Gün geldi çattı. Mahkemede koridorda beklemeye koyuldum. Bir müddet sonra ismim çağrıldı. Mahkeme salonuna girdim. Görevli, şurada dur dedi. Oraya geçtim. Dediği yer sanık sandalyesi. Sandalye dedim ise oturmuyorum, ayaktayım.
Baktım ki benim günlerdir hakimim diye sayıkladığım hakim
bir erkek değil, bir kadın idi.
Bekledim ki niçin soyadını değiştirmek istiyorsun, anlat
bakalım demesini. Yüzüme bakmadan dilekçe ve dilekçemin ekinde verdiğim bir
dosya içindeki evraklara bakıyor. Belli ki sıraya konmuş dosyadan ilk defa
haberdar. Ben de dikiliyorum.
Bu arada ilk mahkemeye çıkışım. Kafasını bir kaldırsa,
zihnimdeki savunmanın başındaki sayım hakimim hitabını sayın hakimem diye
değiştirip bülbül gibi konuşacağım. Bu arada yolda, pazarda o kadar savunma
yapmıştım ki kendim etkilendim savunmamdan. Değil ki hakime etkilenmesin. Hazırım
anlayacağınız.
Durun ya, yanlış söylemeyeyim. Üç dört sene önce yine bir
hakim karşısına çıkmıştım. 1994-1995 yılıydı sanırım. Üç sendikanın aldığı
kararla tüm öğretmenler bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirmişti. Dersimiz
neydi hatırlamıyorum.
Sevk ve izin alınmadan okula gitmeyecektik.
Bir sendika üyesi değildim ama okulda tek kişi olursam ayıp
olacaktı. Ben de katıldım bu eylem kervanına da tüm Türkiye’de üç yerde derse
girmeyen öğretmenlere dava açılıp hakim huzuruna çıkmıştı. Bir tanesi de benim
çalıştığım Kahta’da açılmıştı.
İlçedeki tüm öğretmenler hakim karşısında tek tek ifade
vermişti. Gerçi hakim konuştuklarından, ne dediğini anlayamadım deyip benden
ayrıca yazılı ifade istemişti ama olsun. Sonuçta bir şey çıkmadı ama ilk hakim
karşısına bu vesileyle çıkmıştım.
Gördüğünüz gibi hakim tecrübem var. Öncekinde hakim bir şey
anlamadıysa da bu sefer beni anlayacak. Çünkü çok hazırlandım. Yeter ki
kafasını kaldırıp bana bir baksın ve beni muhatap alsın.
Nihayet bir müddet sonra kafasını kaldırdı. Ramazan Bey,
bir şahit dinleyelim dedi. Başka da bir şey demedi. Benim o kadar hazırlığım da
maalesef boşa gitti. Hoppala... Avukat ilk celsede şahide gerek yok demişti
halbuki.
Efendim, ilk celsede şahit istemezsiniz diye şahit
getirmemiştim. Avukat böyle demişti. İzin verirseniz, okulumdan şahit çağırayım
dedim.
O zaman biz başka dava alalım. Siz şahidi çağırın, davadan
sonra sizi tekrar içeri alalım dedi.
Dışarı çıktım. Cebimdeki kontör kart ile umum sabit
telefondan okul müdürünü aradım. Hocam, mahkemedeyim, şahit lazım, hemen gelir
misin dedim.
Okul ile adliye yakındı. Sağ olsun müdürümüz geldi. Bana “Paran
çoksa kefil ol, işin yoksa şahit ol” demişler. Geldim dedi gülümsedi. Ne hayır
dedi. Yüce soyadımı nüfus Yuca şekline dönüştürmüş. Tekrar Yüce olmak için dava
açmıştım dedim.
Az sonra hakim yeniden salona aldı bizi. Bu sefer az önceki
yere şahidi koydu görevli. Artık sanık sandalyesinde müdürüm vardı. Ben de bir kenarda
bekliyorum.
Kimliğini istedi şahidin hakime hanım. Kimliğe bakarak, zabıt
katibine yazmasını istedi. “Malatya doğumlu M. C. isimli kişi, Ramazan Yüce’yi
Yüce olarak bildiğini söyledi dedi. Ayrıca şahide tek kelime demedi ve soru
sormadı.
Ardından bana dönerek nüfus müdürlüğünden aldığın aile
bildiriminde mühür eksik, bunu mühürletip memura verin. Bir ay sonra kesinleşir,
işimiz tamam, kabul ettik dedi. Teşekkür edip çıktık.
Mahkemen ne oldu diye sordu avukat. Sanırım sonuçlandı. Kararın kesinleşmesini bekliyorum dediysem de daha ilk duruşmada sonuçlanmaz dedi. Avukat böyle deyince tekrar çağıracaklar diye beklemeye koyuldum. Soranlara da daha sonuçlanmadı dedim. (Devam edecek)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder