21 Ağustos 2024 Çarşamba

Soyadı Değiştirme Hikayem (2)

Gün geldi çattı. Mahkemede koridorda beklemeye koyuldum. Bir müddet sonra ismim çağrıldı. Mahkeme salonuna girdim. Görevli, şurada dur dedi. Oraya geçtim. Dediği yer sanık sandalyesi. Sandalye dedim ise oturmuyorum, ayaktayım.

Baktım ki benim günlerdir hakimim diye sayıkladığım hakim bir erkek değil, bir kadın idi.

Bekledim ki niçin soyadını değiştirmek istiyorsun, anlat bakalım demesini. Yüzüme bakmadan dilekçe ve dilekçemin ekinde verdiğim bir dosya içindeki evraklara bakıyor. Belli ki sıraya konmuş dosyadan ilk defa haberdar. Ben de dikiliyorum.

Bu arada ilk mahkemeye çıkışım. Kafasını bir kaldırsa, zihnimdeki savunmanın başındaki sayım hakimim hitabını sayın hakimem diye değiştirip bülbül gibi konuşacağım. Bu arada yolda, pazarda o kadar savunma yapmıştım ki kendim etkilendim savunmamdan. Değil ki hakime etkilenmesin. Hazırım anlayacağınız.

Durun ya, yanlış söylemeyeyim. Üç dört sene önce yine bir hakim karşısına çıkmıştım. 1994-1995 yılıydı sanırım. Üç sendikanın aldığı kararla tüm öğretmenler bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirmişti. Dersimiz neydi hatırlamıyorum.

Sevk ve izin alınmadan okula gitmeyecektik.

Bir sendika üyesi değildim ama okulda tek kişi olursam ayıp olacaktı. Ben de katıldım bu eylem kervanına da tüm Türkiye’de üç yerde derse girmeyen öğretmenlere dava açılıp hakim huzuruna çıkmıştı. Bir tanesi de benim çalıştığım Kahta’da açılmıştı.

İlçedeki tüm öğretmenler hakim karşısında tek tek ifade vermişti. Gerçi hakim konuştuklarından, ne dediğini anlayamadım deyip benden ayrıca yazılı ifade istemişti ama olsun. Sonuçta bir şey çıkmadı ama ilk hakim karşısına bu vesileyle çıkmıştım.

Gördüğünüz gibi hakim tecrübem var. Öncekinde hakim bir şey anlamadıysa da bu sefer beni anlayacak. Çünkü çok hazırlandım. Yeter ki kafasını kaldırıp bana bir baksın ve beni muhatap alsın.

Nihayet bir müddet sonra kafasını kaldırdı. Ramazan Bey, bir şahit dinleyelim dedi. Başka da bir şey demedi. Benim o kadar hazırlığım da maalesef boşa gitti. Hoppala... Avukat ilk celsede şahide gerek yok demişti halbuki.

Efendim, ilk celsede şahit istemezsiniz diye şahit getirmemiştim. Avukat böyle demişti. İzin verirseniz, okulumdan şahit çağırayım dedim.

O zaman biz başka dava alalım. Siz şahidi çağırın, davadan sonra sizi tekrar içeri alalım dedi.

Dışarı çıktım. Cebimdeki kontör kart ile umum sabit telefondan okul müdürünü aradım. Hocam, mahkemedeyim, şahit lazım, hemen gelir misin dedim.

Okul ile adliye yakındı. Sağ olsun müdürümüz geldi. Bana “Paran çoksa kefil ol, işin yoksa şahit ol” demişler. Geldim dedi gülümsedi. Ne hayır dedi. Yüce soyadımı nüfus Yuca şekline dönüştürmüş. Tekrar Yüce olmak için dava açmıştım dedim.

Az sonra hakim yeniden salona aldı bizi. Bu sefer az önceki yere şahidi koydu görevli. Artık sanık sandalyesinde müdürüm vardı. Ben de bir kenarda bekliyorum.

Kimliğini istedi şahidin hakime hanım. Kimliğe bakarak, zabıt katibine yazmasını istedi. “Malatya doğumlu M. C. isimli kişi, Ramazan Yüce’yi Yüce olarak bildiğini söyledi dedi. Ayrıca şahide tek kelime demedi ve soru sormadı.

Ardından bana dönerek nüfus müdürlüğünden aldığın aile bildiriminde mühür eksik, bunu mühürletip memura verin. Bir ay sonra kesinleşir, işimiz tamam, kabul ettik dedi. Teşekkür edip çıktık.

Mahkemen ne oldu diye sordu avukat. Sanırım sonuçlandı. Kararın kesinleşmesini bekliyorum dediysem de daha ilk duruşmada sonuçlanmaz dedi. Avukat böyle deyince tekrar çağıracaklar diye beklemeye koyuldum. Soranlara da daha sonuçlanmadı dedim. (Devam edecek) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder