18 Kasım 2022 Cuma

Dümen Suyuna Gitmek

Bugün size bildiğimiz, zaman zaman kullandığımız bir deyimden bahsedeceğim: Dümen suyuna gitmek. Önce anlamına bir bakalım: “Birine bağımlı olmak, birinin tuttuğu yolu izlemek, hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak”. Örnek cümlede kullanalım: “Başkasının dümen suyundan gidenler kişiliklerini bulamazlar”.

Deyimin anlamına baktığımız zaman bir başkasının ağzına bakan, onun dediklerini yerine getiren kişiler için söylenir. Gördüğünüz gibi olumlu anlamda kullanılan bir deyim değil.

İnsanoğlunun yaptıkları hep birbirine benzese de hatta şıp demiş burnundan düşmüş dense de her bir insan farklı bir varlıktır. Benzerliklerinden ziyade farklılıkları çoktur. Çünkü her insan özgün, orijinal ve özgür bir bireydir. Özgünlüğü ve nevi şahsına münhasır olmasıyla halk nezdinde değer kazanır. Bir başkasını taklit edenler, bir başkasına bağımlı olanlar, bir başkasının yolunu izleyenler, toplum nezdinde pek tasvip edilmez. Ona kendin ol derler. Çünkü Allah her insana akıl ve zeka vermiştir. Her insanın bu dünyada bir misyonu vardır. Hiçbiri gereksiz yaratılmamıştır. Eğer birbirinin aynısı olacaksa, kendisini bir başkasıyla bütünleştirecekse, dünyaya gönderilişinin bir anlamı olmaz. Çünkü dünyaya kalabalık etsin diye gönderilmiş değildir. Ayrıca her bağımlı olan, bir başkasının yolunu izleyen izlediği kişiye ne kadar benzese de asla ilk olamaz. En iyi başarısı ikincilik olur.

Bir an için “birine bağımlı olmayı, birinin tuttuğu yolu izlemeyi” bir tarafa bırakalım. Çünkü deyimin üçüncü anlamına göre daha masum kalıyor. Çünkü bir insan bir başkasını örnek almak, onun gittiği yoldan gitmek isteyebilir. Ama üçüncü kısım olan “hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak” kısmının hiçbir makul izahı olamaz. Deyimin bu kısmında bir kişilik bozukluğu, şahsiyeti oturmamış bir profil ile karşı karşıyayız. Çünkü bu tiplerin kendine dair bir iradeleri yok. Başına ip geçirilmiş, önden bir başkası tarafından çekilen dört ayaklıdan farklı değil. Öndeki efendisi onu nereye çekerse o tarafa gidecektir. Gel deyince gelecek, git deyince gidecek, otur deyince oturacak. Böyleleri var mı aramızda? O kadar çok ki say say bitmez. Çünkü bu tiplerin hayattan tek beklediği kendisine ait bir hayattan ziyade efendisini memnun etmektir. Kendi memnuniyeti ve huzuru da efendisini memnun etmeye bağlı. Ufacık bir tökezlemesi, ipinin çekilmesi demektir ki bu tipler için bulunduğu makam ve mevkileri kaybetmesi demektir.

Nice makam ve mevki sahipleri vardır ki mevzuatın kendine verdiği hak ve yetkileri kolay kolay kullanamazlar. Bakmayın, konuşurken esip gürlediklerine; ben şöyle yaparım, tamam böyle yapın dediklerine. Bunların esip gürlemesi efendisinin görüş bildirmesine kadardır. Efendisi onu şuraya vereceksin, bunu buradan uzaklaştıracaksın dedi mi tamam efendim, emriniz olur efendim diyerek yelkenleri indirirler ve tükürdüklerini yalarlar. Çünkü son sözü efendileri söyler. Bu tiplere düşen, efendisinin isteği çerçevesinde yazı yazdırmak ve formaliteyi yerine getirmek olur. Efendisinin istek ve taleplerinden hoşnut olmasalar da sesleri çıkmaz. Çünkü koltuktaki varlığı efendisiyle iyi geçinmesine, onun dediklerini yapmasına bağlıdır. Bu tipler yani kendisi olamama durumunu gücü ve kuvveti olmayan, arkasında dayısı olmayan kimselerden çıkarırlar.

Hülasa, bir makama gelip mevzuat çerçevesinde kendisi olamayanlara tavsiyemiz, bu tür makamları hiç işgal etmesinler. Çünkü mahkeme kadıya mülk olmadığına göre giderlerken kubbede hoş bir seda bırakamazlar. Yok, bir günlük beylik beyliktir diye düşünüyorlarsa başkasının dümenine gitmeye devam etsinler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder