3 Kasım 2016 Perşembe

Hangi Ramazan YÜCE

Bursaspor ve Beşiktaş'da forma giyen, milli takımın eski futbolcusunun başı bugünlerde kendisiyle aynı adı taşıyan 15 Temmuz gecesi Akıncılar üssünde görülen FETÖ'den tutuklu Kemal BATMAZ ile başı dertte. Adı soyadı aynı olunca arayan arayana garibimi. Eski futbolcu olması ve tanınıyor olması sebebiyle bugün TV'ler kendisinin mağduriyetini konu edindi. TV'deki konuşmasında milli futbolcu: Adını-soyadını değiştirmeyi düşündüğünü ifade etti.

TV'ye çıkarak kendini ve derdini anlatabildi futbolcu. O ben değilim dedi en azından. Pekiyi ben ne yapacağım? Senin derdin ne denirse, futbolcunun başına gelen 2007 yılında benim başıma geldi. O yılları bir hatırlarsanız PKK'nın kaçırdığı askerlerden birinin adı Mardin doğumlu Ramazan YÜCE idi. Dağlıca baskını esnasında kaçırılan ve PKK'lı olduğu ortaya çıkan 'Ramazan YÜCE' için arama motorlarında bir arama yaparsanız derdim daha iyi anlaşılmış olur. Karşınıza hemen "PKK köpeği Ramazan YÜCE, Er Ramazan YÜCE" çıkar. 08/11/2007 tarihinden bugüne 9 yıl geçmiş olmasına rağmen aynı isim ve soyadı taşıdığım 'Er Ramazan YÜCE'den kurtulamadım sanal alemde. Hatta 2007 yılında 1988'den beri görüşmediğim bir arkadaşımı çalıştığı kurumun telefonundan arayıp kendimi tanıttığımda sesimi duyunca sevinip mutlu olacağını, heyecana kapılacağını düşündüğüm dostumun bana cevabı: "Hangi Ramazan YÜCE" demek oldu. Konya'dan Ramazan YÜCE deyince dostumun duraklama ve tereddüdü sona erdi. Sorması da normaldi. Çünkü o günlerde basın, medya, devlet ve vatandaş Er Ramazan YÜCE ile yatıp kalkıyordu. Gündemdeki isimdi anlayacağınız. Hala da kaybolmadı gitti bizim ER Ramazan YÜCE sanal alemde, yine ilk sayfalarda.

03/11/2016 tarihinde ajanslar eski milli futbolcumuz Kemal BATMAZ'ı isminden dolayı mağdur diye haber yapınca 9 yıl öncesi yaşadığım aklıma geldi. Masum Kemal BATMAZ'ı daha iyi anladım. Futbolcu, meşhur olması sebebiyle kameralar karşısına geçerek haber konusu oldu.

Ya ben ne yapacağım? Beni ne tanıyan var, ne de haber yapan. 9 yıl sonrasında bile arama motorlarının ilk sayfasında hala PKK köpeği Ramazan YÜCE çıkıyor. Ama ben pireye kızıp da yorgan yakanlardan değilim. İsmimi falan değiştirmeyi düşünmüyorum.

Ben o arama motorlarında yazan "Er Ramazan YÜCE"  değilim be dostlar! Ekranlar bana açık olmasa da benim mütevazı sayfam blogspot'um var,  sağ olsun... 03/11/2016

Af yolunu tutalım!

“Sizden önce geçen ümmetler arasında bir adam doksan dokuz kişiyi öldürmüştü. Bu yaptıklarından dolayı tövbesinin mümkün olup olmadığını öğrenmek üzere, yeryüzünün en aliminin kim olduğunu sordu. Kendisine bir rahibin en çok bilgili olduğunu söylediler. O rahibin yanına gelip kendisinin doksan dokuz kişiyi öldürdüğünü ve kendisi için tövbe imkanı olup olmadığını sordu.

Rahip: ‘Hayır, yoktur,’ diye cevap verdi. Bu defa, adam o rahibi de öldürdü. Böylece öldürdüklerinin sayısı yüze çıktı. Sonra yine yeryüzünün en aliminin kim olduğunu sordu. Kendisine alim olan bir kimseyi haber verdiler. Buradan alimin yanına geldi ve yüz kişiyi öldürdüğünü, kendisi için tövbe imkanı bulunup bulunmadığını sordu. Alim adam: ‘Evet, vardır. Seninle tövben arasına bir şey giremez, tövben daima makbuldür. Ancak filan beldeye git, orada Allah'a ibadetle meşgul olan bir kısım insanlar vardır. Sen de onlarla beraber Allah'a ibadet etmeye başla ve tekrar kendi memleketine dönme. Zira orası kötü bir yerdir’ dedi. Adam gitti. Yolun yarısına gelince ölüm, karşısına çıktı ve orada ruhunu teslim etti. Bunun üzerine rahmet melekleri ile azap melekleri kendisini almak hususunda münakaşaya başladılar.

