2000'li yıllarda görev yaptığım ilçede Cum'a namazını eda etmek için evimin yakınında bulunan camiye gitmiştim.
Caminin içi, yeterince ışık almayan, yarı aydınlık bir durumdaydı. Hocamız hutbeye çıktı. Başladı elindeki hazır hutbeyi okumaya. Ertesi günü kandil olarak belirlenen gecelerden biri idi. Haliyle gecenin öneminden bahseden bir okuma i'rad etti. Yazıyı daha önce okumadığı, ilk defa okuduğu her halinden belliydi. Çünkü zaman zaman da okurken tekledi. Kendisine çok güvenmenin ve caminin loş ışığının azizliğine uğradı. Cümlesini şu şekilde bitirdi:
"Bu mübarek kandil vesilesiyle kendinizi kutlarım."
Ne diyeyim? Vardır bir hikmeti. 22.12.2015
22 Aralık 2016 Perşembe
21 Aralık 2016 Çarşamba
Dikkat! Kaygan Zemin!*
Eskiden bina yapımında, kaldırım döşenmesinde, evlerin önünün
peyzaj çalışmasında, okul merdivenlerinin planlanmasında uzun ömürlü,
evladiyelik, sağlam ve kullanışlı olmasına dikkat edilirdi. Sağlamlık ve sağlık
ön plandaydı. Yeni yapılaşma ve planlamalarda ise sağlamlık, kullanışlılık ve
sağlıklı olmasından ziyade görselliğe önem verilmektedir. Bakanı hayran bırakan
bir görüntü. Hz Süleyman’ın sarayını ziyarete gelen Belkıs’ın ıslak diye
eteklerini topladığı güzel görüntü hakim şimdi, aklınıza gelebilecek insanın
adım attığı her yerde.
Ne zararı var diyebilirsiniz bu görselliğin. Adı geçen
kullanım yerleri sadece seyirlik ise itirazınızda haklı olabilirsiniz. Şimdiki
göze hitap eden ve güzelliğin her türünü gösteren bu kullanım yerlerine döşenen
fayans, mermer, karo vb malzemeler hep kaygan. Büyük riskler taşıyor. Bu riski kar,
buz ve ıslak olduğu zamanlarda daha iyi test edebilirsiniz. İsterseniz bir
deneyin. Denemesi bedava. Kazara buralardan geçmeniz ve yürümeniz gerekir de
dikkatli ve sağlam basmaz, acele ederseniz kaygan zeminin kalitesine göre yüz
üstü, sırt üstü düşmeniz için size yüzde yüz garanti verebilirim. Öldürme
garantili değildir. Ama sizi, yaşınıza göre uzun bir süre sürüm sürüm
süründürür. Çünkü ya kolunuz, ya bacağınız, ya da kalçanız kırılır. Hele bir de
hava soğuk diye eliniz cebinizde yürüyorsanız Allah göstermesin düştüğünüzde
başınıza ne gelebileceğini aklıma bile getirmek istemiyorum.
Bu adam bu soğukta şaka yapıyor. Hiç zamanı değil diye
düşünebilirsiniz. Başınıza gelmişse bana hak verirsiniz. İnsanlar bu tip
yerlerden yürürken ölüm-kalım mücadelesi verir kaymamak için. Niceleri kıl payı
kurtulur, niceleri iki seksen uzanır. Böyle yerlerde kayıp zarar gören insanlar
ilgili kurumları mahkemeye verse öyle zannediyorum haklı çıkarlar. Sorumlular
maddi ve manevi tazminat ödemekle karşı karşıya kalırlar. Çünkü böylesi risk
taşıyan yerlerde ‘kaygan zemin’ levhasına hiç rastlamazsınız. Türkiye gibi
karasal iklimin hakim olduğu, kışın şiddetli geçtiği yıllarda; soğuk, ayaz ve
don olaylarının sıkça görüldüğü ülkemizde görsellikten ziyade
sağlamlık, korunma, güven ve sağlık ön planda olmalıdır. Don ve buzlanmanın
ardından geriye; patlamış mermerler, yerinden çıkmış fayans ve karoları
görmeniz de mümkündür. Bundan sonra belediyelerin işi ne ki, verir bir ihaleye
daha. Yazın yaptığı çalışmanın ardından yeni bir tretuvar çalışması daha
başlatır, bedeli vatandaştan alınmak üzere.
