Adalet sisteminde tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi sıkıntı var. Hapishanelerimiz suçlu kaynıyor. İçeri girip çıkan topluma kazandırılamıyor. Çıkan tekrar suç işliyor. Verilen cezalar caydırıcı olacağı yerde sanki yeniden işle der gibi bir anlam çıkıyor. İşlenen bir suça karşı verilen ceza maşeri vicdanda kabul görmüyor. Hapishaneleri boşaltmak için devlet zaman zaman ceza indirimine gidebiliyor. Bazen af yasası çıkarabiliyor. Hakimlerimiz kolay kolay karar veremiyor, içeriye suçlu diye alınanın iddianamesini hazırlamak bazen aylar-yıllar alabiliyor. Yargılama yıllar yılı devam edebiliyor. Aylık veya bir kaç ayda bir yargılama için gün veriliyor. Nafile turları yıllarca devam edebiliyor. Adalet sistemimizi anlayamadım gitti. Eğer biri anlamış da anlatmamışsa hakkım kalır.
Devlet bazen af yasası çıkarabiliyor, bazen de ceza indirimine gidiyor dedim yukarıda. Devletin kendisine karşı işlenen suçları affedebilir. Buna diyeceğim yok. Fakat bireyi ve toplumu ilgilendiren suçlarda devlet nasıl olur da suçluyu affedebilir? Bu tür suçluları ancak ateşin düştüğü ve yaktığı yer affedebilir. Devletin böyle bir hakkı olmaması lazımdır. Devletin görevi suçu önlemektir. Haydi önleyemedi. Suç işlendi. Devlet suçluyu yakalayıp yargılamalıdır. Eğer devletin suçluyu affetme gibi bir düşüncesi varsa bu konuda mağdurun düşünce ve görüşünü almalıdır. Mağdur ve mağdur tarafı "affedebilirsin" şeklinde bir onay verirse ancak o zaman devlet suçluyu serbest bırakma hakkına sahip olur. Yoksa üzerine vazife olmayan bir işe kalkışmış olur devlet. 02/11/2016
2 Kasım 2016 Çarşamba
1 Kasım 2016 Salı
Gününde öğretmen
Bir öğretmenler günü daha yaklaştı. Böyle bir günde öğretmenler daha fazla mesaj alır. Devlet yetkilileri tebrik ederler. Törenler yapılır. Öğretmenlerin fedakarlığından dem vurulur, öğrettiği her bir harf için 40 yıl kölesi olurum bile denir.
Kendi gününde kendisini kutlatmak için tören yapmak zorundadır. Çünkü günü, "Belirli gün ve haftalar" içerisinde yer alır. Öğrencileri kendi seçer, şiir ve konuşmaları kendi belirler. Öğrenci öğretmenini övücü şeyler söyler. Öğretmen de bu durumu izler ayakta. Görevli öğretmen de program mükemmel olacak diye çabalar durur. Tören bitimi öğrencilerinden gelen birkaç çiçekle dersin yolunu tutar. Ya bir de öğretmen ilçe-il programını düzenlemekle görevli ise günler öncesinden başlayan hazırlık öğretmenler gününde yerini heyecan ve endişeye bırakır. Programda bir aksama olur mu endişesiyle perde gerisinde dokuz doğurur.
Bazı okul yönetimleri bu günde bir öğretmenler kurulu ihdas ederek öğrencilere kıvrak eğitim yaptırır. Öğretmenler de kendi ceplerinden harcayacakları para ile böyle bir günde birlikte yemek yerler. O günün akşamında günü sona erer. Eski kaldığı yerden hayatına devam eder. Bu sene toplantı icat etmeye gerek kalmayacak ortaokullar. Çünkü o gün TEOG sınavı yapılacak.
Bu günün sevindirici bir yönü var. Senede bir gün de olsa veli, yetkililer, basın o gün öğretmenleri eleştirmez. Ertesi günden başlamak suretiyle eleştiriler ardı arkası kesilmeden gelmeye devam eder. Çünkü öğretmenlik son yıllarda hiç olmadığı kadar bir itibar sorunu yaşamaktadır. Bu meselede öğretmenin payı olduğu kadar sistem ve diğer kesimlerin de payı büyüktür.
Kanaatimce öğretmenler günü, öğretmenin öz eleştiri yapacağı gün olmalıdır. Neredeyim, nerede olmalıyım, eğitim ve öğretimdeki başarı ve başarısızlıktaki payım nedir? Başka türlü nasıl olmalıyım, şeklinde sorulacak sorulara cevap aramalıdır. Başarı ve başarısızlıkla ilgili emek sarf edilmiş raporlar o gün yayımlanmalıdır. Devlet yetkilileri de sadece o güne mahsus övücü sözlerden vazgeçmelidir. Öğretmenin tayin, özlük hakları, maaş, ek ders, terfi, yükselme vb tüm durumları izleyen ocak ayında başlayacak şekilde bugün açıklanmalıdır.
Yok biz bu durumdan memnunuz. Bu gün kutlamayla geçiştirilecek deniyorsa öğretmeni gününde rahat bırakın. Gününü zehir etmeyin. Öğretmenin gününü bir başkası hazırlayıp sunsun. Öğretmen izleyici olarak katılsın. Hatta öğrencisi o gün ders işlesin, veya öğretmenleri durmadan eleştiren doğuştan öğretmen olan başka meslek sahipleri o günkü dersi onlar anlatsın. Öğretmen arkada dinleyici olsun...
Günse eğer, günün kutlu olsun öğretmenim! 01/11/2016
Kendi gününde kendisini kutlatmak için tören yapmak zorundadır. Çünkü günü, "Belirli gün ve haftalar" içerisinde yer alır. Öğrencileri kendi seçer, şiir ve konuşmaları kendi belirler. Öğrenci öğretmenini övücü şeyler söyler. Öğretmen de bu durumu izler ayakta. Görevli öğretmen de program mükemmel olacak diye çabalar durur. Tören bitimi öğrencilerinden gelen birkaç çiçekle dersin yolunu tutar. Ya bir de öğretmen ilçe-il programını düzenlemekle görevli ise günler öncesinden başlayan hazırlık öğretmenler gününde yerini heyecan ve endişeye bırakır. Programda bir aksama olur mu endişesiyle perde gerisinde dokuz doğurur.
Bazı okul yönetimleri bu günde bir öğretmenler kurulu ihdas ederek öğrencilere kıvrak eğitim yaptırır. Öğretmenler de kendi ceplerinden harcayacakları para ile böyle bir günde birlikte yemek yerler. O günün akşamında günü sona erer. Eski kaldığı yerden hayatına devam eder. Bu sene toplantı icat etmeye gerek kalmayacak ortaokullar. Çünkü o gün TEOG sınavı yapılacak.
Bu günün sevindirici bir yönü var. Senede bir gün de olsa veli, yetkililer, basın o gün öğretmenleri eleştirmez. Ertesi günden başlamak suretiyle eleştiriler ardı arkası kesilmeden gelmeye devam eder. Çünkü öğretmenlik son yıllarda hiç olmadığı kadar bir itibar sorunu yaşamaktadır. Bu meselede öğretmenin payı olduğu kadar sistem ve diğer kesimlerin de payı büyüktür.
Kanaatimce öğretmenler günü, öğretmenin öz eleştiri yapacağı gün olmalıdır. Neredeyim, nerede olmalıyım, eğitim ve öğretimdeki başarı ve başarısızlıktaki payım nedir? Başka türlü nasıl olmalıyım, şeklinde sorulacak sorulara cevap aramalıdır. Başarı ve başarısızlıkla ilgili emek sarf edilmiş raporlar o gün yayımlanmalıdır. Devlet yetkilileri de sadece o güne mahsus övücü sözlerden vazgeçmelidir. Öğretmenin tayin, özlük hakları, maaş, ek ders, terfi, yükselme vb tüm durumları izleyen ocak ayında başlayacak şekilde bugün açıklanmalıdır.