Rahmet melekleri: ‘Bu adam, tövbe etmiş ve Allah'a yönelmiş olarak geldi,’ dediler. Azap melekleri ise: ‘Bu kimse, ömründe hayır işlememiş birisidir,’ diye ısrar ettiler. Bu münakaşa devam ederken insan suretinde bir melek  geldi. Onu aralarında hakem olarak seçtiler. Hakem olan melek: ‘Adamın kendi memleketi ile gitmekte olduğu belde arasındaki mesafeyi ölçün. Şu anda bulunduğu yer, bu ikisinin hangisine daha yakın ise, bu o tarafa aittir,’ dedi. Melekler ölçtüler ve gitmekte olduğu kasabaya daha yakın olduğu tespit edildi. Bunun üzerine kendisini rahmet melekleri teslim aldılar.”

Halk arasında çok yaygın bir şekilde anlatılan bir hikaye, Buhari ve Müslim’in Sahih’inde geçen bir hadisi şeriftir. Yaptıklarına pişmanlık duyan birisinin arayış içerisine girmesini konu edinir. Adamın işlediği suçun büyüklüğünden dolayı rahip tarafından 'Tövben kabul edilmez' denince zaten suç makinesi olan adam rahibi de öldürür. Papaz burada adamı yeniden suça itmiştir. Halbuki ne kadar suç işlense de tövbe kapısının kapanmayacağına işaret etmeliydi. Alim ise adamı kazanma yoluna giderek alkışlanacak bir tavra imzasını atmıştır. Kur'an-ı Kerim'de "Bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibidir...Bir insanı yaşatan da tüm insanlığı yaşatmış gibidir... Bir insanı bile bile öldüren ebediyen cehennimliktir..." buyurulmasına rağmen yüz kişiyi öldürdüğü halde yaptığı samimi tövbeden dolayı seri katili rahmet meleklerinin götürdüğü ifade edilmektedir hadiste. Üstelik tövbeden sonra adamın iyilik yapmaya fırsat bulamadan ölmesine  rağmen...

Suç insanoğlu ile yaşıttır. İlk zelle diyebileceğimiz suçu da ilk insan Hz Adem işlemiştir. Aynı kişiyi Allah daha sonra peygamber olarak seçmiştir. Mekke’nin fethedileceğini haber vermek üzere mektup yazan sahabilerden Hatip Bin Ebi Beltea’yı peygamberimiz affetmiştir. Müşriklerin ordu komutanı iken Müslümanlara kök söktüren ve Uhut Savaşında Müslümanların tattığı mağlubiyetin mümmessili Halid Bin Velid, Müslüman olduktan sonra aynı kahramanlıklarını bu sefer Müslümanların safında devam ettirmiştir... Affetmek aynı zamanda kazanmaktır. Asıl olan da kazanmak olmalıdır zaten. Her suçluya, Tatlıses’in dediği gibi: “Seni yakacaklar benim yerime/Seni Allah bile affetmeyecek” muamelesi yapmak suçluyu yeniden suçun içine atmak demektir.

İslam dininde  iman ve tövbe kapısı, ölürken yapılan iman ve tövbe (yeis halindeki iman) hariç her daim açıktır. Yeter ki insan nasuh tövbe yapabilmeyi bilsin. Tövbenin kabulü için eğer suç Allah'a karşı işlenmişse 3, kula karşı işlenmişse 4 şart gerekmektedir. Suçlu; işlediği günahı tamamen terk edecek, bir daha yapmamaya söz verecek, günahından pişmanlık duyacak. Eğer işlediği suçta kul hakkı varsa mağdurdan özür dileyip helallik dileyecek. 

Ne diyordu 199.ayette Allah: “Sen yine de af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” İşlenen suçlarda tövbekarlık varsa haydi  biz de af yolunu tutalım. Hele suç toplumun tüm katmanlarına sirayet etmişse toplumsal bir barış için elzemdir af. Bir suçta aktif rol alanla almayanı aynı kazana atmayalım. Kandırılanları kurtararak kazanmaya başlayalım işe. 03/11/2016




Tripleks tripleks dedikleri

Tripleks ev derlerdi. Üç katlı bir ev diye bilirdim. Ama gözümle görmediğim için nasıl bir şey diye merak eder dururdum. Artık merakım gitti. Şimdi bana tripleks ev ne demek dense? Bol merdivenli ev derim artık.

