Bugün
size bildiğimiz, zaman zaman kullandığımız bir deyimden bahsedeceğim: Dümen
suyuna gitmek. Önce anlamına bir bakalım: “Birine bağımlı olmak, birinin
tuttuğu yolu izlemek, hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak”. Örnek
cümlede kullanalım: “Başkasının dümen suyundan gidenler
kişiliklerini bulamazlar”.
Deyimin
anlamına baktığımız zaman bir başkasının ağzına bakan, onun dediklerini yerine
getiren kişiler için söylenir. Gördüğünüz gibi olumlu anlamda kullanılan bir
deyim değil.
İnsanoğlunun
yaptıkları hep birbirine benzese de hatta şıp demiş burnundan düşmüş dense de her
bir insan farklı bir varlıktır. Benzerliklerinden ziyade farklılıkları çoktur.
Çünkü her insan özgün, orijinal ve özgür bir bireydir. Özgünlüğü ve nevi
şahsına münhasır olmasıyla halk nezdinde değer kazanır. Bir başkasını taklit
edenler, bir başkasına bağımlı olanlar, bir başkasının yolunu izleyenler,
toplum nezdinde pek tasvip edilmez. Ona kendin ol derler. Çünkü Allah her
insana akıl ve zeka vermiştir. Her insanın bu dünyada bir misyonu vardır.
Hiçbiri gereksiz yaratılmamıştır. Eğer birbirinin aynısı olacaksa, kendisini
bir başkasıyla bütünleştirecekse, dünyaya gönderilişinin bir anlamı olmaz. Çünkü
dünyaya kalabalık etsin diye gönderilmiş değildir. Ayrıca her bağımlı olan, bir
başkasının yolunu izleyen izlediği kişiye ne kadar benzese de asla ilk olamaz. En
iyi başarısı ikincilik olur.
Bir
an için “birine bağımlı olmayı, birinin tuttuğu yolu izlemeyi” bir tarafa
bırakalım. Çünkü deyimin üçüncü anlamına göre daha masum kalıyor. Çünkü bir
insan bir başkasını örnek almak, onun gittiği yoldan gitmek isteyebilir. Ama
üçüncü kısım olan “hemen her şeyde ona uyarak onun istediğini yapmak”
kısmının hiçbir makul izahı olamaz. Deyimin bu kısmında bir kişilik bozukluğu, şahsiyeti
oturmamış bir profil ile karşı karşıyayız. Çünkü bu tiplerin kendine dair bir
iradeleri yok. Başına ip geçirilmiş, önden bir başkası tarafından çekilen dört
ayaklıdan farklı değil. Öndeki efendisi onu nereye çekerse o tarafa gidecektir.
Gel deyince gelecek, git deyince gidecek, otur deyince oturacak. Böyleleri var
mı aramızda? O kadar çok ki say say bitmez. Çünkü bu tiplerin hayattan tek
beklediği kendisine ait bir hayattan ziyade efendisini memnun etmektir. Kendi
memnuniyeti ve huzuru da efendisini memnun etmeye bağlı. Ufacık bir
tökezlemesi, ipinin çekilmesi demektir ki bu tipler için bulunduğu makam ve
mevkileri kaybetmesi demektir.
Nice
makam ve mevki sahipleri vardır ki mevzuatın kendine verdiği hak ve yetkileri
kolay kolay kullanamazlar. Bakmayın, konuşurken esip gürlediklerine; ben şöyle
yaparım, tamam böyle yapın dediklerine. Bunların esip gürlemesi efendisinin
görüş bildirmesine kadardır. Efendisi onu şuraya vereceksin, bunu buradan
uzaklaştıracaksın dedi mi tamam efendim, emriniz olur efendim diyerek
yelkenleri indirirler ve tükürdüklerini yalarlar. Çünkü son sözü efendileri
söyler. Bu tiplere düşen, efendisinin isteği çerçevesinde yazı yazdırmak ve
formaliteyi yerine getirmek olur. Efendisinin istek ve taleplerinden hoşnut
olmasalar da sesleri çıkmaz. Çünkü koltuktaki varlığı efendisiyle iyi
geçinmesine, onun dediklerini yapmasına bağlıdır. Bu tipler yani kendisi
olamama durumunu gücü ve kuvveti olmayan, arkasında dayısı olmayan kimselerden
çıkarırlar.
Hülasa,
bir makama gelip mevzuat çerçevesinde kendisi olamayanlara tavsiyemiz, bu tür makamları
hiç işgal etmesinler. Çünkü mahkeme kadıya mülk olmadığına göre giderlerken
kubbede hoş bir seda bırakamazlar. Yok, bir günlük beylik beyliktir diye
düşünüyorlarsa başkasının dümenine gitmeye devam etsinler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder