17 Aralık 2016 Cumartesi

Teröre karşı refleksimiz**

Geçen cumartesi verdiğimiz 44 şehitten sonra bu cumartesi de 13 şehit verdik teröre. Yarın veya haftaya hangi ilimizde ne kadar masumu daha şehadete göndereceğimiz meçhul. Anlaşılan bu ülkenin son neferi nefesini verinceye kadar şer odakları bu memleketin kanını akıtmaya devam edecekler. Bu memleketi bize dar edecekler.

Gönüllere hitap eden hamasi politika izlemekten ziyade bir satranç oyunu gibi soğukkanlı bir şekilde akılcı bir siyaset izlememiz gerekiyor. Kılı kırk yarmalıyız. Bin düşünüp bir konuşacağız. İcraat yapmayan konuşmalardan uzak durmalıyız. Konuştuğumuz zaman suçluyu ve tahrikçiyi yerinden kalkamayacak şekilde yerine oturtmalıyız. Devlet yemeyi, içmeyi bir tarafa bırakıp istihbarata önem vermelidir. Nerede birikmiş bir insan topluluğu varsa orada istihbaratımız olmalıdır, her türlü iletişim araçları kim olduğuna bakılmadan dinlemeye alınmalıdır. Sözün özü devlet uyumayacak, aldığı OHAL'i iliklerimize kadar hissetmeliyiz, her gördüğünden devlet şüphelenmelidir. Vatandaş şüphe duyduğu/gördüğü her hareket ve kişiden devleti haberdar etmelidir. En sakin/güvenilir  bilinen meskun mahaller de bile güvenlik tedbirleri had safhaya çıkarılmalıdır. Polis-asker sivil kıyafetle çarşıya çıkmalı ve görevini sivil kıyafetle icra etmelidir. Güvenlik güçlerinin bir yere intikalinde toplu taşımalardan kaçınılmalıdır. Görev yerine giderken saat mefhumu uygulanmamalıdır. Giriş ve çıkış saatleri sürekli değişmelidir. Farklı kapı ve güzergahlar kullanılmalıdır, küçük sivil araçlarla içerisinde 2-3 kişiyi  geçmeyecek şekilde görev icra etme yoluna gidilmelidir.

Bir olay oldu mu devlet aynı anda operasyonlara başlayabilmelidir.  En aşağısında en tepesine kadar devleti yönetenler konuşmayacaklar, sadece elleri ve beyinleri çalışacak. Meydanlarda, ekranlarda şer güçlerine meydan okumayacak. Devlet dediğin politika değil siyaset yapacak, saman altından su yürütmeyi bilecek. Kellim Kellim yapıp elde var sıfır olmayacak. Ses getirecek eylemlere imza atacak. Hepimiz şunu iyi biliyoruz ki bu ülke 7 düvelle çarpışmaktadır. Bir savaş halindedir bu ülke. Savaşlar konuşarak kazanılmaz. Çoğu zaman masada kazanılır. Meydanlarda konuşmadan önce diplomatik yollar son anına kadar kullanılmalıdır. Menfaat ilişkisine dayalı kişilikli bir dış politika izlerken yerine göre bir tilki gibi kurnaz olabilmelidir.

Kurtlar sofrasında size ekmek yok, içinize kapanın, kurduğumuz düzeni bozamazsınız mesajı veriyorlar. Kabuğumuzdan çıkacaksak önce diplomatik yollar tüketilmelidir. Bu aşamada köre kör, sağır sağır, katile katil dememeliyiz. Yoksa bana dokunmayan bin yaşasın dünyasında haklı olduğumuz bir çok konuda yalnızlara oynamaya devam ederiz. Doğum öncesi sancıya benzeyen bu kötü günler daha çok kan akıtacağa benziyor. Allah milletimize zeval vermesin. Şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. İnşallah ödediğimiz son bedel olur. Mutlu ve huzurlu günlerin başlangıcı olur.

Yarabbi! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahların bedelini ödüyoruz. Çok bedel ödedik, çok kan ve can verdik, takatımız kalmadı. Sen merhametlilerin merhametlisisin.  Anadolu'ya sıkışmış, boğmaya çalışılan bir ülkeyiz. Savunma halindeyiz hep. Bu ülke halihazırda ikinci bir Hendek Savaşı yürütüyor, görünen ve görünmeyen hizip ve gruplara karşı. Çoklu devletler üzerimize ayak takımlarını göndermeye devam ediyor.

Mazlumların sesi olmaya namzet bu ülkeye yardımın ne zaman? Fethi ne zaman göreceğiz? 17.12.2016

**17.12.2016 günü Ladik.biz de yayımlanmıştır.

17-25 Aralık 2013 *

Türkiye, seksen öncesi tohumları atılan ve 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte neşvünema bulup aşağı yukarı tüm hükümetler tarafından bilerek veya bilmeyerek desteklenen din ve eğitim görünümlü  bir ihanet şebekesinin gücünü -yargı, emniyet, harbiye ve basın  başta olmak üzere her alanda kadrolaşmasını tamamladıktan sonra- 07 Şubat MİT krizi ile  gördü.

MİT krizinde istediğini elde edemeyen kuzu postuna girmiş bu maşa örgüt, devlet erkanının Mevlana törenleri için Konya'da olduğu bir esnada 17 Aralık günü yeni bir operasyona imza attı. İçlerinde 4 bakan, 3 bakan oğlunun da bulunduğu 61 kişi hakkında "yolsuzluk ve rüşvet soruşturması" başlattı. Polis, savcı ve hakimler başrolde idi. Düzenek hazırdı: Savcı iddia edecek, polis yakalayıp getirecek, hakim de yargılayacaktı. Basın ise operasyonun haklılığını ispatlamak için kamuoyunda bir "yolsuzluk" algısı oluşturmaya çalışacaktı.

