19 Şubat 2016 Cuma

Daha neler göreceksiniz neler!...



Otobüste okulunun müdüründen dert yanan iki öğrenciye kulak misafiri olur bir maarif müfettişi.

Öğrenci, arkadaşına:
-Bizim müdür ne biçim adam oğlum öyle!
-Ne yaptı ki?
-Odasına vardım. Yerinde oturuyordu. Ben gelince ayağa kalkmadı. Ne biçim müdür bu...
-...
Bundan sonra çocukları dinleyen maarif müfettişimizi dinleyelim:
-Arkadaşlar öğrencilerin sizden bu şekilde beklentileri var. Kalkıverin ne olur!..

Güler misiniz ağlar mısınız? Buyurun buradan yakın.

Halen okul müdürlüğü yapan arkadaşlara duyurulur. Görevlerinizden bir tanesi daha belli oldu. Hayırlı olsun.

Aslında müfettiş eksik bıraktı. Öğrenciyi ayakta karşıladıktan sonra kapıya kadar da uğurlamak gerekiyor. Oturma esnasında çayı ve kahveyi de eksik etmeyin sayın müdürlerim. 19/02/2016

18 Şubat 2016 Perşembe

Bu kız paranın kıymetini bilir


Geçen hafta seminer dolayısıyla bulunduğum bir otelde her akşam çay servisi yapan hamarat bir kız gördüm. Hamaratlığının yanında nazikliği ve kibarlığı dikkatimi çekti. Çalışmasından bu işi sürekli yapıyor ve işini de  severek yapıyor imajı edindim.

Yine bir akşam seminer bitimi otelin lobisinde kursiyerlerle beraber otururken adını bilmediğim kızımız çay getirdi. Oturanlardan biri, “Kızımız üniversitede öğrenci” deyince dikkat kesildim. Hangi okuldasın soruma “Hukuk son sınıf öğrencisiyim. Yarım dönemim kaldı” dedi.

Anlaşılan tatillerde fırsat buldukça çalışıyordu. Çalıştığına göre ihtiyaç sahibi olmalıydı. Böylesi yerlerde hiç kimse zevkine çalışmazdı hem de gecenin geç vakitlerine kadar. Hem çalışıyor hem de okuyor. İnsan yeter ki okumak istesin. Demek ki imkansızlıklara rağmen okuyabiliyor. Ekmeğini taştan çıkartıyor. Ailesine de yük olmuyor. Gözümde bir kat daha değeri arttı. Bu kız alın teriyle kazandığı parayı harcarken de tasarruflu harcar. Çünkü emek sarf edilerek kazanılan paranın kıymeti daha iyi bilinir. Helal olsun.

Yazıyı okuyunca ne var bunda. Böylesi değişik işlerde çalışan öğrenciler var diyebilirsiniz. Doğrudur. Fakat ben de nice insanlar bilirim parasızlıktan dolayı okuyamadım diyen. Yine nice insanlar bilirim üniversiteyi bitirdikten sonra her hangi bir yere atanamayıp evde bekleyen kişiler. Piyasada iş bulunsa da kolay kolay çalışmaya yanaşmayan. Niçin çalışmıyorsun deyince “İş yok” cevabı alıyorsun. Şurada şöyle bir iş var deyince de “Ben üniversite mezunuyum” diyen.
Aslında sadece ihtiyaç sahibi olan değil. Çocuklarımızı lise 3’den itibaren ve üniversite öğrencilik yılları yaz dönemlerinde bünyelerine uygun bir işte çalıştırmak lazım. Hem aile bütçesine katkıda bulunur. Hem de okul dışında gerçek hayatı öğrenir. Okul zamanı kazandığı parayı harcarken alın terleterek kazandığı için parasının kıymetini daha iyi bilir. Hem de her hangi bir işi öğrenmiş ya da işe yatkın hale gelmiş olur. Okul bittikten sonra mesleğine uygun atanamazsa en azından yatkın olduğu işte çalışabilir. Biliyorsunuz her yıl 2 milyona yakın öğrenci üniversite sınavına girer. İlk 200 bine giren öğrenciler iş bulacak bir bölüme yerleşiyor. Yani bu demektir ki, her yıl 1.800.000 gencimiz üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulamazlar ordusuna katılıyor.

Çocuklarımız tatil dönemlerinde çalışsın derken her bir bireyin iş hayatında, geleceğinde B planı olmasıdır kastım. Bu gün çocuklarımızı yetiştirirken tek taraflı yetiştiriyoruz. 22-23 yaşına kadar okumaktan başka hiçbir iş yapmamış bir gencimiz bu yaştan sonra mesleğiyle ilgili çalışmaktan ziyade ne yapabilir. Hangi birimizin icra ettiği işle ilgili garantisi vardır. Dün Irak’da, bugün Suriye’de nice iyi işi olanlar, üniversite mezunu olanlar, devlette ya da özel sektörde iyi bir maaşla çalışanlar işlerini ve maaşlarını kaybettiler. Bugün aramızda  bir çoğu yok  bahasına çalışıyorlar. Bugün onların başına gelenlerin yarın bizim başımıza gelmeyeceğine dair bir garantimiz var mı? Maazallah bir savaş her türlü işimizi, aşımızı kaybetmemize sebebiyet verebilir.

