Her ne kadar "Bir şehrin bir
kasabanın, büyükçe bir köyün bölündüğü parçalardan her birine" mahalle dense
de mahalleden biri hakkında konuşurken "Bizim mahallenin çocuğu",
aynı düşünceyi paylaşanlara camia anlamında "Bizim mahalleden", yine
düşünce olarak farklılaşanlara "Mahalleyi terk etti" veya
"Mahallesini sattı" dendiğini de biliyoruz.
Gördüğünüz gibi
mahalle kavramı farklı anlamlar da kullanılabiliyor.
İşim gereği bugün
resmi bir kuruma uğradım. İlgili kişinin yanından dönerken koridorda tanıdığım bir
yetkiliyle karşılaştım. Hal hatırdan sonra ayaküstü lafladık. Biri hakkında
"O, bizim mahallenin insanı" dedi. Kastettiği kişiyi düşündüm. Bir
kurumda çalışıyordu. Yani aynı mahallede oturmuyor, belki de aynı düşüncede
değildi ama mahalle kavramının kurumlarla ilgili de kullanıldığını bu vesileyle
öğrenmiş oldum. Buradan hareketle eğitimciler, mülkiyeliler, harbiyeliler,
tıbbiyeliler, tarımcılar vb. kurum çalışanlarına da mahalleli anlamı verilebiliyor.
Tüm bunlardan
benim anladığım, mahalleli kavramı aynı zamanda bir dayanışma ve sahip çıkma
anlamı da içeriyor. Kurum içinde ne döndüğü bilinmez ama bazı kurumlar vardır
ki personeline ve kurumuna sahip çıkmada diğer kurumlardan ileri seviyededir.
Mesela mülkiye, tıbbiye, adliye ve harbiyeyi buna örnek olarak verebiliriz. Bu
kurumlar hakkında bir olay vuku bulduğunda veya çalışanları ile ilgili bir
durum ortaya çıktığında, o kurum çalışanları ve o kurumların başındakiler,
düşünceleri ne olursa olsun, hemen kenetleniveriyorlar. Yani içeriden kolay
kolay bir sarı öküz vermiyorlar, meslektaşlarını başkasına yem etmiyorlar.
Belki de kendi içlerinde, aralarında kıyasıya mücadele ediyorlardır ama dışa
verdikleri görüntü bu. Görünen o ki bu kurumların sahibi var. Zira mahallelerine
sahip çıkıyorlar.
Mülkiye, harbiye,
tıbbiye ve adliye çalışanlarının kendi aralarında birbirlerini sahiplenmesi,
meslek dayanışması göstermesi takdire şayandır. Aynı dayanışma ve sahiplenme duygusu
diğer meslek gruplarında ve kurumlarda da var mıdır? Varsa da inan bilmiyorum.
Zira iç halleri ve iç işleyişleri hakkında kurumlarla ilgili bu konuda, sahiplenme/meslek
dayanışması var veya yok demek dışarıdan gazel okumak gibidir. Hiçbir kurum
ismi vermeden bu konuda ancak gözlemlerimi söyleyebilirim: Bahsettiğim dört
kurum dışında kalan diğer kurumlarda sahiplenme ve dayanışma ya yoktur ya da çok
zayıftır.
Meslek dayanışması
ve sahiplenme duygusu güçlü olan kurumların diğerlerini dışarıda bırakarak bir
tanesine bir soruyla örnek vermek istiyorum. Farz edelim ki bir mülkiyeli ile
başka bir kurumda bir çalışan arasında bir sorun ya da anlaşmazlık olsa kim
galip gelir? Cevabımız, kim haklı ise o kazanır olmalıdır. Zira olması gereken de
budur. Çünkü hakkaniyet bunu gerektirir.
Olması gereken cevabı verdik. Şimdi eğri oturup
doğru konuşalım. Teorisi böyle olan bu işlerin uygulaması böyle midir? Yani haklı
olan mı kazanır? Üzülerek söyleyebilirim ki pek az istisna hariç, mülkiyeliler genellikle
diğer kurumlara galip gelir. Bu da çoğu kurumun sahibinin olmadığını ve mahallesine
sahip çıkmadığını gösteriyor. Sahibi varsa da yaptığı, kurumun koltuğunu işgal etmekten
ibarettir. Nasılsa ellerinde bol bol sarı öküzleri vardır. İster suçlu olsun ister
olmasın. Sırası geleni seve seve kurban ederler. Seve seve olmasa da iyi geçinme
ve karşıma almayayım düşüncesiyle kendi personelini başkasına kurban vermekten çekinmezler.
Zira dayanışması ve sahiplenilmesi güçlü olan kurumların ricaları bile bir emir
kabul edilir diğer bazı kurumların sahipleri tarafından. Yapacakları tek şey, bu
ricayı kılıfına ve kitabına uydurmaktır ibarettir. Haklarını yemeyelim, bunda da
çok mahirdirler.
Sonuç olarak bu konuda şunu söylemek isterim. Bazı mahalleler korunup gözetilse de bu mahallelerin sahibi varsa da bazı mahallelerin sahiplerinin ha varlığı ha yokluğu olsa da tüm mahallelerin üstünde aynı zamanda yerin, göğün ve her şeyin sahibi bir vardır. O ne güzel sahiptir ne güzel vekildir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder