30 Aralık 2016 Cuma

Geyik muhabbeti

Kamu-kurum ve kuruluşları, okullar duyuru vb konularda daha çabuk haberleşmek amacıyla teknolojinin nimetlerinden faydalanmak için whatsapp grubu kurarlar.

Grubu kuran yönetici, "Grubun ne amaçla kurulduğunu, sohbet ve muhabbet olmayacağını, sadece çabuk iletişim kurmak vb amaçlı olduğunu" izah eder. "Çok iyi düşünmüşsünüz, çok isabetli olmuş, iyi akıl etmişsiniz, teşekkür ederiz" iyi dilek ve temennileri yazılır ilk önce. İlk zamanlarda amaca hizmet eder. Zaman zaman salvo atışlar olsa da fazla muhabbete dalınmaz.

Biri bir şey yazsa ben de cevap versem diye çatlayan üyeler olur. Bu tiplerin yönetimle arası iyi olur. Senli-benli konuşurlar. Gruba bir şey yazsam ayıp olur mu endişesi taşımazlar. Aklına eseni yazmaya başlar. Biri ona cevap verir, sonra öbürü katılır. İş zıvanadan çıkar artık. Grubun kuruluş amacı falan düşünülmez. Grubun az sayıdaki üyesi derin bir geyik muhabbetine dalar. O kadar kendilerini kaptırırlar ki gruba katılmayanların rahatsız olup olmadıklarını akıllarına bile gelmez. İş zıvanadan çıkar. İncir çekirdeğini doldurmayan geyik muhabbeti saatlerce sürer. Ne mesai düşünülür, ne nezaket kuralları. Millet yatmış mı diye düşünülmez. Artık inisiyatif yönetici de değildir. Grubun kuruluş felsefesi değişir. Artık asıl amaç unutulur. Telefondan başka dostu olmayan bir avuç kişinin sığınacak bir limanı olur burası.

Onlar yazışa dursun. Sen de her bildirimle birlikte acaba önemli bir paylaşım olabilir mi diye durmadan telefona bakmak zorunda kalırsın. Her baktıkça "La havle" çekersin. Ya Rabbim, bu çile ne zaman bitecek der, durursun. Ama haksızlık yapmayalım, bir faydası var. Yazılanlardan yazanlar hakkında kanaat sahibi olabiliyorsun, notunu veriyorsun. Çapını öğreniyorsun.

İnsanların muhabbet etme, lüzumsuz yazışma hakları vardır. Gerekli-gereksiz şeylere sevinebilirler. Buna kimsenin diyeceği yoktur.  Bu sevinçlerini ifade etmek isteyebilirler. Fakat bu sevinçlerine tüm whatsapp grubunu alet etmeseler daha iyi olmaz mı? Grup üyelerinden yazışmak isteyenler aynı anda bir grup kurup orada istedikleri kadar tepinebilirler. 30.12.2016

29 Aralık 2016 Perşembe

FETÖ'nün en büyük zararı

FETÖ'nün bu ülkeye verdiği zararları çok. Ne kadar tamir edilmeye çalışılsa da onulmaz yaralar açtı. Bana bu terör örgütünün bu ülkeye verdiği en büyük zarar nedir dense 'Müslümanlık' zarar gördü derim. Can çekişen, yerlerde sürünen Müslümanlığımızı felç durumuna getirdi. Bir daha ne zaman kalkar bilinmez.

Aramızda her şeyden önce güven bunalımı oluştu, şüpheci olduk, herkese şüpheyle bakar olduk. Namaz kılan birini, başı örtülü birini görsek 'Acaba onlardan mı?' diye düşünmeye başladık. İçki içen birini görsek acaba bu adam kripto olabilir mi, FETÖ ile mücadelede biraz pasif birini görsek bu adam gizli FETÖ'cü olabilir belki dedik. FETÖ ile mücadelede kılı kırk yaran, mücadele eden birini gördüğümüzde kendini gizlemeye çalışıyor, büyük bir ihtimalle bu da FETÖ'cü dedik.  Hal ve hareketlerini tasvip ettiğimiz birini görmüşsek Allah vere de FETÖ'cü olmasa diye temenni etmeye başladık... Çünkü adı geçen örgüt sinsiliği, takiyyeyi prensip edinmiş gizli bir yapılanma. Ne zaman, nerede ortaya çıkacağı belli değil. Her eve, her kesime, her firmaya elini uzatmış, irtibat kurmuş, herkesi pisliğe bulaştırmaya çalışmış bir yapı var karşımızda. Vücutları aramızda beyinleri dışarıda bir yapı.

Ne zaman temizlenir, ne kadar temizlenir bilinmez. Temizlense de aramızda darbı mesel gibi kalacak bu ihanet şebekesinin yediği herzeler. Bir milat olacak. Münafıkların lideri Abdullah bin Ubey bin Selül'den sonra böylesi pek görülmedi. Aramızdaki güven ortamını yok etti. Dini, ahlaki ve temel insani değerler hiç olmadığı kadar yara aldı. İnsanlara dinden, imandan, ahlaktan bahsetsen insanlar hep şüpheyle bakacaklar bundan sonra. İçimizde akıttığı pislik hiç unutulmayacak, kimse kimseye güvenmeyecek. İnsanlar, çocuğum dindar olacağına olmasın daha iyi diyecekler belki de. Tarihte din, iman gibi temel dini değerler hiç bu kadar dünyalık emellere alet edilmemişti.

