Konya’da kaybolsa
Kendimin
ve çocuklarımdan iki tanesinin saç rengi havuç rengidir. Emsallerimizden farklı
olan bu renk bizim alametifarikamızdır.
2000
öncesi il dışında görev yaparken yaz tatilini geçirmek için memleketim Konya’ya
gelmiştim.
Dönüş
yaklaşırken 8-9 yaşlarındaki çocuğumun gözünde sivilceye benzer bir kızarıklık ve
şişlik oluştu. Göz bu. Şakaya gelmez. Bir hastaneye göstereyim istedim. Sevk almam
gerekiyor. Çünkü o yıllarda memurun kendisi ve yakını direk hastaneye gidemiyor.
İl dışında çalıştığım için de dış kadro sevki il veya ilçe milli eğitimden almam
gerekiyor. Yine o yıllarda kırtasiyeciden alıp bilgileri doldurduktan sonra çalıştığımız
okulun müdürüne imza ve onay yaptırdığımız defter şeklinde sağlık karneleri vardı.
Bu karnelere her yıl, “Falan halen okulumuzda öğretmen olarak görev yapmaktadır”
yazıldıktan sonra tekrar onaylanırdı. Büyüklerde fotoğraf yapıştırılır, küçüklerde
yapıştırılmazdı. Bildiğim kadarıyla hastanelerde bu karnelerin yüzüne bakan da olmazdı.
Doktor gözlük yazacaksa bu sağlık karnesine yazardı.
Sevk
almaya gitmeden önce hanımdan çocuğun sağlık karnesini istedim. Her yanımızda taşıdığımız
ve hiç kullanmadığımız sağlık karneleri görev yaptığımız yerde kalmıştı.
Çocuğu
yanına alıp milli eğitimin yolunu tuttum. Görevli memurun istediği dilekçeyi bir
A4 kağıdına yazıp verdim. Ayrıca kaç sayfa sevk hazırlayacaksa, sayfa adedince hazırlanacak
sevk kağıdı için istediği parayı da verdim.
İlgili
şube müdürünün odasına sevki imzalaması için çocukla beraber girdim. Şube müdürü,
imzalayalım ama sağlık karnesini göreyim dedi. Görev yaptığım yerde unutmuşuz. Öğretmen
kimliğimi göstereyim dedim. Olmaz, sağlık karnesi olacak dedi. Birkaç gün sonra
görev yerime gideceğim. Sağlık karnesini fotokopisini çekip göndereyim dedim. Yine
olmaz dedi. Siz esas ilgili şube müdürünü bekleyin. O imzalarsa imzalarsın. Ben
imzalamam dedi.
Odadan
çıkıp diğer şube müdürünün gelmesini beklemeye koyuldum. Kimse ne zaman geleceğini
de bilmiyordu. Son kez şansımı bir daha deneyeyim diyerek aynı şube müdürünün odasına
tekrar girdim. Hocam, durumumu izah ettim. Niye imzalamıyorsunuz dedim. Başkasının
yerine sevk alanlar çıkıyor. O yüzden sağlık karnesi şart dedi. İyi de görmek istediğiniz
sağlık karnesinde çocuğun fotoğrafı yok. Pekala sağlık karnesini göstererek bir
başkasına sevk de alınabilir dedim. Olabilir de yine de karneyi görmem lazım. Israrın
üzerine “Bu çocuğun senin olduğunu nereden bileceğim” diyerek bildiğim yerden bir
soru sordu. Yanımdaki çocuğumun başında güneş geçmesin diye şapka vardı. Davranıp
başındaki şapkayı çıkardım. Havuç rengi saçlar kendini gösterdi. Hocam, bir bana
bak, bir de şu çocuğun saçlarına bak. Bu çocuk Konya’da kaybolsa, bu çocuk senin
diye bana getirirler dedim. Bir bana bir de çocuğa baktı. Bu cevabım hoşuna gitmişti
ve ikna olmuştu. Başka da bir şey diyemedi, karne olmadan sevki imzaladı.
Gördüğünüz
gibi mücadelenin ilk etabını güç bela kazandım. Bundan sonra esas mücadele, sağlık
eğitim merkezinden bir hastanenin göz polikliniğine sevk ettirip hastaneye gidip
sıra alacağım ve çocuğumu muayene ettireceğim. Ölme eşeğim ölme...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder