2 Aralık 2016 Cuma

10.cu köy


1.köy    Karatay Kemerli kolca ilkokulu                  1991
2.köy    Nizip İmam Hatip Lisesi                              1992
3.köy    Kahta İmam Hatip Lisesi                             1994
4.köy    Kahta Anadolu Lisesi                                  2000
5.köy    Seyhan İsmail Safa Özler Anadolu Lisesi  2001
6.köy    Sarayönü Anadolu Lisesi                            2005
7.köy    Meram Çomaklı Talip Kahraman İÖO          2010
8.köy    Karatay Mehmet Hanife Yapıcı And.Lisesi 2013
9.köy    Selçuklu Şemsi Tebrizi Anadolu İHL           2014
10.köy  Meram Kaşınhanı İmam Hatip Ortaokulu   2014
01.12.2016

"Büyüyünce ne kadar da acı oluyorsun!"*

Babası Küçük Nasreddin'e şehirden incir getirir. İlk defa yediği inciri çok sever. Büyüyüp şehre gidince ilk işinin incir alıp yemek olacağını aklının bir köşesine yazar.

Gel zaman git zaman Küçük Nasrettin büyür ve şehrin yolunu tutar. İlk iş olarak manavın önüne gelir, adını hatırlayamadığı meyveyi bulmak için meyve kasalarını tek tek gözünün önünden geçirir ama istediğini göremez ve bu esnada manav, hocaya ne istediğini sorar. Hoca, adını unuttuğunu söyler. Manav:
-Sen bana istediğini tarif et, der. Hoca:
-Dışı yeşil, içi çekirdekli, deyince manav hemen teşhisi koyar: Kardeş, sen patlıcan istiyorsun diyerek bir kilo patlıcan verir.

Küçüklüğünden beri hayalini kurduğu yiyeceğe kavuşmanın sevinci ile hoca, hemen poşetten bir patlıcan çıkararak ısırır. Bir de ne görsün, acı mı acı! Ağzının tadı kaçan hoca:
-Ulan büyüyünce ne kada da acı oluyorsunuz, der.

Not:1- Küçüklük fotoğrafı olmadığı  için hocanın resmi bu sayfaya konmamıştır. Resim özlemim maalesef giderilemedi.
2.Hocanın bu fıkrasından anladığım incir büyüyünce patlıcana dönüşüyor.
3.Acaba, büyüyen ve gelişen her şey acı mı oluyor? (Küçüklükteki saflık, ideallik büyüyünce yok mu oluyor? Partiler, şirketler, STK'lar kuruldukları samimiyeti büyüyüp geliştikçe kayıp mı ediyorlar? Anlayamadım vesselam. Yardım sevaptır biliyorsun, haydi göreyim seni kardeş)

*01/12/2014 tarihinde Facebook'ta yazılarak paylaşılmış yazı.

1 Aralık 2016 Perşembe

Okullar miadını doldurdu

Eğitim yönünden miadını dolduran okullarda devam eden öğretim ise can çekişiyor. Bu gidişle öğretim de mevta olacak. Eğitimi yapılmayan, ihmal edilen bir eğitim sisteminin öğretiminden de hayır gelmez. Eğer radikal ve kalıcı kararlar alıp uygulamaya geçilmez ise geleceğimiz karanlık demektir.

Değişmeyen tek şey değişim denir. Her şeyimiz değişiyor fakat nedense okullar yerinde sayıyor hatta gerisin geriye gidiyor. Okullar iyice kangren haline gelmeden velinin, öğrencinin, öğretmenin, okul idaresinin, basın ve medyanın, okulun iç ver dış paydaşlarının sorumluluk alanlarını belirlemek, sorumluluğun yerine getirilip getirilmemesine karşılık hesap sorma ve hesap verme, ödül ve ceza, mükafat ve yaptırımlar dönemine geçilmesi gerekir.

Okullarda eğitim ve öğretim yapılıyor diye hiç kendimizi kandırmayalım. Bir defa okullar sadece öğretim yapıyor görünüyor. Görünürde herkes okullardan bir şey bekliyor. Fakat ne devlet, ne vatandaş, ne öğrenci ne veli hiçbiri okullardan bir şey beklemiyor. Bugün okullar sadece diploma veren kurumlar haline geldi. Okula sürekli gelen de alıyor, ara sıra bir uğrayan da. Okulun altını üstüne getiren de alıyor, sorumluluğunu taşıyan da. Bu açıdan baktığımız zaman okula kayıt yaptıran öğrencilerin tamamı başarı göstererek mezun etme yönünden okullar yüzde yüz başarılı. Bu yüzden diploma vermede fire vermeyen sorumlular ödül ile mükafatlandırılsa(!) yeridir. Çünkü hiçbir iş yerinde yüzde yüz efor olmaz. Fırıncı bile zaman zaman bozuk ekmek çıkarır, çıkan bu ekmeği düzgünlerin içinden ayırır. Fabrika; imalat hatası mal çıkarır, onu hemen iyilerin arasından ayrı bir yere koyar. Manav; sattığı malın arasından çürüklerini ayıklar, diğerlerine de sirayet etmesin diye. Aklınıza gelebilecek her yerde düzgün çıkmamış imalat hatası mallar ayıklanır. Çünkü satışa çıkan mal özürlü ise müşteri kaybeder, malı geri gelir.

Seçmenin olmadığı tek yer okullardır. Okul çağına gelmiş herkesin okuduğu yerdir buralar. Hırlısı da gelir, hırsızı da. Çoğunluğu sorumlu ailelerin çocuklarının okuduğu bu okullarda eğitim ve öğretim namına hiçbir şey almayacak olan ya da verilemeyecek olan, hedefsiz bir kitle var. Tüm okul bunlarla uğraşır. Öğretmenin ilk tanıdığı öğrenciler bunlardır. Devamsızlıktan kalmadığı müddetçe sınıf geçme ve diploma alma garantisi vardır. Devletin vergilerimizle yapıp teslim ettiği sırayı öğrenci istediği şekilde karalayacak, çizecek, yontacak, oluşturduğu çer çöpü, sınıfına veya bahçeye atacak, okulun duvarlarına yazı yazacak, dersi istediği şekilde kaynatacak, ders malzeme ve materyali getirmeyecek, ödevini yapmayacak... Öğrenci her yaptığında velisi ile birlikte haklı olacak, hiç sorumluluk taşımayacak. Okulun, öğretmenin ve okul yönetiminin hiçbir yaptırımı olmayacak ve her yapılandan okul sorumlu olacak...Öğrenci ve velinin arkasında koca basın, STK'lar ve devlet olacak. Sonunda okuldan mezun olacak. Herkes gibi diploma sahibi olacak.

Bir makinenin dişlileri gibi geri kalmadan mezun olan bu çocuklar hayata adım atınca bu sefer başlıyor herkes okulları suçlamaya. "Ne biçim öğrenci yetiştiriyorsunuz" diye. Ne isterdiniz ki? Bundan iyisi can sağlığı. Kimse okullara kızmasın. Zira okullar diploma vermede yüzde yüz başarılı. Hangi biriniz ürettiğiniz her şeyde bu kadar başarılısınız.

Eğitim ve öğretim konuşuyoruz, biraz ciddiyet derseniz okullar ciddi olmaya hazırlar. Yeter ki okulla ilgili olan uzaktan kaval okuyanlar bu konuda ciddi ve samimi olsunlar. Okullar ciddi bir eğitim ve öğretim vermek için yeterli misyon ve vizyona sahiptir. Tek istedikleri okula gelen öğrenciler içerisinde çalışan öğrenci ile çalışmayan öğrenci ayırt edilsin. Çalışmayanın yanına kar kalmasın hiçbir şey. Dersine çalışmayan, dersin işlenmesine engel olan öğrenci akranlarına göre bir alt sınıftan gelecek sisteme yeniden dönelim...yani diğer kurum ve kuruluşların, sanayi ve üreticilerin yaptığı gibi çürükleri ayıklayalım, istediğiniz kalite ve verim hemen gelir. Biz bir çürüğü kurtaracağız, devlete maliyeti olmayacak mantığından kurtulmazsak iyileri ve sorumluluk sahibi çocukları da kaybederiz. Eğer çürükleri ayıklama işini yapmazsak bu gidişle okullar ders işlenemez noktaya gelir. Daha biz çok havanda su döveriz. Havanda su dövmekle kalsak yine iyi. Bu gidişle kafamızı çok duvarlara vuracağız.

Şu anda okullarda eğitim ve öğretim alan tek kesim var: öğretmenler. Hedefi olmayan öğrencilere karşı sabretmenin, onlara vurmamanın, dişlerini sıkmanın, onlara hakaret etmemenin, nazik konuşmanın eğitimini alıyor. Öğrenci ne yaparsa yapsın onu sınıf geçirmeyi , elleri kolları bağlı durmayı öğreniyor, kendi saçını-başını yolmayı öğreniyor. Dersten çıkınca savaştan çıkan asker ve komutan misali: "Hele şükür ya Rabbi, bu dersten de kazasız belasız çıktım, sana ne kadar şükretsem az" diyerek dua etmeyi ve şükretmeyi öğreniyor. 01/12/2016