Bodrum katında garajı, zeminde bir salon, bir mutfak ve wc, birinci katta 3 oda bir lavabo ve banyo, 2.katta ise 2 oda bir mutfak, bir lavabo ve banyo. Çık çık bitmiyor. Çünkü karşında hep merdiven var:

Eve girmek için öncelikle yoldan 8 basamak ineceksin. 15-20 adım yürüdükten sonra karşına iki seçenek çıkıyor. Garaj kapısından eve girmek için 18 basamak çıkacaksın. Yok ben normal yoldan gireceğim dersen 6+2+6 yani 10 basamak çıkman gerekiyor. Zemin kattan itibaren merdivenler ortaktır artık. 1.kata gitmen için 17 basamak, yok ben bir de terası göreyim dersen bir 17 daha çıkman gerekiyor. Şimdi basamak hesabı yapalım. Bakalım hangi taraftan gitmek daha avantajlı? Garaj kapısından gitmek istiyorum dersen 8+18+17+17=60 basamak yapıyor. Bir de normal yolu deneyeyim dersen 8+6+2+6+17+17=56 basamak. Demek ki normal giriş yeri daha avantajlı gözüküyor. 4 basamak daha az çıkacaksın.

Eğer böyle bir evde oturmak istiyorum dersen belediyenin yaptığı yürüyüş parkurlarına gitmene gerek yok zaten zayıflamak için bu evde yaptığın inme çıkma işi de bir nevi yürüyüş demektir. Doktorlar zaten durmadan yürümeyi tavsiye etmiyorlar mıydı sağlık için. Al sana sağlık için bir ev. Üstelik her zaman yürümeye çıkamazsın. Evin alt katından üste inip çıkman bir nevi antrenmandır. Bir de boş biri isen, avarelikten sıkılıp iş arıyorsan al sana iş. Sabahtan akşama inip inip çıkacaksın. Başka işin yoksa Ahmet Haşim'in dediği gibi "Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden." Ara sıra ellerini açıp "Neydi günahım" dersin. Merdivenlerden çıkarken tek sıkıntın her katta ışık yakman gerekebilir. Bütün derdin bu olsun. Bunun için de apartmanlarda sensör lambalar olur ya. İşte evini de böyle lambalarla aydınlatabilirsin. Sen merdiven çıktıkça, katta göründükçe o kendiliğinden yanar. Yok, bir de lambaya masraf etmeyeyim diyorsan o zaman lamba yakmaya üşenip düğmeye basmayı ihmal etme. Yoksa maazallah merdivenden bir yuvarlandın mı? Akıbetini düşünmek bile istemiyorum. Benim işim acil, hemen evden çıkmam gerekiyor diyorsan merdivenlerden inişte dikkatli ol. Acele işe şeytan karışır. Allah göstermesin yine yuvarlanabilirsin. Bu yuvarlanma esnasında ölürsen haydi hayırlı olsun kurtuldun bu dünyadan, kurtuldun artık merdiven çıkmaktan. Ne kadar şükretsen azdır. ya bir de ölmez isen; kol mu kırılır, bacak mı, yoksa kalça mı bilemem. İşte o zaman yandın demektir. Ne kadar sürede iyileşir bilemem. Bu durumda -istediğin- kaderini çekeceksin yatağın içinde. Hiç sızlanma! Sen istemiyor muydun geniş bir eve çıkmayı? Al sana geniş ev. İnsanoğlu yeter ki istesin. Evin temizlik işi mi, kışın yakıt masrafı mı? İşin yoksa düşün dur bakalım. Sonra düşünmek iyidir. Tefekküre benzer biraz.

İnadım inat, oturmaya devam edeceğim diyorsan acizane benim sana tavsiyem. Hangi eşyanı nereye koyduğunu unutma! Yoksa iner iner çıkarsın.
***
Bana inşaat sektörünün farklı bir icadını söyle dense hiç tereddüt etmeden tripleks evler derim. Mimari bir deha gerçekten. Mucidi kimse ödül olarak şehrin meydanına canlı heykelini dikmeli. Yaz-kış, soğuk-sıcak demeden ömrünün geri kalan kısmını orada geçirmeli. Adına öyle bir anıt yapılmalı ki, eserini her daim yanında görmeli. Anıtın boyu, yaptığı tripleks ev boyunda olmalı. Sürekli beklerken sıkıldıkça katlardan katlara inip çıkmalı. Anıt öyle olmalı ki etrafı altın kafesle çevrilmeli. Gelen geçen görsün, onu ziyaret etsin. Herkes tanısın bu asrın mucidini. Meslektaşı  mimarlar da tanısın onu.  Hepsi o altın kafesin içine girmek için yarışsın. 03/11/2016