Yok biz bu durumdan memnunuz. Bu gün kutlamayla geçiştirilecek deniyorsa öğretmeni gününde rahat bırakın. Gününü zehir etmeyin. Öğretmenin gününü bir başkası hazırlayıp sunsun. Öğretmen izleyici olarak katılsın. Hatta öğrencisi o gün ders işlesin, veya öğretmenleri durmadan eleştiren doğuştan öğretmen olan başka meslek sahipleri o günkü dersi onlar anlatsın. Öğretmen arkada dinleyici olsun...
Günse eğer, günün kutlu olsun öğretmenim! 01/11/2016
Bir ülkede adalet ve güven zedelenmeye görsün *
Bu ülkede çözülmesi gereken sorunlarımız çok. Meselelerimizi çözmeye çalışırken yeni sorunlar ortaya çıkmakta. Sorun
yumağı içerisinde yuvarlanıp gidiyoruz milletçe.
Bana bu ülkede en önemli iki sorun
söyle dense adalet ve güven derim. Çözülmeyi bekleyen bu iki sorun varken diğer
dertlerimizi bir tarafa bırakmak lazım. Biz bu iki haslete kavuşursak bu
milleti kimse tutamaz. Hem gelişme, hem de ahlaki yönden parmakla gösterilen
bir ülke oluruz.
Durum gerçekten vahim. Bugün öyle
bir noktaya geldik ki yapılan sınavlardan aldığımız puana bile güvenmiyoruz.
Yerine sözlü yapar olduk.
Adaletimiz ise hiç sadra şifa
olmadı. Öyle bir noktaya getirdik ki; kim haklı-kim haksız, kim
suçlu-suçsuz belli değil. Sürekli değiştirdiğimiz ceza sistemi sayesinde
cezaevlerini önce doldurup sonra boşaltıyoruz. Hapishanelerimiz yetmiyor
suçlunun cezasını çekmesi için. Sürekli yenilerini yapmaya devam ediyoruz.
Bir suçtan dolayı zanlıyı
önce gözaltına alıp hakim karşısına çıkarıyoruz. Hakim tutuklanmasına gerek
görmüyor. Suçlu serbest kalıyor, savcı itiraz ediyor. Sonra tekrar
tutuklanma kararı çıkıyor. Sonra tekrar serbest bırakıyoruz. Güncel bir mesele
olan, kadına müstehcen giyiniyor diye tekme atan kişinin evlere şenlik
yargılanmasını gözünüzün önüne getirin. Ne demek istediğim daha iyi
anlaşılmış olur. Adı geçen zanlı içeride mi dışarıda mı bilmiyorum. Zaten takip
etmek de mümkün değil.
Suçlu ceza alıyor. Cezasının yarısı
indiriliyor. Cezası iki yıldan az ise önce açık cezaevi, ardından şartlı
salıverme uygulanıyor. Yargılanmadan önceki yattıklarını da sayarsan neredeyse
adamdan özür dilenip üste tazminat verilecek. İndireceğin cezayı niye
veriyorsun? Eğer adam bir de pişmanım derse verecek ceza da kalmıyor. Örgütlü
suçlarda zaten karar çıkmaz. Sonunda dava müruru zamana uğruyor.
Sizin de
mutlaka başınıza gelen böyle bir durum veya gözlemleriniz vardır. Hanginize
dokunsak bin ah işitiriz eminim. Keşke açlıktan ölsek, dünyanın en fakir ülkesi
olsak da adalet sistemimiz düzgün olsa ne iyi olurdu inanın. Her cuma
hutbesinde "Allah adaleti...emreder" diye okur, ama bir türlü emri
yerine getirmeyiz.
Adalet, hep -bozuk mal çıkaran bir fabrikanın üretimi gibi- ağır
aksak karar veriyor, ama her verdiği karar hep defolu nedense. Yazık bu ülkeye!
Yazık bu ülkenin insanına! Sağcısı-solcusu, Müslümanı-ateisti,
sünnîsi-alevisi...bu asırda yaşayan kim olursak olalım bu ülkede hep birlikte
adaleti tesis edelim, aramızda güven ortamını oluşturalım. Gelecek nesiller
için hoş bir seda bırakalım. Yok yapmayacaksak bu ülkenin hep birlikte
cenazesini kılalım. 01/11/2016
* 05/11/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)