3 Kasım 2016 Perşembe

Af yolunu tutalım!

“Sizden önce geçen ümmetler arasında bir adam doksan dokuz kişiyi öldürmüştü. Bu yaptıklarından dolayı tövbesinin mümkün olup olmadığını öğrenmek üzere, yeryüzünün en aliminin kim olduğunu sordu. Kendisine bir rahibin en çok bilgili olduğunu söylediler. O rahibin yanına gelip kendisinin doksan dokuz kişiyi öldürdüğünü ve kendisi için tövbe imkanı olup olmadığını sordu.

Rahip: ‘Hayır, yoktur,’ diye cevap verdi. Bu defa, adam o rahibi de öldürdü. Böylece öldürdüklerinin sayısı yüze çıktı. Sonra yine yeryüzünün en aliminin kim olduğunu sordu. Kendisine alim olan bir kimseyi haber verdiler. Buradan alimin yanına geldi ve yüz kişiyi öldürdüğünü, kendisi için tövbe imkanı bulunup bulunmadığını sordu. Alim adam: ‘Evet, vardır. Seninle tövben arasına bir şey giremez, tövben daima makbuldür. Ancak filan beldeye git, orada Allah'a ibadetle meşgul olan bir kısım insanlar vardır. Sen de onlarla beraber Allah'a ibadet etmeye başla ve tekrar kendi memleketine dönme. Zira orası kötü bir yerdir’ dedi. Adam gitti. Yolun yarısına gelince ölüm, karşısına çıktı ve orada ruhunu teslim etti. Bunun üzerine rahmet melekleri ile azap melekleri kendisini almak hususunda münakaşaya başladılar.

Rahmet melekleri: ‘Bu adam, tövbe etmiş ve Allah'a yönelmiş olarak geldi,’ dediler. Azap melekleri ise: ‘Bu kimse, ömründe hayır işlememiş birisidir,’ diye ısrar ettiler. Bu münakaşa devam ederken insan suretinde bir melek  geldi. Onu aralarında hakem olarak seçtiler. Hakem olan melek: ‘Adamın kendi memleketi ile gitmekte olduğu belde arasındaki mesafeyi ölçün. Şu anda bulunduğu yer, bu ikisinin hangisine daha yakın ise, bu o tarafa aittir,’ dedi. Melekler ölçtüler ve gitmekte olduğu kasabaya daha yakın olduğu tespit edildi. Bunun üzerine kendisini rahmet melekleri teslim aldılar.”

Halk arasında çok yaygın bir şekilde anlatılan bir hikaye, Buhari ve Müslim’in Sahih’inde geçen bir hadisi şeriftir. Yaptıklarına pişmanlık duyan birisinin arayış içerisine girmesini konu edinir. Adamın işlediği suçun büyüklüğünden dolayı rahip tarafından 'Tövben kabul edilmez' denince zaten suç makinesi olan adam rahibi de öldürür. Papaz burada adamı yeniden suça itmiştir. Halbuki ne kadar suç işlense de tövbe kapısının kapanmayacağına işaret etmeliydi. Alim ise adamı kazanma yoluna giderek alkışlanacak bir tavra imzasını atmıştır. Kur'an-ı Kerim'de "Bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibidir...Bir insanı yaşatan da tüm insanlığı yaşatmış gibidir... Bir insanı bile bile öldüren ebediyen cehennimliktir..." buyurulmasına rağmen yüz kişiyi öldürdüğü halde yaptığı samimi tövbeden dolayı seri katili rahmet meleklerinin götürdüğü ifade edilmektedir hadiste. Üstelik tövbeden sonra adamın iyilik yapmaya fırsat bulamadan ölmesine  rağmen...

Suç insanoğlu ile yaşıttır. İlk zelle diyebileceğimiz suçu da ilk insan Hz Adem işlemiştir. Aynı kişiyi Allah daha sonra peygamber olarak seçmiştir. Mekke’nin fethedileceğini haber vermek üzere mektup yazan sahabilerden Hatip Bin Ebi Beltea’yı peygamberimiz affetmiştir. Müşriklerin ordu komutanı iken Müslümanlara kök söktüren ve Uhut Savaşında Müslümanların tattığı mağlubiyetin mümmessili Halid Bin Velid, Müslüman olduktan sonra aynı kahramanlıklarını bu sefer Müslümanların safında devam ettirmiştir... Affetmek aynı zamanda kazanmaktır. Asıl olan da kazanmak olmalıdır zaten. Her suçluya, Tatlıses’in dediği gibi: “Seni yakacaklar benim yerime/Seni Allah bile affetmeyecek” muamelesi yapmak suçluyu yeniden suçun içine atmak demektir.

İslam dininde  iman ve tövbe kapısı, ölürken yapılan iman ve tövbe (yeis halindeki iman) hariç her daim açıktır. Yeter ki insan nasuh tövbe yapabilmeyi bilsin. Tövbenin kabulü için eğer suç Allah'a karşı işlenmişse 3, kula karşı işlenmişse 4 şart gerekmektedir. Suçlu; işlediği günahı tamamen terk edecek, bir daha yapmamaya söz verecek, günahından pişmanlık duyacak. Eğer işlediği suçta kul hakkı varsa mağdurdan özür dileyip helallik dileyecek. 

Ne diyordu 199.ayette Allah: “Sen yine de af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” İşlenen suçlarda tövbekarlık varsa haydi  biz de af yolunu tutalım. Hele suç toplumun tüm katmanlarına sirayet etmişse toplumsal bir barış için elzemdir af. Bir suçta aktif rol alanla almayanı aynı kazana atmayalım. Kandırılanları kurtararak kazanmaya başlayalım işe. 03/11/2016




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder