Vergi toplamada adaletin
gözetilmediği aklıselim düşünen herkesin malumudur. Mesela dolaylı vergi çeşidi
olan KDV ve ÖTV alımında adaletten ziyade eşitlikçi anlayış vardır. Halbuki
adalet, herkesin gelirine göre vergi vermesi şeklinde olmalıdır. Özal’ın
hediyesi KDV’yi, trilyoner olan da aynı oranda ödüyor, orta ve dar gelirli
hatta sosyal destekle ayakta duran da aynı oranda ödüyor. Nedense adil olmayan
bu dolaylı vergi herkesin gelirine göre alınmıyor, alınamıyor. Burada, bunu
gelire göre belirlemek zor denebilir. Kayıt dışı olmayan her türlü gelir pekala
TC numarası ile takip edilebilir. Alışveriş yapan, ödeme yaparken gelir
durumuna göre yüzde 1, 5, 10, 20 vb. oranında KDV ödeyebilir. İstenirse olur.
Yeter ki böyle bir dertleri olsun.
Bir diğer husus 8 ve 18
olan KDV’nin % ikilik bir artışla 10 ve 20’ye çıkarılması makul gibi görünüyor.
Çünkü diğerleri gibi uçuk kaçık vergi artırımı olmamış. Yüzde 10’luk KDV makul
görünse de % 18 bile fazla iken 20’ye çıkarılması ilginç. Bu demektir ki KDV’si
20 olan her ürünün beşte biri devlete gidiyor. Vatandaş kendi karnını
doyururken bu oranla devleti de doyuruyor. Dört kişilik bir ailenin beşinci
kişisi devlettir. Aile aç susuz, az veya çok, borç harç, yardımla bir şekil karnını
doyuruyor ama evin bu beşinci kişisini doyurmak mümkün değil.
Bir an için ekonomisi zor
durumda olan devlet varsın vergiyi yüzde 20 alsın diyelim. Aldığı ve topladığı vergi
yetse, ona göre planlasa, aldığı bu vergi helali hoş olsun diyeceğim. Borçla yaşayan,
yeni borçlar bulmak zorunda olan ve tabir yerinde olursa tefeci faiziyle borç bulan
ve daima borcun faizini ödeyen devletin bu topladığı vergiler dişinin kovuğunu bile
doldurmuyor maalesef.
Bir diğer husus paramızın
değeri olsa, alım gücü düşmese, devalüasyona uğramasa, bu paranın yüzde yirmisi
de devletin olsun diyelim. Maalesef paramızın değeri yok. Diyelim ki 100 liramız
olsun. TÜİK verilerini baz alalım. Enflasyon yüzde 38 olduğuna göre bu paranın 38
lirası yok. Üzerine 20 lirasını da devlet alıyor. 100 liranın elli sekiz lirası
böyle gidiyor. Vatandaşa 42 lira kalıyor. Bu da sicim gibi yağan zamlara ve hayat
pahalılığına gidiyor.
Tekrar vergi konusuna dönersem,
vergi bir devletin olmazsa olmazıdır ve varlık nedenidir. Yalnız ihtiyacı karşılamıyor
diye oranları yükselterek vatandaşın üzerine yüklenmek bir devletin şanına yaraşmaz.
Vur dedik ise öldür demedik. Yüksek vergiyi ve verginin vergisini küçümsemeyelim.
Fazla vergi vatandaşı canından bezdirir. Burada bir anekdota yer vereceğim:
Recai Gümüş adında bir
sosyal bilgiler öğretmeni orta ikinci sınıfta dersimize girmişti. Güzel ses
tonu ve akıcı anlatımıyla can kulağıyla dinlerdik hocamızı. Gazneliler
devletini anlattı. Devleti ve Hindistan'a akınlar yapan Gaznelileri ve Gazneli Mahmut'u
öve öve bitirememişti. Böyle iyi bir devletin ömrünün uzun olmaması bizi
üzmüştü. Bu kadar iyi devlet niçin yıkıldı demiştik. Aşırı vergiler yüzünden.
Çünkü halktan aldığı vergiyi çok artırmıştı demişti. Devletin bu yıkılış
sebebi bana ilginç gelmiş aynı zamanda beni üzmüştü. Hocamızın Gaznelilerin yıkılış sebebine dair söylediği
ne derece bilimsel, tarihi verilere ne derece uygun bilmiyorum. Bunu en iyi
tarihçiler bilir.
Yazım uzadı da uzadı. Yalnız
ek vergi ve vergi oranlarının yükseltilmesiyle ilgili söylenen “deprem kaynaklı
bütçe açığı” gerekçesi bence tek gerekçe değil. Bütçenin bu derece bozulmasının
temelinde, seçime giderken seçim yatırımına dair kesenin ağzının iyice açılmasıdır.
Neredeyse her türlü talep yerine getirildi. 3600 katsayısı, EYT, yapılandırma, affetme
ve borç silme, bedava doğal gaz kullanımı, elektrik ve doğal gazda indirime gidilmesi
vs. çok şey yapıldı. Hepsi birer seçim yatırımı idi. Veren verdi, isteyen istedi.
Ne veren olmaz dedi ne de verilen niye dedi. Tüm bunun bir maliyeti olacaktı elbette.
Üstelik tüm bunlar ekonominin en kötü olduğu zamanda yerine getirildi. Yetkili iradenin
bu bonkörlüğünü, inanın, milli piyango çıkan talihlisi yapmaz. Üç beş oy uğruna
kötü ekonomi tablosunun kötüleşeceği biline biline bu ülkeye bu yapılan reva mı?
Ama bu ülkede yapılıyor bunlar.
Konan bu veriler keşke sadra
şifa olsa yine gam yemeyeceğim. Hazine Bakanı “Keşke seçimler yarın olsaydı” dediğine
göre sunulan bu acı reçete 2024 Mart seçimleri öncesi günü kurtarma adına yapılan
zorunlu bir düzenleme. Turpun büyüğü mart seçimler sonrasında.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder