İki
gündür müdürlüğe vekalet ediyorum. Nasıl oldu bu derseniz, anlatayım efendim.
Milli Eğitim Müdürümüz il dışında olacağından iki günlüğüne izin aldı. Haliyle
kurum amiri izinli olunca yerine birini bırakması gerekiyordu. Yerine bırakacağı
kişi de yokluğunu aratmayacak biri olmalıydı. Bu özellikte bir şube müdürü
vardı. Kıdem, tecrübe ve kabiliyet ne ararsan vardı kendisinde. İşleyişe de
hakimdi.
Ama
hesaba alınmayan bir şey vardı. O da kendisine vekalet bırakılacak tecrübeli
şube müdürü de birtakım tahlil ve tetkikler için hastaneden randevu almış ve
kuruma gelemeyecekmiş. Bu durumda ne yapılacak, nasıl bir çözüm bulunacaktı? Bu
sorun da müdürün sorunuydu ve bir çözüm bulacaktı. Bunun için iki günlük tatil
sevincini sekteye uğratacak değildi. Yerine de birini buldu mu keyfine diyecek
yoktu.
Vekaleti
bırakacağı elindeki tek seçenek de bu şekil suya düşünce müdürü aldı bir
düşünce. Hem de karar kara düşünüyor. Öyle ya, kime bırakmalıydı vekaleti. Tatilden
de vazgeçemezdi. Sağına baktı, soluna baktı. Elindeki tüm seçenekleri
değerlendirdi. Aklına da kimse gelmedi. İle, vekaleti bırakacağım birini
görevlendirin diyemezdi. İl birini görevlendirse de belediye sınırları dışında
diyerek kimse gelmezdi zaten. Çünkü bu kurum saymanlığa benzemezdi.
Saymanlıktan biri izne ayrılsa veya hastalansa yerine diğer ilçelerden veya il
merkezinden birini görevlendirirler; kimse de ben gitmem, beni oraya geçici de
olsa görevlendiremezsin diyemezdi.
Aslında
müdürün elinde değerlendirebileceği bir seçenek daha vardı ama bunu alternatif
olarak hiç düşünmedi. O da aynı statüde şube müdürü olarak görev yapan bana
vekaleti bırakmasıydı. Bana vekaleti bırakmak demek baldıran zehri içmesi
demekti. Çünkü iki gün sonra geldiğinde kurumu yerinde bulamayabilirdi. Böyle
bir imaj vermişim kendisine.
Sonunda,
ne olacaksa olsun, ramazan öncesi tatilimden mi vazgeçeyim demiş olmalı ve vekaleti
bana bıraktı. Bana vekalet sende dedi. Pek belli etmesem de heyt be, işte bu
dedim, kendi kendime. Zira sevincime diyecek yoktu. Nasıl sevinmem. Gökte
ararken yerde bulmuştum müdürlük koltuğunu. Vekil de olsa müdürlük müdürlüktü.
Zaten el vekile,, kel asıl denmiyor muydu. Her ne kadar bu vekillik, meclis
vekilliği gibi olmasa da bir günlükte olsa krallık krallıktı. Üstelik iki gün vekaleti
yürütecektim. Gerçi vekalet görevi bizim ailede irsi. Yabancısı değiliz yani.
Bu, amcamdan bana geçmiş olmalı. Rahmetli amcam da 80 ihtilalinde belediyede
çalışırken Konsey, tüm belediye başkanlarının görevine son vermiş, yerine
belediye başkanı olarak rütbeli bir asker görevlendirmiş. Rahmetli amcam da
rütbeli asker gelinceye kadar bir günlüğüne belediye başkanlığına vekalet
etmiş. Oğlunun ve belde halkının bile haberinin olmadığı bu vekaletten, amcam
emekli olduktan sonra ben haberdar olmuştum. Bana ben belediye başkanlığı da
yaptım demişti. Demek ki bu vekalet bana ondan tevarüs etmiş olmalı. Üstelik
benimki bir gün daha artırımlı.
Vekil
olacağım günün gecesini zor yaptım. Gözüme uyku girmedi. İçimde hissettiğim
tarifi imkansız sevincin yanında sorumluluk da başa bela idi ve gereğini
yapmalıydım. Akşamından bir telaş bir telaş. Eşime, giydiklerimi bir değiştireyim dedi. O da takım
giyer misin, gri olanı dedi. Benim gri olan takım mı vardı, hele bir göster
dedim. Gösterdi. Varmış meğer. Nereden bileyim, üzerimden takım elbiseleri
çıkaralı yıllar oldu.
