Ana içeriğe atla

İnsanlık Etiği

Farklı farklı dinler ve bu dinlerin müntesipleri var. Menşei aynı olmasına rağmen Yahudiler Hristiyanlardan, bunlar Müslümanlardan, Müslümanlar bunlardan haz almaz.

Her bir dinin müntesibi kendi dinlerini hak ve bir doğru kendilerini kabul ediyor ve her biri kendine Müslüman kendine Yahudi kendine Hristiyan vs. 

Aynı şekilde Budist, Konfüçyüs, Hindular da diğerlerinden haz almaz.

Yine her din inananlarından iyi, güzel, faydalı şeyler yapmasını emir ve tavsiye ederken; kötü, çirkin ve zararlı şeylerden kaçınmasını istiyor.

Dinlerin iman ve ibadetleri bir tarafa, her biri ahlak ilkelerinden bahsettiğine göre ilahi ya da beşeri olsun, her dinin müntesibinin ahlaklı olması gerekir. Ama gel gör ki dinlerin bireyleri arasında dinlerine göre ahlaklı olanlar varsa da bu oran ahlaksızlara göre azdır. Çoğunluğu ahlaki yönünden sınıfta kalmıştır.

Farklı dinlere inananların yanında herhangi bir dine inanmayanlar, inanmış görünenler, dinlerine mesafeli olanlar, deistler, agnostist vs. olanların sayısı da az değil. Bunların içinde de ahlaklı olanların sayısı az değil.

İster dine inansın, ister inanmasın, her inanç ve inançsız arasında ahlak ve ahlaksızlık var.

Burada ahlakın kaynağı din midir ya da ahlak doğuştan mıdır sorusu akla gelebilir. Dinsiz ve dine mesafeli olanlar arasında da ahlaklılar olduğuna göre dinin kaynağı doğuştandır dense yanlış olmaz.

Ahlakın kaynağı din, toplum veya doğuştan olsa da bugün dünyanın en büyük eksikliği, herkesin özlemini duyduğu ahlaksızlığın baskın olması. Aynı şekilde herkes ahlaksızlık aldı başını gitti şeklinde dert yanıyor.

İnsanlara, dinler şu ahlaki ülkelerden bahsediyor dense ben bir dine inanmıyorum ya da bu ahlaki ilke bana şu dini hatırlatıyor. O yüzden yerine getirmeyeceğim diyebilir.

Ayrıca her din, müntesibinden inandığı dinin ahlak ilkelerine uymasını istediği halde dinlerin bir yaptırımı olmadığı için ahlak ilkeleri, dinlerin kitaplarında yazdığıyla kalıyor. Dinlerin emir ve tavsiyeleri ve ahlak ilkeleri bir tavsiyeden öte geçmiyor. Kimisi ahlaklı, kimisi ahlaksız olmaya devam ediyor. 

Yazdıklarımdan, dinlerin inananlarını ahlaklı yapmada yetersiz kaldığı anlaşılır. Bir de dinler eskiye oranla etkisini kaybetmeye başladı. İnsanlar hiç olmadığı kadar inandığı dinlerine mesafeli. Yakın bir gelecekte dinlere yer olmadığı nicedir dillendiriliyor.

Hoş, dinler etkisini devam ettirse bile hepsinde ahlak ilkeleri üç aşağı beş yukarı ortak olsa da dinlerin birleştirici değil, ayrıştırıcı ve ötekileştirici bir yönü var. Daha doğrusu dinlerin inananlarında böyle bir durum söz konusudur. Kısaca dinler ve dinlerin müntesipleri bir ortak noktada buluşamaz.

Bu durumda ne yapılmalı? İnsanlık, ahlaka susamışlığını nasıl giderecek?

İnsanlık ahlak ve etik kurallarda samimi ise işe hiç dinleri karıştırmadan insanlığın ortak noktası baz alınabilir. Bu da insanlıktır. Tüm dünya halkları “İnsanlık Etik Değerleri” başlıklı bir ortak değerde buluşabilir. İnsanların nasıl davranacağı maddeler halinde yazılır. Bu maddeler belli bir yaşa gelince her insana okutulup imzalatılır. Okuyup imzaladığı ilkelere uymayanlara insanlık suçu işlemesinden dolayı belli müeyyide ve yaptırım uygulanır. Yaptırımın olduğu yerde sonuç alınır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde