Asgari
ücretle çalışan, evinin geçimini güç sağlayan bir tanıdığım vardı. Bir kızı
lisede okuyordu. Bir gün kendisine, okula nasıl gidiyor dedim. Servisle dedi.
Durumun belli. Al kendisine bir abonman. Toplu taşıma ile gidip gelsin dedim.
“Kız çocuğu. Onu otobüsle göndermem. Ortamı biliyorsun” dedi. Kendin bilirsin
ama otobüsle gidip gelirken insanları tanır, hayatı öğrenir dedimse de ikna
edemedim.
Bir yıl sonra kızımız liseyi bitirdi. Bir
duydum ki kızımız internette tanıştığı başka şehirden birine kaçmış. Birkaç ay
sonra da kızı, gece vakti şehirlerarası yola bırakıvermişler. Gece vakti bir
başına yol kenarında bekleyen bu kızı, yoldan geçmekte olan bir kamyon ya da
tır şoförü, babasının ikamet ettiği şehre kadar getirivermiş.
*
Son sınıf bir kız öğrenci, lavaboda düşüp
bayılmış. Ambulans çağrılarak hastaneye götürülür. Kızımız bir kutu hap içmiş.
Midesini yıkarlar. Kızımız kendisine geldikten sonra nedir derdin, seni
intihara götüren sebep ne dendiğinde, bir sevgilisi varmış. Araları bozulmuş.
Çareyi intihara kalkışmada bulmuş. Kimmiş bu uğruna intiharı göze alacak şanslı
eniştemiz, tanır mıyım dendiğinde; yok, tanımazsın. Kendisi şehirde kepçe
operatörlüğü yapıyor denir. Nasıl tanıştınız sorusuna, bir arkadaş vasıtasıyla
der ilçede oturan kızımız.
Okul
bittikten sonra diplomaları hazırlamak için mezunların kimlik bilgilerini
sorguladığımda, kızımızın soyadının değişmiş olduğunu gördüm. Evlerini aradım.
Yeni soyadı doğru idi. Ablam evlendi dedi erkek kardeşi. Ne zaman evlendi?
Baban okula bir gelsin dedim. Baba, “Okulun son günü karne almaya gidiyorum
diye evden çıkan kızımız, karne almaya gitmemiş. Eve gelmeyince aradık taradık.
Kızımız daha önce uğruna intihara kalkıştığı kişiye kaçmış. Şu anda falan
şehirde. Rızamız ve bilgimiz dışında gelişen bu olayın ardından gidip kızımızı
getirdik ve hemen düğünlerini yaptık” dedi.
Bildiğim
kadarıyla kızımız bu evliliğin ardından baba ocağına döndü. Uzun süre ayrı
kaldılar. Çocuğunu da baba evinde doğurdu ve büyüttü. Sonra yeniden bir araya
geldiler. Şimdi evlilikleri nasıl gidiyor bilmiyorum.
Bu
iki örnek çocuklarımızın ya İnternet ya da arkadaş aracılığıyla tanıştıkları
kişilerle kaçarak evlendiklerine ve evliliklerinin devam etmediğine bir
örnektir. Bu demek değildir ki bu yollarla evlenenlerin evlilikleri yürümüyor.
Bu yolla evlenip de huzurlu bir şekilde evlilikleri devam edenler de olabilir.
Birbirini tanıyarak evlenenler arasında bile geçim olmayabiliyor. Çünkü evlilik
kapalı bir kutudur. Bazen iki iyi insan bile doku uyuşmazlığından evliliklerini
sonlandırabiliyor.
Burada değinmek istediğim husus, kız olsun, erkek olsun, çocuklarımızın hayatın her türlü zorluğuna göğüs gererek yetiştirilmesi. Onları korumak amacıyla uçan kuştan korumak, kendi yapabilecekleri şeyleri yapmak, onları hiçbir yerle temas ettirmeden okula bırakmak, okuldan almak, okula servisle göndermek, toplum kötü diye onları çarşı-pazardan uzak tutmak ve sorumluluk vermemek tüm iyi niyete rağmen doğru değildir. Çocuklar, toplumun içinde kötülükleri görerek büyümezlerse kendilerine kötülüğün nereden, kimden, ne şekilde geleceğini bilemezler. Bir iki tatlı söze çabuk kandırılırlar. Anlatmak istediğim, dağda ayakları yere basmayan evliya yetiştirmekten ziyade şehirde iki ayağı yere basan, bastığı yeri ve ne yaptığını bilen normal insan yetiştirmek gerek. Yani dağda evliya olacağına şehirde evliya olmak en güzeli. Çünkü toplumu tanımadan dağda evliya olmak en kolayıdır. Bu evliyalık şehre kadardır. Çünkü dağın evliyalığı şehirde biter. Şehrin evliyalığı ise dağ, bayır, şehir, ülke devam eder. (İlgili hikayeyi okumak için bakınız: https://www.yenibursa.com/dagdaki-evliyayla-sehirdeki-evliya-makale,153303.html)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder