu tutanların oranı daha fazladır. Kur'an okuyan, kursa
giden, hayır ve hasenatta bulunan insanımızın sayısı yine azımsanamayacak kadar
çoktur. Esefle söylemek gerekirse kök ve gövde yani iman ve ibadetlerimiz
nedense meyve vermiyor, yani ahlak ortaya çıkmıyor. Halbuki ibadetlerin
amacı kişiyi güzel ahlak sahibi yapmaktır. Hasılı bizde dil ile ikrar ve kalp
ile tasdik dediğimiz iman var, Allah rızası için yapılan fiil dediğimiz
uzuvlarla amel olan ibadet var. Fakat ahlak yok. İkrar ve eylem var, sonuç
sıfır elde var sıfır. Bu demektir ki iman ve ibadete verdiğimiz önemi ahlaka
vermiyoruz. Ya ahlak bizim için önemli değil veya inandığımızı söylediğimiz
imanımızda, ifa ediyoruz dediğimiz ibadetlerimizde bir sorun var. İman dilden kalbe
geçmemiş, ibadetler ise el, kol, dil ve uzuvlardan öte gitmemiştir.
"İyilik ve takvada yardımlaşın, kötülük ve
düşmanlıkta yardımlaşmayın" ayeti geldiği zaman sahabe: "İyilik
(birr) nedir" diye sorar. "Güzel ahlaktır" cevabı verir
Peygamberimiz. Yine Peygamberimiz "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere
gönderildim" buyurur. Görüldüğü gibi İslam; en az iman, ibadet kadar
ahlaka da önem vermektedir. O zaman bizim yaşantımızda bir sorun göze
çarpmaktadır. En'am 162'de "Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de
âlemlerin Rabbi Allah içindir.” buyrulmaktadır. Bu ayeti -iman ve-
ibadetin Allah ile kulun arasında bir ilişki biçimi şeklinde anlarsak ahlakın
ise insanın toplumsal ilişki biçimi şeklinde yorumlayabiliriz. Meyve vermeyen
bir ağaç nasıl ki istenmezse ahlaka dönüşmeyen iman ve ibadette -öyle
zannediyorum- tasvip edilmez. Müslümanlar ahlakı es geçiyor demektir bu.
Ahlakını
geliştirmeyen ve bunun için çaba sarf etmeyen bir Müslümanın Müslümanlığını
gözden geçirmesinde fayda vardır. Müslüman kimliğini taşıdığı halde her türlü
kötülüğü yapmaya devam eden kimselerin
Müslümanları küçük küçürme, boynunu öne eğdirme, utandırma gibi bir lüksü
olamaz. Ya adam gibi yaşasınlar. Ya da gölge etmeyip İslam dairesinden çıksınlar. 01/01/2017
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder