16 Mart 2016 Çarşamba

"100 TL hediye puan"


  -Alo! Ben Ş.... Nasıl yardımcı olabilirim?
-Bankanıza ait kredi kartını kapatmak istiyorum. Yardımcı olur musunuz?
-Elbette.
(Güvenlik açısından sorulan soruları başarıyla geçtim.)
-Efendim! Niçin kapattıracaksınız?
-Kartınızı çok kullanmıyorum. İhtiyaç hissetmiyorum. Üstelik kart ücreti alıyorsunuz.
-Kartınızın özelliği çok. Limiti yüksek. Taksit öteleyebiliyorsunuz. 5200 lira nakit çekebiliyorsunuz. Hediye puan kazanabiliyorsunuz.
-Biliyorum özelliklerini. Siz kapatın.
-Kartınızı tamamen kapatmayalım. 3-4 aylığına geçici olarak kapatalım. Hem limitinizi de korumuş olursunuz.
-Tamamen kapatalım.
-Kart ücreti olmayan bir başka kart gönderelim.
-Hayır, istemiyorum. Lütfen kapatın.
-Efendim kartınızı 6 ay boyunca kapatmayacağınızı taahhüt edin. Size alışverişlerde kullanmak üzere 100 lira hediye puan tanımlayalım.
-Hayır istemiyorum. Lütfen temelli kapatır mısınız?
-Bunu da mı kabul etmiyorsunuz?
-Evet kabul etmiyorum. Lütfen kapatalım.
-Peki o zaman son dört rakamı ....ile biten kredi kartınızın kapatılmasını onaylıyor musunuz?
-Evet onaylıyorum.
-Kartınız kapatılmıştır. Başka yardımcı olacağım bir şey var mı?
-Hayır yok. Teşekkür ederim.
-Bizi aradığınız için teşekkür ederim. Kartınızı numaraları görünmeyecek şekilde kırıp atabilirsiniz. İyi günler
-İyi günler..
***
Bunu niye mi anlattım? Bu banka bana 6 aylığına  100 lira para tanımlıyorsa kendisi ne kadar kazanıyordur acaba?



15 Mart 2016 Salı

Çanakkale Ruhu*

Baba, oğul ve torunun omuz omuza savaştığı bir savaş akla gelir Çanakkale deyince. Dile kolay 3 nesil aynı savaşta.  Sanırım dünyada eşi ve benzeri yoktur.  Bilançosu  ağırdır:

Şehidimizin sayısı 250 binlerle ifade edilir. Birçok lisemiz mezun verememiş, futbol takımlarımız oyun kuramamış, 100 binleri ifade eden medrese, üniversite öğrencisi ve aydınımızı bu muharebede kaybetmişiz.  "Şehitler Günü" geldiğinde: "Hey on beşli on beşli/Tokat yolları taşlı/On beşliler gidiyor/Kızların gözü yaşlı" diye 15'lilerin türküsünü hatırlarız. Lise talebesi bunlar. Biz bugün ekmek almaya bile göndermedik bu yaştakileri daha.  Ne kadar okuyanımız varsa hayat memat meselesi denerek bu muharebeye gitmiştir. Neredeyse şehidi olmayan, gazisi olmayan hane yok gibidir Anadolu'da. Bu savaşı anlatan hangi yazıyı okusak, hangi web sayfasına göz atsak bu toprağın sahiplerinin gözleri yaşarır. Akif, Çanakkale Şehitlerine isimli şiirinde: "Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar/O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,/Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,/Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!" diye anlatıyordu o günleri....Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! /Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer./Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i.../Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi./Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?/"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın." diyerek Bedr'in aslanlarına benzetiyordu o gün savaşanları.  Çünkü her ikisi de var oluş mücadelesi idi.

Bu günden bakıyorum da, o gün iyi niyetle bizi savaşa girdirenleri bir tarafa bırakırsak; I. dünya Savaşının çıkış sebebinin Osmanlı Devletini parçalamak olduğu anlaşılıyor. Kaybettiğimiz topraklar üzerinde cetvelle çizilerek kurulan devletlerin sayısı bile  bu konuda bize bir fikir verir: Kaybettiğimiz toprağa mı yanalım? Kaybettiğimiz yüz binlere mi?  Okumuş aydın kesimini kaybettiğimize mi? Yoksa kıblemizi değiştirdiğimize mi? Ne taraftan bakarsak bakalım, halimiz içler acısı gerçekten. 

İşin garibi Osmanlı'dan koparılıp  devlet kurdurulan hiçbir devlet huzur bulmadı halen bu asrımızda bile. Osmanlı'nın çekildiği alanlarda kan akmaya, gözyaşı dökülmeye devam ediyor maalesef. Küçük bir toprak parçasında kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti'nin bile yaşanması istenmiyor bu gün. Batılıların sömürgeci emelleri ilk günkü tazeliğini koruyor. Keçecizade Fuat Paşa'nın dediği gibi; "Dış güçler dışarıdan, bizimkiler içeriden" Osmanlı'yı yıktıkları gibi aynı iç ve dış mihraklar bizi Anadolu'da boğmaya çalışıyorlar. Çin işkencesi gibi hiçbir günümüz geçmiyor ki bombalı eylemlerle masum insanlarımız ölmesin.

Gelelim günümüze… Eskiden askere gitmeyene adam denmezdi. Mutlaka herkes giderdi. Bugün askere gitmemek için kırk dereden su getiriyoruz. Allah muhafaza bir savaş çıksa kaçımız gider bu ülkeyi kurtarmak için. Onca farklı millet ve milliyetten oluşan Osmanlı ölüm kalım savaşı vermiş geçmişte. Anadolu’ya hapsedilmiş bizden kaç kişi bir savaşa hazırız? Öyle zannediyorum ki bu gün dışarıdan bir saldırı olsa bizden görünen “İçimizdeki İrlandalılar”, düşmanın safında yer alırlarsa hiç şaşırmam.

Gerçekten kaçımız ülkeyi savunur? “On beşliler” diye tarihimizde yer alan körpelerimiz değil 27’liklerimiz bile savaştan imtina eder. Bugün bir çoğumuz ülkesini terk edip içimizde mülteci olarak yaşayan Iraklı, Suriyelilere kızıyor; savaştan kaçtılar diye. Allah bir milleti savaşla imtihan etmesin. Maazallah olursa kızdığımız, güldüğümüz insanların başına gelen bizim de başımıza gelir.

Şehitler Günü dolayısıyla milli-manevi değerlerle mücehhez olmuş, birlik ve beraberlik içerisinde Çanakkale ruhunu yaşamamız ve yaşatmamız temennisiyle. 14/03/2016 

*19/03/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün Gazetesinde yayımlanmıştır.

Bir huzurevi sakini ile sohbet*


26/05/2015 tarihinde belediye otobüsüyle Kaşınhanı’na giderken yanıma yaşlı bir amca oturdu:
-Selamün aleyküm!
-Aleyküm selam!
-Kırıkçıya gidiyorum. Biliyor musun yerini?
-Bilmem amca.
-Buralı değil misin?
-Değilim.
-Ben huzurevinde kalıyorum da.
-Çocuk ve eşin yok mu?
-Var. 6 tane. Evli hepsi. Eşimle ayrıldık.
-Kırıkçıda ne işin var.
-Ayaklarımı göstereceğim, çok ağrıyor da. Doktor ameliyat dedi. Yatarsam bana kim bakacak?  Kırıkçıyı çok övdüler, ona gidip göstereceğim.
-Çocuklarınla görüşüyor musun,  gelirler mi?
-Gelmezler… Ben peşlerinden ziyaretlerine gittim;  kabul etmediler. Telefon açıyorum;  telefonuma cevap vermiyorlar. Komşularını araya koydum, yine kabul etmediler.
-Para veriyor musun huzurevine?
-450 TL veriyorum. Benimki özel oda.  Daha ucuza kalanlar var.
-Kaç kişi kalıyor huzurevinde ?
-400 kişi.
-Rahatın, huzurun nasıl?
-Böylesi rahat ve huzur nasıl olunacaksa...?
-Sosyal güvencen var mı?
-Var.  Ben …Lisesinde hizmetli idim. 88 yılında emekli oldum.
-Kaç para emekli maaşı alıyorsun?
-1.400,00 TL.
-Mezuniyetin ne? Kaç yaşındasın?
-İlkokul mezunuyum. 85 yaşındayım.
-Çocuklarını özlemiyor musun?
-Özlenmez mi? Hele bir kızımı ilkokul öğretmeni ile evlendirdiğimde ne de çok sevinmiştim.
-Allah yardımcın olsun, şifa versin.

Kırıkçının yerini sormak için arka tarafa döndüm. Otobüste 8-10 kadar yolcu vardı. Hepsi kulağına kulaklığı takmış, müzik dinliyor. Şimdi anlaşılıyor otobüsün arkasından dolaşa dolaşa amcanın benim yanıma niye geldiği. Çünkü herkes kendi halinde dışarıya ve iletişime kapalı bir şekilde müzik dinliyor. Sonunda otobüs şoförüne kırıkçının yerini sordum. Amca yakın bir durakta inip ağır adımlarla kayboldu. Yaşıyorsa eğer amca şu an  86 yaşında olmalı. 6 çocuğu var. Fakat kimsesiz ve üstelik bakıma muhtaç. Huzurevinde kalıyor. Bizim toplumumuza yabancıdır huzurevleri. Konya gibi bir yerde kalan sakin sayısı 400 kişi. Hiç düşündük mü 10-15 yıl sonra huzurevlerinde kalanlarımızın/kalacaklarımızın sayısını?

Nerede kaldı yaşlılara, büyüklere saygımız? Hani  biz; “…Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.” Ayetinin gereğini yapacaktık? İyi ve sağlam iken yanımızda kalmayan nesil, biz hasta ve yaşlı olunca mı bize bakacak? İnşaallah bu amcanın durumu lokaldir. Umuma sirayet etmez. Ümitsiz ve karamsar değilim ama, anne babasına saygı göstermeyen diğer yaşlılara da saygı göstermez.

Ebeveynine öf demeyen, yaşlı ve büyüklerine  saygı gösteren hayırlı evlat olmamız temennisiyle…… 15/03/2016

* 23/03/2016 tarihinde Anadoluda Bugün Gazetesinde yayımlanmıştır.