Sabah kahvaltısını yapar yapmaz takım elbiseyi giydim. Harar gibi geldi elbise. Bu elbiseyi kilolu ve göbekliyken diktirmiştim. Kendimi yollara vurduktan sonra ne kilo kaldı ne de göbek. Bana da içine bir kişi daha giren bu takımı giymek kaldı. Takımı giyince altına spor ayakkabı olmaz dedim, aylardır boya yüzü görmeyen botumu giydim.
Yola
çıktım. İçim kıpır kıpır. Her günkü gibi değildi bu mesaiye gidişim. Eskiden
arabanın tekeri ileri ileri gitse de benim ayaklar yine mi dercesine geri geri
giderdi. Bu sefer durum başkaydı. Bir an evvel varmalı ve vekaleti
devralmalıydım.
Bir
saatlik yolculuğun ardından dairenin önüne geldim. Karşılaştığım manzara diğer
günlerden farklı değildi. Hiçbir personeli kapının önünde beni beklerken
görmedim. Bir karşılama töreni düzenlememişlerdi. Karşılama olmayınca haliyle
halı da serilmemişti. Moralim bozuldu
bozulmaya ama pek bozuntuya vermedim. Personel de pişecekti zamanla.
Yukarı
çıktım. Çocuklar, hani karşılama töreni dedim. “Deseydin bando bile hazırlardık”
dediler. Halbuki ben dedikten sonra ne anlamı kalırdı. Vakit kaybetmeden odama
yöneldim. Dedim ben vekilim. Odamın kaçtığı yok. Milli Eğitim Müdürünün odasına
girip koltuğuna şöyle bir kurulayım dedim. Oda kapalıydı. Zaman zaman baktım,
iki gündür oda kapalı. Sanırım giderken müdür, personele odamı kilitleyin ve
içeriye almayın demiş olmalı. Neyse koltuk değil mi, ha ora ha bura. Sen unvanıma
bak dedim ve odama geçip oturdum. Bereket, odamı açmayı akıl etmişler.
Şube
müdürlüğü koltuğuma vekil müdür olarak oturdum. Müdürün yokluğunda ne
yapabilirdim. Beni bir düşüncedir aldı. Personele moral olsun diyerek ilk
yetkimi kullandım. Bir personelle şefe haber gönderdim. Personele ek maaş
yapsın dedim. Olmaz dedi. Meğerse maaş sadece 15’inden 15’ine bir kez
yapılıyormuş. Oturduğum binayı en azından katı satayım, kötü günlerde kullanmak
üzere kurumun yedek akçesi olsun istedim. Bina kaymakamlığa aitmiş. Bu da
olmadı. Hasılı müdür vekili görevim, iki gündür yetkisiz ve etkisiz eleman
olarak sürüyor. Yetkisiz ve etkisiz bir eleman olsam da bana bir getirisi
olmasa da yine de vekil müdürlük bir başka. Anlatılmaz ancak yaşanır.
Müdür
vekili iken ilk ziyaretçimi de odamda kabul ettim. Çayımı içmeye gelmiş.
Konuşma arasında kendisine Şube Müdürü Ramazan Yüce ile mi görüşmeye geldin
yoksa Milli Eğitim Müdür Vekili Ramazan Yüce’yi mi? Şayet Müdürü ziyarete
gelmişsen seni yan odaya alacağım, dedim. Anlamsız bir şekilde baksa da benim
için bu ayrıntı önemliydi. Hoş önemli olsa da haydi oraya geçelim deseydi, oda
kapalıydı zaten.
Yazıyı
tam bitirmiştim ki saate baktım. Krallığımın pardon vekilliğimin bitmesine
ramak kalmış. 3 saat sonra vekillik kalkacak üzerimden. Acaba, beni kimse
buradan çıkaramaz, ben bu yetkiyi devretmeyeceğim deyip eylem mi yapsam. Off,
bir düşüncedir aldı beni. Bana vekaleti bırakmak zorunda kalan müdürdeki
düşünce gibiydi düşünmem: Kara kara düşünmek. Hemen havam inmeye başladı. Ne
edersiniz ki sayılı günler çabuk geçiyor ve düşmez kalkmaz bir Allah. Hasılı
yazık oldu bana. Bundan sonra şube müdürlüğüne talime devam. Bana yazık olduğu
gibi bu adam ne diyecek diye bu yazıyı sonuna kadar okuyan size de yazık oldu.
Ne yapalım, Allah başka keder vermesin.
Bundan
sonra tek umudum, yani tekrar havaya girmem, müdürün yine izne ayrılmasına ve
diğer şube müdürünün de herhangi bir sebeple işinin çıkmasına bağlı. Bekleyeceğim
hem de umutla.
Bu
arada bu vekilliğim ilk vekillik değil, 1991 yılında da bir 5 ay kadar müdür
yetkili vekil öğretmenlik yapmıştım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder