13 Nisan 2016 Çarşamba

Kararlarımız başka parmakları acıtmamalı

İmam Hatip Liselerinde görev yaparken öğrenciler arasında yapılan 'Kur'an-ı Kerim'i yüzünden güzel okuma' yarışmalarında jüri olarak görev verilirdi bana. Görev almamak için kırk dereden su getirirdim. Sonuç, görevlendirildiniz olurdu hep.

Neden görev almak istemezdim? Kendimi ehil görmezdim. Ayrıca sözlü sınavların objektifliğine inanmadım hiç. Bu tür yarışmalarda jürinin takdir hakkı 'la yüs'el'dir. Hikmetinden de sual olunmaz. Bir iki tane uçuk- kaçık puan veren bir kaç üye genelde sonucu belirler. Böyle bir yarışma öncesi bu durumu izah ettim bir meslektaşıma. Bana, " Ben çok doğru puan veririm; gramı gramına. Ben bu işten iyi anlarım" dediğinde sorun bende  o zaman dedim kendi kendime.

Görev verildiği zaman da puanlamada ilk okuyanı baz alırdım. İlk okuyana verdiğim puandan sonra her okuyan yarışmacıyı değerlendirirken ilk verdiğim puanın altında ya da üstünde puan verirdim. Verdiğim puandan ilk önce kendi vicdanımı tatmin etmeye çalışırdım.

Çalıştığım muhitimde  bazı okulların katıldığı bir kompozisyon yarışması yapıldı. Komisyon üyeleri okulların Türkçe öğretmenleri idi. Her üye kendi okulunun birincisine puan vermedi. Kağıtlar okundu, puanlar verildi. Her bir öğretmenin verdiği puanları topladım. İlk 3'e giren belirlendi. Üyelere tutanağı imzalattım. Üyeler gittikten sonra verilen puanlara bir göz attım. Aralarında uçurumlar vardı gerçekten. Birinin 34 verdiği bir kompozisyona diğeri 90 vermişti. Jüri üyelerinin verdiği puanlar 5-10 puan altı ya da üstü olduğunda anormal bir durum ortaya çıkmazdı. Sonra okullarından birinci seçilerek gelen bir yazıya 34 puan vermenin nasıl bir izahı olurdu... Sonuç, sıfırcı hocanın diğer kağıtlara verdiği düşük puana karşın diğer üyelerin sıfırcı hocanın öğrencisine verdiği yüksek puanlar sıfırcı öğretmenin öğrencisini birinciliğe taşıdı. Ne diyelim? Bize hayırlı olsun demek düşer... Ama şunu da söylemek isterim: Hayatta bir türlü öğrenemediğim, bazı hesap kitap işlerinden anlamamak. Okulumda da aynı hesap kitap yapmaktan  anlamayan biri var. Demek ki birbirimize bakarak kararmışız. Bu da bizim beceriksizliğimiz.

Hakimin mahkemede verdiği karara kızarız, hakemin sahada verdiği karara köpürürüz. Adalet ve hakkaniyette insan beğenmeyiz kendimizden başka.

Hiç başkasına kızmayalım öğretmenim. Bütün kızdıklarımız bizim eserimiz... Önce kendimize bakalım; kendi önümüzü, kendi içimizi temizleyelim...13.04.2016


Unutulanlardan mısınız?

İnsan kelimesinin kökeni nedir, ne anlama gelir? Bazı dilciler; arkadaşlık, dostluk, bağ anlamına gelen ünsiyet kelimesinden türetildiğini belirtir. Bazıları da unutan, unutulmuş anlamına gelen nisyan kökünden geldiğini söyler.