Devlet kısa bir sendelemeden sonra toparlandı. Hükümete karşı yapılan bu yargı operasyonunu püskürttü. Olayda görev alan hakim, savcı ve emniyetçilerin görev yerleri değiştirildi.  Muhalefet ve medya mal bulmuş mağribi gibi adına yolsuzluk ve rüşvet denilen operasyonun gönüllü fedaisi oldu. Ardından tapeler geldi. Bakan ve başbakanın konuşmaları medyaya servis edildi. Yüce divan sesleri yükseldi. Ana muhalefet grup toplantısında tapelere yer verdi. Türkiye her güne geceden servis edilen yeni bir tape ile uyandı. Hırsızlık yapılırken ayakkabı kutuları kullanılmıştı. Halkın belleğinde ayakkabı kutuları kaldı. TV'lerin değişmez tartışma konusu da böylece belirlenmişti. Her olayda olduğu gibi hükümeti destekleyenler ve saldıranlar olarak görevler icra edildi ekranlarda.

Oluşturulan algıya göre yolsuzluk göze çarpıyordu. Ana muhalefette yıllar yılı siyaset yapmış, partisinin duayenlerinden olan emekli eski büyükelçi Şükrü ELEKDAĞ, katıldığı bir TV programında: "Bu, hükümete karşı yapılmış bir darbe" sözüyle olayın geri planını dillendirmişti. Hırsızlık var mıydı, yok muydu bilmiyorum. Ama ardından gelen 25 Aralık operasyonu ile birlikte Türkiye, "17-25 Aralık" adında yeni bir belirli gün ve haftaya daha sahip olmuştu:  Hükümetle, cemaat görünümlü yapının arasındaki pamuk ipliğine bağlı birliktelik koptu. Hükümet onları, onlar da hükümeti yok etmek için tüm kozlarını oynadı. Yapı ile mücadelede 17-25 Aralık milat kabul edildi. Gün geçmesin ki yapının bir hezeyanı ortaya çıkmasın. MİT tırlarına karşı yapılan operasyonlar izledi ardından.

Hükümet pansuman tedbirlerle olaya müdahale etmeye çalışırken dış destekli ihanet şebekesinin, son vuruşunu gerçekleştirmek için kanlı bir geceye hazırlandığını millet, 15 Temmuz 2016 gecesi şahit olacaktı. Maalesef bu son vuruş binlerce kişinin yaralanmasına ve 250 kişinin ölümüne sebep oldu. Türkiye yıllar öncesi terk ettiği OHAL'e yeniden geri döndü.

Devlet 15 Temmuz kanlı darbe girişimiyle birlikte düşmanlığı alenen ortaya çıkan siyasetten uzak(!), din ve eğitim gönüllüsü ihanet şebekesiyle mücadele etmek için savaş açtı. Yapının bir numaralı sorumluları devletten hep bir adım önde olduğu için devlet maalesef esas sorumluları yakalayamadı. Hepsi kendilerine destek çıkan uluslararası sömürgeci devletlerin şemsiyesi altına sığındı. Devlet yapıyı temizlemeye çalışıyor. Ne kadar temizleyebilir bilinmez. Çünkü düşman görünür değil. Takiyyeyi prensip edinmiş durumda. Ama şu var ki yapının kalıntıları içimizde barınsa da geçmişin hoşgörü görünümlü bu ihanet şebekesine artık bu ülkede ekmek yok. Çünkü bu maşa örgüte devletin ve milletin verdiği kredi tamamen tükenmiştir. Bundan sonra bu ülkeye hangi hükümet gelirse gelsin aklı olan hiçbir siyasi, bu maşa örgütle iş tutmaz artık. Bu yapının sorumlularında biraz edep, haya ve utanma kaldıysa milletin yüzüne de bakamayacaklar.

Bugün/bu hafta uluslararası güçlerin, adına “hizmet hareketi” dedikleri maşa bir örgütü, yani ayak takımını üzerimize saldığının yeni bir yıl dönümü. Allah bu milleti ülkemizde gözü olanlara karşı korusun, birliğimizi ve dirliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesin.

Düşüncesi ne olursa olsun samimi olarak bu ülkenin gelişmesi için çalışan kim varsa hepsine bu ülkede ekmek var. Ama hainlere asla. Bu da böyle biline. 17/12/2016

* 24/12/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Herkes kendi evinin önünü süpürmeli

İki  âmâ üzüm yerken biri diğerine üzümleri "çifter çifter yeme " demiş. Diğeri: "Kardeş, sen âmâsın, nasıl gördün çifter yediğimi " deyince, diğer âmâ: "Ben de çifter yiyorum"demiş. (iyi kopye çeken kopye çekeni hemen yakalar. Bu Çalan, çalanı bilir...Nasıl mı bilir? İnsan kendini tanımaz mı? Kim bilir belki de tecrübe konuşuyordur)

"Ey İman edenler! Siz kendinize bakınız.(kendinizi düzeltiniz) Şayet siz doğru yolda iseniz başkalarının sapıklığı size zarar veremez. Hepinizin dönüşü  Allah'adır. O zaman Allah size yaptıklarınızı haber verecektir. (Maide 135) 17.12.2014