İşin garibi ilkokul, ortaokul ve lise talebelerinin okuduğu
okullarımız da bu tür görsellik modasından nasibini almaktadır. Hele
ilköğretimde okuyan çocuklar iki metrelik bir boş yer bulsa biri diğerini
kovalar, öbürü kaçar. Kayıp düşmemeleri mümkün değildir. Şu ana kadar okullarda
böylesi büyük kazaların ortaya çıkmaması, çıkmayacağı anlamına gelmez. Eğer
çıkarsa böyle kazalar yeni ‘İş Güvenliği Yasası’na göre işveren durumundaki okul
müdürlerinin işi kül gerçekten. Okul müdürlerinin kendilerini kurtarmaları
mümkün değildir. Ahiret sorusu gibi sorulara muhatap olurlar bir inceleme ve
soruşturma durumunda. “Islak ve kaygan yerlere niçin ‘Kaygan zemin’ levhası
asmadın? Kaygan zeminleri, özellikle merdiven vb yerler için niçin kaplama
yaptırmadın? Neden şu şu tedbirleri almadın gibi.” Maazallah çocuk bir de
ölürse veya ölümle pençeleşirse yat ağla, kalk ağla artık. Alacağın
cezaya mı yanarsın, ölümle pençeleşen çocuğun durumuna duyacağın vicdan azabına
mı? Bu durumda yetkililer ölümlerden ölüm beğensin artık.
İster katılın, ister katılmayın görüşlerime. İster tedbir
alın, ister almayın. Bilesiniz ki ben eski kafalıyım. Kaldırımlardan yürürken,
merdivenlerden inip çıkarken buz pistinde yürür gibi veya sırat köprüsünden
geçer gibi tir tir titreyerek geçmek istemiyorum. Rahat, sağlam, kullanışlı,
güvenli ve sağlıklı zeminlerden yanayım. 21/12/2016
*11.01.2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Eğitim nefes alsın ve nefes versin deniyorsa...
Ülkede ne zaman kötü bir şey olsa, işler tersine gitse hemen eğitime suç bulunur. Bu kadar kötü insanlar okullarda "İyi yetişmiyor, mezun olunca da başımıza iş açıyor" diye düşünenlerimizin sayısı az değildir. Doğrudur, her şeyin başı eğitimdir. İnsanların suçlu olarak eğitimi sorgulaması doğaldır. Çünkü her şey eğitimden beklenir. Eğitim, iyi davranışların kazandırılması diye de tarif edilebilir. Şimdi kafamızdaki yargıları bir tarafa bırakarak arkamıza yaslanıp konuyu bir müzakere edelim.
Eğitimde başarının gelmesi ve kalitenin yakalanması isteniyorsa yapmamız gereken basittir. Sorumluluğu herkese yaymak. Sorumluluğa göre yetki vermek, hedefi olmayan kişilerin okuma-yazma, iletişim ve görgü kurallarını öğrendikten sonra belli bir sınıftan sonra eğitim ve öğretimin dışına çıkarılmasıdır. Okullarda hedefi olmayan, okumamak ve sınıf geçmemek için direnen kişilerin okul dışına çıkarılıp yeteneğine uygun bir yerde meslek öğrenmesi sağlanmalıdır. "Zorla güzellik olmaz" ama yine de okuması gerekir deniyorsa eleme ve yaptırımdan öğrenci payını almalıdır. Okullarda ders akışını bozan kişilere mutlaka müeyyideler gelmelidir. Öğrenci ve arkasındaki aşırı korumacı veli işin ciddiyetini alıp gereğini yapmalıdır. Okula gelen herkesi hiç elemeye tabi tutmadan mezun etmek, iyi ve hedefi olan nice çocukları heba etmemize zemin hazırlar. Herkesi okumuş yapacağız, eğitim seviyesini yükselteceğiz, sınıfta kalan bir öğrencinin devlete şu kadar maliyeti var, bu yüzden kalma yok deniyorsa o zaman hiç kimse eğitimde kalite beklemesin. Çalışanla-çalışmayanın ayırt edilmediği bir ortamda öğrencilerden istendik davranışlar beklemeyelim.
Sosyal hayatta kurallar olmaz ise oralarda kaos ortaya çıkar. Bir an için trafik kurallarını kaldıralım, trafik ihlali yapanlara ceza uygulamayalım. Trafiğin ne hale geldiğini aklınıza bir getirin isterseniz. Allah: "Ahiret de herkes yaptığının karşılığını almayacak, öbür dünyada hepiniz Cennet hayatı yaşayacak, bu dünyada ne yaparsanız yapın, hesaba çekilmeyeceksiniz" dese varın dünyanın halini düşünün. Bugün eğitimde uygulanan sistem 2000 öncesi ehliyet almamıza benzer. Sürücü kurslarına parayı yatıran, istenen evrakı gönderen hiç kurs görmeden, aracı sürüp sürmediğine bakılmaksızın ehliyeti hazırlanıp sürücüye gidiyordu. Bugün okullara kayıtlar otomatik yapılıyor, öğrenci ve veli ilkokul ve ortaokulda kayıt alanına göre adrese dayalı bir şekilde daha okulu görmeden kaydı yapılıyor. Lise de ise TEOG sonuçlarına göre tercih edilen okullardan birine yerleştiriliyor, yine burada da öğrenci ve veli okula uğramadan kaydı yapılmış oluyor. Okul açıldığında eğer lütfedip okula gelirse okuldan mezun oluyor. Bu durumun hiç istisnası yok. Tıpkı ehliyet alan sürücüler gibidir okullar. Hatta okulun altını üstüne getirenleri okul idareleri ve öğretmenler -ellerinde yetki olsa- birden fazla sınıf atlatarak -bir an evvel başımızdan gitsin- diye mezun edecekler.