Rabbim! Bu işe ön ayak olan hainleri iki cihanda rezil ve rüsvay eylesin. Ahirette zaten yüzleri gülmeyecek, burada da mutlu ve huzurlu olmasınlar. İçlerinde zerre kadar insani bir duygu kalmışsa vicdan azabıyla çatlasınlar. Müslümanların arasına uhuvvet, ülfet versin. Yeniden güven ortamı oluşsun. Müslümanlara akıl, izan, feraset ve basiret versin. Birlik ve beraberliğimize zeval vermesin. Bu ülkeyi ve dini mübini kem gözlerden sakındırsın. Yara alan Müslümanlığımız ayağa kalksın. Tıpkı Peygamberimize düşmanlarının verdiği lakap gibi düşmanlarımız bizlere 'Çok dürüst insanlar' deme noktasına gelsin. Bizleri beteriyle imtihan etmesin. Gözlerimizi açmayı nasip etsin. 29/12/2016

Türkiye satranç oynamayı öğrendi*

Suriye iç savaşı 11/04/2011 tarihinde başlamıştı. Neredeyse altı sene oldu. Yıkılmadık ev, ölmedik insan kalmadı neredeyse. Harabeye döndü koca ülke. Büyük devletlerin terör örgütlerinin arkasına gizlenerek kozlarını paylaştığı ülke oldu nice zamandır.

Kimin kimi öldürdüğü belli olmayan bir savaştı bu. Akan Müslüman kanı. Ölen de Müslüman, öldüren de. Bu kirli savaşta yer almak istemeyenler ya da aciz kalanlar soluğu komşu ülkelerde aldı. Avrupa, mülteci akını olursa ne yaparız diye hop oturup hop kalkarken Türkiye kucağını ve yüreğini açtı. Mülteci durumundaki 3 milyon Suriyeli'ye ev sahipliği yaptı yıllardır.

Son bir kaç yılda Türkiye'nin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. İçerideki hainler ve onların arkasındaki dost görünen medeni görünümlü devletlerle yalın kılıç mücadele etti. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı'ndan sonra hiç bu kadar zor durumda ve yalnız kalmamıştı. Kimseye boyun eğmeden kendi yağıyla kavrulmaya çalıştı, kendi yaralarını sardı.

Türkiye önce taşın altına elini koydu. Mültecilere kucak açtı. Onların beslenme, barınma, eğitim, sağlık vb sorunlarına el attı. Ardından taşın altına elini koymakla kalmadı. Suriye'de ateşin içerisine girdi. Bir taraftan PYD/PKK, diğer taraftan FETÖ, aynı zamanda DAİŞ ile mücadele her ülkenin altından kalkabileceği bir şey değil. Bir kaç cephede ölüm-kalım mücadelesi veriyor Türkiye. Sanki I.Dünya Savaşında açılan cepheler gibi. Üstelik Türkiye mücadelesini 15 Temmuz gibi menfur bir darbe girişiminden sonra yürütüyor. Bir taraftan harbiye ve mülkiyedeki sözüm ona üst rütbeli kripto FETÖ'cüleri temizlerken, diğer taraftan canlı bomba, ve terör saldırılarına muhatap oldu. Özellikle askeriyenin büyük yara aldığı darbe teşebbüsünden sonra ülkenin savaşa girmesi büyük risk taşıyordu. Şehitler versek de yüzünün akıyla çıkıyor/çıkacak ülke bu kirli oyunun içinden.

Arap saçına dönen bu Suriye iç savaşı ne zaman bitecek derken nihayet   30/12/2016’da gece 00.00'da başlayacak şekilde ateşkes ilan edildi. Rusya ve Türkiye'nin ortak çabası meyvesini verdi. Her ikisi ateşkesin devamı için garantör devlet olacaklar. İnşallah kalıcı barışın başlangıcı olur bu süreç. Ne zamandır böylesi sevindirici haberlere hasret kalmıştık.

Türkiye hem sahada hem de masada başarılar elde etmeye, diplomaside ses getirmeye başladı. Nihayet satrançta acemi olan Türkiye iyi bir satranç oyuncusu olduğunu gösterdi. Taşları yerli yerinde oynamayı bildi. Azmin, samimiyetin ve inanmanın bir zaferiydi bu. Ekonomik olarak da yıkmaya çalıştılar, başaramadılar. Türkiye diklenmeden dik durmayı bildi. Evirip çevirmeden, eline yüzüne bulaştırmadan yüzünün akıyla çıktı. Hiç olmadığı kadar millet, devletinin yanında yer aldı, kenetlendi. Zor günlerde devletiyle, milletiyle, askeriyle, güvenlik güçleriyle birlikte kendi yağıyla kavrulmayı bildi. Acılar içinde pişti iyice. Sahada piyon olmaktan ziyade oyun kurmada rol almaya başladı.

İnşallah Türkiye’nin bu samimi ve kararlı çabası, hem ülkemizde hem de yanı başımızdaki ülkelerde huzur ve dirliğe sebebiyet verir, Suriye’de ilan edilen bu ateşkes kalıcı barışa zemin hazırlar, ülkemizde misafir ettiğimiz muhacirler de kendi ülkelerine gidip işlerine, güçlerine bakarlar, bu zorluklar sonucunda ucu görünen bu barış ikliminin Müslümanların feraset ve basireti için bir fırsat olur... 29/12/2016

*31/01/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.