İlk defa Celalettin Rumi ile ilgili görüşlerinden dolayı birkaç videosunu izlemiştim. Akıcı, içten, ulaştığı bilgiyi söylemekten geri durmayan bir kişilik izlenimi edinmiştim.
Sonra
denk gelen başka videolarını da dinledim. Dinledikçe ilim derya biri var
karşımda dedim.
Okuduğunu
belleğine yerleştirmiş adeta. Abbasîleri, Selçukluları, İran'ı, bugünkü din
anlayışımızda İran'ın etkisini onun videolarını dinleyerek öğrendim. Fil süresini
tefsir edişi de ezber bozan türdendi.
Adeta
ayaklı kütüphane idi nazarımda. Sadece okuduğunu nakleden değil aynı zamanda
yorumunu katan, tespitlerde bulunan ve ezber bozan bir yönü vardı.
Zerdüşt'ün
kim, Avesta'nın ne olduğunu ondan öğrendim.
Nasrettin
Tusi'nin Ahi Evran olduğu tespitini ilk yapan kişi olarak belleğimde yerini
aldı.
Şems'in,
Rumi'nin, oğlu Alaeddin'in ve Nasrettin Tusi'nin fikirlerini, mücadele ve bakış
açılarını, kimin kimle iş tuttuğunu sayesinde bilgi edindim.
Öğrencisi
değilim ama dinlediğim videoları sayesinde kendimi öğrencisi saysam yanlış
olmaz. Çünkü olaylara ve tarihe farklı bakış açısıyla ufkumu açtığını
düşünüyorum.
İsminin
önünde sadece Prof. etiketi olan bir akademisyen değildi. Gerçek bir bilim
adamı idi. O kadar bilgi birikimine rağmen her konuşmasında, duruşunda ve
görünüşünde hep tevazu gördüm.
Osmanlıca,
Farsça, Pehlevice ve Arapça yazıp konuştuğu dillerden. Türk lehçelerine hakim. Özellikle
Pehlevice'yi bugün çoğu İranlıların bile bildiğini sanmıyorum.
Bilgi,
birikim ve bilim insanı olmanın yanında, onu çoğu akademisyenden ayıran
özelliği; bildiğini, görüşünü, ulaştığı bilgiyi aktarmada kınayanın kınamasına
aldırmaması. Doğru bildiğini söylemekten kaçınmaması, renk verirsem, farklı
görüşümü söylersem dışlanırım endişesini taşımaması. Uğruna dışlanmış ve gerçek
değeri verilmemiş ama o duruşunu değiştirmemiştir.
Aykırı
fikir ve duruşundan dolayı hak ettiği değeri sağlığında iken verilmese de sevenleri
ve takdir edenleri yanında ayrı bir değere sahip Mikail Bayram.
Ortaçağ,
Selçuklu tarihi, kadim dinler uzmanı olan Hoca’nın yazılmış çokça eseri vardır.
Mikail
Bayram’ın bu bilgi ve birikimi elde etmesi tesadüfi değil, adeta ömrünü bilim ve
bilgiye adamasındandır.
Çocukluğu
ve okuması da ilginç. Geldiği noktaya tırnaklarıyla gelmiş. Yine videodan kendi
sesiyle dinlemiştim hayatını. Aklımda kaldığı kadarıyla kısaca bahsetmek isterim.
Van’ın ilçesi Saray doğumlu sanırım. İlkokulu bitirdikten sonra ilçede ortaokul
yok. Babasını güç bela ikna eder. Van’ın başka bir ilçesinde ortaokulu okur. Kalacak
yeri yoktur. Öyle zannederim parası da yoktur. Uzun süre camilerin üst katlarında
bulunan kadınlar mahallinde halı ve kilimlere sarılarak sabahlamış. Sabah namazını
cemaatle imamın arkasında kıldıktan sonra okulun yolunu tutmuş. Bir ara evini, barkını
kilitleyip yurtdışına giden Yahudilere ait evlerde kalmış izinsiz. Polisin yakalamasıyla
sonrasında nerede kaldı da eğitim ve öğretimine devam edebildi bilmiyorum.
Zorlu
ortaokul ve lise hayatının ardından Ankara İlahiyat Fakültesini kazanmış. Bir öğretim
üyesi Farsça derslerine giriyor. Ama anlattığı ders çok basit. Bir gün ders çıkışı
hocasına, biz bu anlattıklarını biliyoruz. Bize daha ileri seviyesini anlatamaz
mısın der. Hocası, kaç kişi var senin durumunda der. Sanırım 6 ya da 8 kişiyiz der.
Hoca bunlara pazar günü evinde dersler verir.
Mehmet
Azimli sayesinde kendisini 7-8 ay önce evinde ziyaret etmiştim. Bir, bir buçuk saat
kadar evinde çay eşliğinde kendisini canlı dinleme imkanım olmuştu. Bazı sorular
sorup cevaplarını vermişti.
Misafir
edildiğimiz odaya engelli bastonuyla eşinin yardımıyla güç bela gelmişti. Ayakta
zor durmasına rağmen hoş geldiniz ile yetinmeyip boynumuza sarılmıştı. Hasta idi
zaten. Çünkü beyin kanaması geçirmişti. Otururken kafasını dinlendirmek için ara
ara arkaya yaslanıp başını dinlendirmişti. Hasta haliyle bile bizi misafir kabul
etmiş, çay yanında ikramını yapmış, sorularımıza cevap vermişti. Başını ve kendisini
zor dayamasına rağmen yüzünden gülümseme hiç eksik değildi.
Eşi
getirmişti odasından yanımıza hocamızı. Kendisini bu halde görünce Allah uzun ömürler
versin demiştim de eşi, ömrün hayırlısını versin demişti yüzüme bakarak.
Mikail
Bayram’ı anlatmaya cümlelerim kifayet etmez. Şu var ki eşinin dediği gibi ömrünün
hayırlısı bu kadarmış. 84 yaşında iken vefat etti.
Vefat
ettiğini de burundan geçirdiğim küçük bir operasyon sonrası hastanede yatarken haberdar
oldum ve çok üzüldüm.
Giderken iz bırakarak gitti hem de hoş bir seda. Allah kendisinden razı olsun. Sevenlerinin başı sağ olsun. Anlattığı tarih ve geride bıraktıkları kendisine şahit olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder