3 Şubat 2016 Çarşamba

Grup daveti gönderenlere... Gruplarına davetsiz ekleyenlere...

Grup daveti gönderenlere...
Gruplarına davetsiz ekleyenlere...

Değerli dostlarım, beni bilgim dışında gruplara ekliyorsunuz. Çok iyi yaptınız demek isterdim. Ama diyemiyorum.

Amacınız grubumuz kalabalık olsun diyorsanız hiç tavsiye etmem. Zira nitelikli azınlık niteliksiz çoğunluktan daha iyidir. Ben o kalabalıklar içerisinde sırıtır kalırım. Rabbim benim rengimi bile farklı boyamış. Sen farklısın demiş.

Yok seni grubumuza dahil ettik. Seninle grubumuz kalite kazandı ya da kazanacak diyorsanız, bilin ki; insan sarrafı değilsiniz. Yani beni tanıyamamışsınız. Çünkü ben, beni biliyorum. Bu güne kadar hiç sadra şifa olmadım. Hiç bir yerde yüz ağartmadım. Dostlarımın yüzünü hep kara çıkarttım.

Yok kambersiz düğün olmaz, bize bir eğlence lazım diyorsanız eğlencenizi , eğlenecek adamınızı gidin bir başka yerde arayın.

Yok biz seni adam edeceğiz diyorsanız, emeğinize yazık. Benden hiç bir cacık olmaz. Ne olur bir  başka  kapıyı çalın.

Yok biz bir belayız  diyorsanız, kabul ediyorum. Gerçekten benim belamsınız. Ve ben imtihanı kaybettim. Müflis tüccarım ben. Müflis tüccar üzerinde de oyun oynanmaz.

Yok biz toptancıyız. Toptan alış verişi severiz diyorsanız; bilin ki ben perakedenciyim. Toptancılığı hiç sevmem. Bu ülke ne çektiyse toptancılıktan çekti.

Yok biz rahatımıza düşkünüz bir mesajı aynı anda yüzlerce hazır müşteriye satışa çıkarıyoruz diyorsanız; bilin ki ben pek para harcamam. Cimri mi cimriyim. Malınız heba olmasın.

Yok biz iyi niyetliyiz, kötü bir amacımız yok diyorsanız; bilin ki Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla doluymuş.

Yok biz seni seviyoruz, aramızda görmek istiyoruz diyorsanız. Ne olur beni sevmeyin, Allah rızası için...

Yok ben senin gölgenim, seni takip eder, peşinden sürüklerim diyorsanız. Gölge etmeyin ne olur. İhsan da istemem. Hadi canım yolunuza. Rabbim yolunuzu açık etsin.

Yok ya bu adam baya mağdur olmuş, bunu rahatsız etmeyelim, grubumuza dahil etmeyelim, grubumuzdan çıkaralım, mazlumun duası kabul olur diyorsanız; kaldırın ayağınızı üstüne bastınız. Hele şükür anlayış gösterdiniz. Allah sizden razı olsun. 03/02/2016

"Maaşın kadar konuş"

"Maaşın kadar konuş"

-Arkadaş senin yaptığın bu işi yardımcının yapması gerekmiyor mu?
-Evet.
-Peki, niye sen yapıyorsun?
-Sen yap diye söyleyemiyorum.
-Niye ki?
-Çünkü maaşı benden yüksek. Maaşın kadar konuş derse ben ne yapacağım o zaman? Olmayan karizmamı çizdiririm değil mi?
-Olur mu öyle şey, nasıl diyebilir?
-Bir zamanlar ANAP zamanında şoför ve işçiler kaymakamdan yüksek maaş almaya başlamışlardı. İşte böyle bir zamanda kaymakam TEK'de çalışan bir işçiyi yanına çağırır; konuşmak için. İşçi, kaymakama haber gönderir; "Maaşı kadar konuşsun"diye.
-Doğru dersin. Kaymakama bunu diyen sana ne der kim bilir? Sen en iyisi bu işi kendin yapmaya devam et.

*

-Bu yaptığın iş öğretmenin görevi değil mi?
-Evet onun görevi.
-Peki, niye sen yapıyorsun o zaman? Yoksa onun da mı maaşı senden yüksek?
-Onun maaşı yüksek değil de. Ek dersi benden yüksek. Bu yüzden ona da bir şey söyleyemiyorum. Aldığın ücret kadar konuş der diye.
-Der mi der...
*
-Sonuç?
-Kafamı kuma gömdüm. Maaş ve ek dersimi personele göstermiyorum şimdilik.
03/02/2016

2 Şubat 2016 Salı

Öküz öldü ortaklık bozuldu*

“Öküz öldü ortaklık bozuldu”
Atasözlerimiz geçmişten günümüze süzülerek gelen, toplumun ortak düşüncesini yansıtan, içinde mecazi anlamlar barındıran, kısa ve özlü sözlerdir. “Öküz öldü ortaklı bozuldu” da bunlardan bir tanesidir.
Yaşadığımız toplumda bu atasözünün izlerini ve sonuçlarını görmemiz mümkündür. İnsanlarla ya da kurumlarla aramız iyiyken bu atasözünün geçerliliği yoktur. Ne zamanki kurumlarla ya da kişilerle bağımızı koparmışsak hemen bu atasözümüz devreye girer. İnsanlar bir ve beraber iş yaparken sorun yok. İşler bozuldu mu artık ne insanlığımız kalır ne de dürüstlüğümüz. İnsanoğlunu tanımak zor gerçekten. Anlık değişen bir yapısı vardır.
Köpeklerin birbiriyle oynaştığını gören birisi arkadaşına: “Şu köpekleri görüyor musun? Boğuşmadan ne güzel oynuyorlar” der. Arkadaşı: “Onların dostluğu aralarına kemik atıncaya kadardır” cevabı verir. Gerçekten  kemik atılınca köpekler birbirleriyle boğuşmaya başlarlar. İnsanoğlunun dostluğuna derman yetmez. Çoğu zaman birbirimize canımızı verecek noktaya geliriz. Ama ne zaman ki aramıza kara kediler girer;  dişlerimizi göstermeye başlarız. Gerçek yüzümüz ortaya çıkar, dünkü dost bildiğimizi yerden yere vurmaya başlarız. Başka milletlerde bu durum nasıldır bilmem ama bizim doğu toplumlarında durum maalesef böyledir. Evliliklerin sona ermesinden tutun da şirket ortaklığı, siyasi yelpazedeki değişkenliklere varıncaya kadar durumumuz budur.
Siz hiç bu toplumda evlenen kişilerin boşanma durumunda medenice ayrıldığını gördünüz mü? Mümkün değil. Ayrıldıktan sonra eşler kendi yoluna devam edebiliyor mu? Ekseriye ayrılıklarımız kavga, gürültü, şiddetle sona erer. Artık kıyamete dek  husumetimiz hız kesmeden yoluna devam eder. Eşi psikolojik hasta olan bir arkadaşımız, eşinden ayrılmak istedi. Bir türlü ayrılamadı. Kendisine sebebini sorduğumda: “Hocam hakim şiddetli geçimsiz olduğunuzu bilen bir şahit getirin, sizin kavga ettiğinizi görev var mı diye soruyor. Ben herkesin göreceği yerde eşimle asla kavga etmem. Bu benim edebime aykırı. Bu yüzden şahidim de yok. Hasılı boşanamıyoruz” demişti.
İş ortakları uzun süre birlikte çalışırlar. Ne zaman ki ayrılma noktasına gelirler ve ayrılırlar artık belden aşağı vurmaya başlıyorlar. Siyaseten birlikte çalışanlar bir zaman sonra anlaşamayıp ayrılıyorlar. Kimse kendi yoluna gitmiyor. Artık bundan sonra geri kalan ömrünü geçmişte birlikte çalıştığı kurum/kuruluş/kişileri eleştirmeye, hakaret etmeye, gizli kalmış yönlerini ortaya çıkarmaya başlıyor. İşte burada insanın gerçek yüzü, kişiliği, karakteri ve  çiğ süt emdiği ortaya çıkıyor. Bir ve beraber iş yaparken yapılmayan eleştirilerin ayrıldıktan sonra ortaya çıkmasının hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur. Kimse: “Ben geçmişi çöpe attım. Karıştıran kedi/köpektir” demiyor maalesef. 3 yıl birlikte çalıştığımız birisinin, bir talebini imkansızlıklar dolayısıyla yerine getiremeyeceğimi söyleyince, bir konuşma esnasında ne kadar kötü olduğumu anlattı. Kendisine 3 yıldır anlattığın şekilde kötü yönlerim varsa bu güne kadar niçin söylemedin? 3 yıldır gözünde iyi olan ben, isteğin yerine gelmeyince, bir çırpıda kötü oldum öyle mi? Bana bu aşamada söylediğin hiçbir şeyin gözümde bir değeri ve anlamı yok dedim. Cevap vermedi, sustu…
İnsanlar birlikte bir iş, ticaret ortaklığı yapabilirler, siyaseten bir araya gelebilir, evlenebilirler. Hiç kimse ileride ayrılırım diye evlilik ya da iş yapmaz. Bir müddet sonra her alanda ayrı düşünceler, anlaşmamazlıklar ortaya çıkabilir. İnsanlar anlaşamazlarsa ayrılmaları doğaldır. Çok mu zor ayrıldıktan sonra eski ortağının arkasından konuşmamak. Birlikte çalışıp ayrılan insanlara biri, “Niye ayrıldınız” diye sorduğunda “ Öyle icap etti, farklılıklarımız çoğaldı, ayrılıklarımız iyice derinleşmeden bundan sonra bu şekilde çalışmayı uygun gördük. “ dese ne olur? Geçmiş birlikteliğin hiç mi hatırı yok. Her şeyimiz öküzün ölmesine mi bağlı Allah aşkına?
İnsanlar ayrılınca, anlaşamayınca ikisinin de kötü olduğu anlamına gelmez. Bir yerde bir sorun varsa sorun iki tarafta da vardır. Sadece oranları farklıdır. Birinin % 60, diğerinin % 40 gibi.

Ne olur, öküz öldükten sonra da ortaklığımız devam etsin. 02/02/2016


*10/02/2016 tarihinde Anadoluda Bugün gazetesinde yayınlanmıştır.