Yapısına ve özelliklerine bakıldığı zaman insan hem dost canlısı, hem de unutkan bir varlık olarak karşımıza çıkar. Unutkanlık yönüyle ilgili; “İnsanoğlu, nisyan ile malüldür” şeklinde tanımı da yapılır. “Uykudayken yapılanlardan, unutarak yapılanlardan ve baskı altında iken yapılanlardan sorumluluk kaldırılmıştır” buyurur Peygamber Efendimiz. Demek oluyor ki insanın hasletlerinden biri de unutmak...
Siz hiç unuttunuz mu ya da unutuldunuz mu? Eğer unutulmuş iseniz hangi duygu ve düşünceler aklınıza geldi? Bu durumda kendinizi nasıl hissettiniz?

Bir otobüste arkadaşlarınızla beraber yolculuk yapıyorsunuz. Lavaboya gittiniz. Gelinceye kadar otobüs sizi bırakıp gitmiş. Orada kaldığınıza mı yanarsınız, unutulduğunuza mı, kimsenin sizi hatırlamadığına mı? Bir yere geldiniz; dostlarınız konuşuyor, selam verdiniz, selamınızı duymadılar, duydularsa da selamını alıp yine konuşmaya devam ettiler ya da selamını aldıktan sonra konuşmayı bıraktılar, senin yüzüne bakıyorlar. Hasılı sizinle ilgilenmiyorlar. Bu durumda ne hissedersiniz?

Bir gazetede yazı yazıyorsunuz, yazınızı zamanında gönderiyorsunuz ama yazınız yayımlanmıyor, üstelik bu durum birkaç defa başına gelmiş ise kendinizi  nasıl hissedersiniz? Yazının yayımlanmamasının ardından saatler, günler geçmesine rağmen bir yetkili sizi arayıp: “Yazınızı unuttuk” dahi demiyorsa kendinizi nasıl hissedersiniz? Kendinizi etkisiz eleman gibi hissedersiniz. Kendi kendinize dert yanıp demek ki farkındalık oluşturamamışım, varlığım ya da yokluğum hissedilmiyor, ben çok oldum artık, insanlara ayak bağı oldum, fazla gölge etmeyeyim. Demek ki hiç iz bırakmamışım demeye başlar, farklı farklı duygulara kapılırsınız.
                                     *
Adıyaman Kahta’da görev yaparken son sınıf öğrencilerim, çıkardıkları yıllıklarında “Öğretmenlerimize öğretemediklerimiz” başlıklı bir bölüm açmışlar. Her bir öğretmen için birer ikişer cümlelik özelliklerinden bahsetmişler. Benim için de “Geçmişi unutması gerektiğini, her şeyi hatırlamaması gerektiğini öğretemedik” diye yazmışlardı. Sonum nasıl olur bilmem ama maalesef benim de en kötü yönüm unutmamak ve hatırlamak. Ortaokul ve lise geçmişim de bile eskiyi hatırlamaya dair okul arkadaşlarım çelişkiye düşerlerse bilirkişi olarak bana başvururlar. Hiç unutmam, bir gün 30 yıl önce beraber mezun olduğum bir arkadaşımla beraber bir kuru yemişçiye girdik, arkadaş alışverişini yaptı, borcunu ödemek için kredi kartını uzattı. Sonra kendisi içeriyi seyre daldı. Kuru yemişçinin "şifrenizi girin" sözünü duymadı. Kendi kendime, bunun şifresi okul numarasıdır dedim. Numarasını yazdım, şifre doğru idi.

Fazla söze gerek yok. Unutulmak, hatırlanmamak çok kötü bir duygu. Haberiniz olsun. Unutulmayanlardan ve hatırlananlardan olmanız temennisiyle… 13/04/2016

11 Nisan 2016 Pazartesi

Whatsapp grup paylaşımları üzerine bir analiz

Dostum!  Teknoloji ilerledi, birbirimizle daha çabuk iletişim kurduk. Böylece birbirimizi daha iyi tanımaya başladık.

Birlikte çalıştığımız yerde örnek yaptıklarımızı paylaşmak, birbirimizle daha çabuk haberleşmek amacıyla whatsapplarımız da kuruldu. Yetmedi, gruplar da oluşturduk. Buraya kadar her şey  güzel.