Düşüncemiz ne olursa olsun, eğer bu ülkeyi sevenlerin ülke gibi bir dertleri varsa, ülkelerini seviyorlarsa, eğitim diye bir dertleri varsa eğitimde başarıyı ve kaliteyi yakalamak için eğitime bir neşter vurup eleme ve kalma sistemini getirelim. Bu sistemi getirin; eğitimciler sizden ne akıllı tahta, ne malzeme, ne de donatım ister. Eski kara tahtalar yeter onlara. Gelin hep birlikte eğitim ve öğretime gelmiş iyileri, hedefi olmayanların elinden kurtaralım. Sınıfta kalan öğrenci de kurtulur bu sistemde. Bakar ki kalma var, pabuç pahalı, bir musibet bin nasihatten iyiymiş diyerek dört elle sarılır okuluna. 21/12/2016
Eğitimde başarının gelmesi ve kalitenin yakalanması isteniyorsa yapmamız gereken basittir. Sorumluluğu herkese yaymak. Sorumluluğa göre yetki vermek, hedefi olmayan kişilerin okuma-yazma, iletişim ve görgü kurallarını öğrendikten sonra belli bir sınıftan sonra eğitim ve öğretimin dışına çıkarılmasıdır. Okullarda hedefi olmayan, okumamak ve sınıf geçmemek için direnen kişilerin okul dışına çıkarılıp yeteneğine uygun bir yerde meslek öğrenmesi sağlanmalıdır. "Zorla güzellik olmaz" ama yine de okuması gerekir deniyorsa eleme ve yaptırımdan öğrenci payını almalıdır. Okullarda ders akışını bozan kişilere mutlaka müeyyideler gelmelidir. Öğrenci ve arkasındaki aşırı korumacı veli işin ciddiyetini alıp gereğini yapmalıdır. Okula gelen herkesi hiç elemeye tabi tutmadan mezun etmek, iyi ve hedefi olan nice çocukları heba etmemize zemin hazırlar. Herkesi okumuş yapacağız, eğitim seviyesini yükselteceğiz, sınıfta kalan bir öğrencinin devlete şu kadar maliyeti var, bu yüzden kalma yok deniyorsa o zaman hiç kimse eğitimde kalite beklemesin. Çalışanla-çalışmayanın ayırt edilmediği bir ortamda öğrencilerden istendik davranışlar beklemeyelim.
Sosyal hayatta kurallar olmaz ise oralarda kaos ortaya çıkar. Bir an için trafik kurallarını kaldıralım, trafik ihlali yapanlara ceza uygulamayalım. Trafiğin ne hale geldiğini aklınıza bir getirin isterseniz. Allah: "Ahiret de herkes yaptığının karşılığını almayacak, öbür dünyada hepiniz Cennet hayatı yaşayacak, bu dünyada ne yaparsanız yapın, hesaba çekilmeyeceksiniz" dese varın dünyanın halini düşünün. Bugün eğitimde uygulanan sistem 2000 öncesi ehliyet almamıza benzer. Sürücü kurslarına parayı yatıran, istenen evrakı gönderen hiç kurs görmeden, aracı sürüp sürmediğine bakılmaksızın ehliyeti hazırlanıp sürücüye gidiyordu. Bugün okullara kayıtlar otomatik yapılıyor, öğrenci ve veli ilkokul ve ortaokulda kayıt alanına göre adrese dayalı bir şekilde daha okulu görmeden kaydı yapılıyor. Lise de ise TEOG sonuçlarına göre tercih edilen okullardan birine yerleştiriliyor, yine burada da öğrenci ve veli okula uğramadan kaydı yapılmış oluyor. Okul açıldığında eğer lütfedip okula gelirse okuldan mezun oluyor. Bu durumun hiç istisnası yok. Tıpkı ehliyet alan sürücüler gibidir okullar. Hatta okulun altını üstüne getirenleri okul idareleri ve öğretmenler -ellerinde yetki olsa- birden fazla sınıf atlatarak -bir an evvel başımızdan gitsin- diye mezun edecekler.
Düşüncemiz ne olursa olsun, eğer bu ülkeyi sevenlerin ülke gibi bir dertleri varsa, ülkelerini seviyorlarsa, eğitim diye bir dertleri varsa eğitimde başarıyı ve kaliteyi yakalamak için eğitime bir neşter vurup eleme ve kalma sistemini getirelim. Bu sistemi getirin; eğitimciler sizden ne akıllı tahta, ne malzeme, ne de donatım ister. Eski kara tahtalar yeter onlara. Gelin hep birlikte eğitim ve öğretime gelmiş iyileri, hedefi olmayanların elinden kurtaralım. Sınıfta kalan öğrenci de kurtulur bu sistemde. Bakar ki kalma var, pabuç pahalı, bir musibet bin nasihatten iyiymiş diyerek dört elle sarılır okuluna. 21/12/2016
Kaydol:
Yorumlar (Atom)