Niyetim felaket tellallığı değil, bilesiniz. Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizin sorumluluk almalarını istemekten ibarettir. Peki bugünkü eğitim sistemimizde bu mümkün mü? Maalesef mümkün gözükmüyor. Benim çalışsın dediğim yaş olan 11. Sınıftan itibaren çocuklarımız etüt, takviye ders, kurs almakla meşgul. Üniversiteyi kazandıktan sonra da KPSS’ye hazırlanmaya devam ediyor.

Esas hayat okulları bitirdikten sonra başlıyor haberiniz olsun. Allah kimseyi işsizlikle imtihan etmesin. 18/02/2016


17 Şubat 2016 Çarşamba

Evlilik programları*

Son yıllarda televizyonlarda evlilik programları yayınlanmaya başladı. Hem de saatlerce süren. Üstelik canlı yayınla evlerimizde arzı endam ediyorlar.

Bildiğim kadarıyla birkaç kanalda bu tür programlar izleyicinin karşısına çıkıyor. Aynı program yıllar yılı devam ettiğine göre seyirci kitlesi bakımından izlenme oranı yüksek olsa gerek.

4-5 yıl önceleri mesai bitip eve geldiğim zaman kanalları gezerken karşılaşmıştım böylesi programla. Önceleri nedir, ne değildir diye hayret, ibret ve dehşetle izlerken   baktım bağımlısı yapacak. Kendimi kurtardım. Kurtardım kurtarmasına da sanal alemde gazeteleri takip ederken  “ Bilmem ne programında x hastalığı olan gelin adayının yalanı ortaya çıktı” haberlerini okuyunca  “Evlilik programlarını” kaleme almalıyım dedim kendi kendime.

Bu tür programların yayın akışı içerisinde seyirciyi çekmek, izlenme oranını yükseltmek için yayıncı veya sunucu tarafından bazı konuşma ve hareketlerin senaryo gereği yaptırıldığı kanaati hakim bende. Günlük hayatta bu programların seyircisinin ne kadar da çok olduğunu konuşmalar arasında gözlemlemekteyim.

Nereden nereye. Çok değil, birkaç yıl öncesine kadar evlenecek yaşa gelmiş çocuğumuza aday aramak için eşe dosta haber bırakırdık. Çoğu zaman haber bıraktıklarımızdan ses çıkmaz, herhangi birini tavsiye etmezlerdi. Acaba geçim olmaz da ben sorumlu olur muyum düşüncesiyle… Bazıları da eş adayı arama zamanı geçti. Artık gençler kendileri buluyor demeye başladı. Bulan buluyor. Bulamayan da soluğu TV’lerdeki evlilik programlarında alıyor.

Bu tür  programlar için ihtiyaç olan eleman sıkıntısı yok gibi görünüyor. Programı yapacak/sunacak kişi var. Programa çıkacak damat ve gelin adayı var. Programa izin veren TV sahibi var. Programa seyirci olarak katılanlarımız var. Evinin köşesinde izleyen insanımız zaten var. Yani anlayacağınız: Yok yok. Yetkili makamlardan ses seda yok. Bu tür programlara sıcak bakmayan sessiz milyonlardan zaten tık yok. Her türlü yardımlaşmada boy gösteren sivil toplum kuruluşlarından hiçbir tepki yok. Gördüğünüz gibi alan razı, veren razı. O halde sanane be Ramazan.

Doğru. Banane demem lazım. Halen yılan bana/sana  dokunmuyor. Tedavisi olmayan bu toplumsal  virüs halen ne zamana kadar devam edecek. Yarın benim oğlumun, senin kızının oralarda boy göstermeyeceğine dair bir garantimiz mi var? Toplumsal dokumuz bozuluyor. Bu gidişle aile yapımız, değerlerimiz diye bir şey kalmayacak. Zaten şimdiki gençler çok seçici. Ya evlenemiyor. Ya evlenmek istemiyor. Ya da evlenmesiyle boşanması bir oluyor. TÜİK raporlarına göre zaten evlenmelerde bir azalma, ayrılmalarda ise bir artış söz konusu. Bir toplumu bozmak/yıkmak  istiyorsan topa, tüfeğe ihtiyaç yok. Ailenin temeline dinamit koy yeter. Bu tür programlar dinamit koymaktan beterdir.

Bu konuyu dile getirmemi abartılı bulabilirsiniz. Ama ben oldum olası “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” sözünü sevmedim. Sevmeyeceğim de. Kanayan bu yaramıza parmak basılması gerekir. Etkili ve yetkili kurum, kuruluş ve kişilerimizin bu konuya acilen el atmasını istiyorum.

Kadın ve Aile Politikaları Bakanlığı, Tv’lerden sorumlu bakanlık, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, TBMM, DİB, STK’lar, RTÜK  lütfen bu evlilik programları komedisine/rezaletine son vermek için ellerinden  geleni yapmalı. Bu evlilik programları kaldırılsın. Yok kaldırılamıyorsa nasıl ki futbol için şifreli kanallar var. Bu tür programlar şifreli hale getirilsin. İzlemek isteyen bu tür programlara abone olsun. 

Vatandaş olarak bizler de şikayet mekanizmamızı işletelim. Kamuoyu oluşturalım. Dert ediniyorsak bu meseleyi dertlenelim. “Bir kötülük görürsek elimizle, gücümüz yetmezse dilimizle, ona da gücümüz yetmezse kalbimizle buğzedelim.”

Yok, hiçbir şey yapamıyorsak en azından izlemeyelim. Neredesin ey edep! 
   
*17/02/2016 tarihinde Anadolu’da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.