Çalıştığım kurumla ilgili 3 ayrı grubumuz var. Maşaallah örnek çalışmalarımız tüm hızıyla mermi gibi devam ediyor. Okulumuzun herhangi bir köşesinde bir şey yapmışsak neredeyse daha kendimiz bakmadan, resim, video sayısına bakmadan gönderiyoruz zorunlu ortaklarımıza. Dereceniz, başarınız, etkinliklerinizin sayısı  benim göğsümü daraltsa da bir çoğunun gönlünde taht kuracak şekilde. Her gönderdiğinizle tarihe not düşüyorsunuz. Bulunduğunuz yerin size dar geldiğinin farkındayım. En kısa zamanda çok iyi yer ve pozisyonlarda olmanızı temenni ederim. Ben patlasam da, çatlasam da sen yine mermi gibi bu tarihi vesikalarını göndermeye devam et. Şu anda belki de kurumumuzda kimin ne yaptığıyla ilgili ayrı bir birim kurulmadıysa da bir gün bu gönderdiklerinizi değerlendiren çıkacak. İşte o zaman gönlünden geçen en iyi yerde olacaksın. Bundan hiç şüphem yok.

İş yoğunluğundan dolayı, fazla efor sarf etmenden dolayı yaptıkların belki kaybolabilir. Yaptığın her şeyi whatsappta paylaşmakla bir taşla çok kuş vuruyorsun. Eminim farkındasındır. Hem çalıştığını göstermiş oluyorsun, hem de yaptıkların yok olmayacak. Çünkü biz arşivliyoruz. 16 gb’lık telefonumun hafızası gönderdiklerinle iyice doldu. Telefonum donmaya başladı. En sonunda gidip 32 gb’lık bir hafıza kartı daha aldım. Arşiv sağlam. Sen göndermeye devam et. Yeter ki sen mutlu ol. Biz hamallığını yapmaya devam ederiz. Sağda solda hamal falan arama, bizden iyi hamal mı bulacaksın. Hatta ileride babam-annem acaba neler yaptı diye çocukların arayış içerisine girerse ne sen ne de çocuğun merak etmesin, bütün gönderdiğin o kıymeti baha biçilmez hazinen koruma altında. Yani sen orada çalıştıkça biz de burada her gönderdiğine bakarak, bakmak zorunda kalarak bizi de diri tutuyorsun. Bu konuda da sana ne kadar müteşekkir olsak azdır. Zira bana sabrı öğrettiniz, fesübhanallah çekmeyi de.

Senin gibi değerli, çalışkan bir arkadaşa haddim değil ama, bir öneri de bulunsam… Kurumun adına kurmuş olduğun web sayfanın yanında bir de kurumun adına facebook sayfası, twitter hesabı açsan daha iyi olmaz mı? Hem orada bilgiler hiç kaybolmaz. Hem daha fazla insan yaptıklarından haberdar olur ve sizi örnek alırlar. Evet biz senin paylaştıklarını belleğimize kaydediyoruz kaydetmesine de. İnsan yapımı bu. Telefonumuz arızalanıverse senin o kıymetli bilgilerin de yok olur. Hem bilgini sınırlandırmamış olursun. Diğer insanlarla da bilgini paylaşmış olursun. Hem benden uzak Allah'a yakın olmuş olursun.

Benim gibi anlama özürlü birisi bu tür paylaşımlarla ilgili bir kaç yazı yazdı ama. Anlama özürlü birinin yazısından ne çıkar. Sen yine göndermeye devam et. Kınamanın kınamasına aldırma. Ben de bundan sonra bir fil ile yetinmeyeceğim, senden ricam ikinci fil istiyorum. Bu arada o oyuncağı da yanından ayırma. Hatta yatarken bile aklına gelen bir şey olursa onu da paylaş.

Hadi göreyim seni. Fakat küçük bir eleştirim olacak. Çok da açgözlü olma. Bu güne kadar yaptığın sevapsa yeter kazandığın sevap. Fazla da isteme. Biraz da başkası kazansın. 11/04/2016