Sonbaharla birlikte önce sararan, ardından dökülmeye başlayan ağaçların yaprakları, kış mevsiminin ikinci ayını yaşamamıza rağmen hala dökülmeye devam ediyor. Çünkü sararan yapraklar dalından aynı anda kopup yere düşmüyor. Sanırım sırası gelen yaprak, sıra bende deyip yuvasından peyderpey uçup yere düşüyor. Yere düşüşleri bile görülmeye değer. Yere düştükten sonra çıkan rüzgarla birlikte sağa sola sürüklenme riski olsa da bu yaprakların, düştüğü ağacının dibinde oluşturdukları desen ve görüntüler de bana göre çok hoş geliyor.
İsterim
ki ilkbaharla birlikte yemyeşil görüntüsüyle gönlümüze sürur ve gözümüze seyir
zevki vererek görevini bihakkın yerine getiren bu yapraklar, sararıp
döküldükten sonra da ağacın altında biraz nefeslensin. Nefeslenirken de doğaya,
doğal katkıda bulunmaya devam etsin. Çünkü “Dökülen yapraklar, azalan yaban hayatı
popülasyonu korumak için gerçekten faydalıdır. Dökülen yapraklar, ağaç/ağaççık
ve bitki kök sistemlerini örter, toprağın nemini korur, yabani otları önler ve
diğer bitkileri bastırır. Yavaş yavaş parçalanırlar ve (temel) besinleri
bitkilere geri verirler”.
Gazel
dediğimiz kuruyup dökülen bu ağaç yapraklarının nedense düştüğü ağacın altında
biraz nefeslenmesi istenmiyor. Çünkü bu yapraklar hemen temizlenmesi gereken
çöp olarak görülüyor. Nerede yaprağını dökmeye başlamış bir ağaç varsa en az
iki belediye görevlisinin orada bittiğini görebiliyoruz. Bunların elleri de boş
değil. Yanlarında süpürge, çöp kovası, tırmık vs aletleri var. Bu ağaç,
yaprağını tamamen dökmüş, burayı temizleyelim de demiyorlar. O gün ağaçlar ne
kadar yaprak dökmüşse bir güzel silip süpürüyorlar. Sonra bir araya
topladıkları gazelleri, seyyar çöp kovalarına doldurup her türlü çöpün atıldığı
çöp konteynerinin içine boşaltıyorlar. Bir yeri süpürüp diğer ağacın altındaki
gazelleri toplamaya doğru giderlerken temizledikleri ağacın altına yeni yeni
yapraklar dökülmeye devam ediyor. Bu arada ertesi günkü görevleri de hazır.
Yeni dökülen yaprakları temizlemek. Sanırım başka da görevleri yok.
Çöpe
dökülüp çöplerin depolandığı yere bu yaprakların götürülmesine üzülmüyor
değilim. Gözümün önüne yufka veya bazlama yapan annelerimiz geliyor. Onlar
ekmek yapmadan önce dağa ve ormana gidip yanlarında götürdükleri çuvallara dökülmüş
yaprakları doldurur, sırtına yüklenir, tandır evine depolarlardı. Ekmek
yapacakları zaman bu gazelleri kah tutuşturmak kah sönmeye yüz tutmuş ocağı
alevlendirmek için kullanırlardı. Yani bu yapraklar boşa gitmezdi. Ağacının
altında üst üste yatmış ve emekliliğinin keyfini çıkaran ihtiyaç fazlası yapraklar
ise toprağın nemini korumaya devam ederdi. Mantar aramaya gidenler de mantar
bulmak için ağaç diplerine bakar ve gazelleri alt üst ederlerdi. Çünkü çoğu
gazelin altında mantar bulmak olası idi.
Dökülen
bu yaprakları günümüzde değerlendiremez miyiz? Betonlaşan ve yüksek katlı
binaların içinde gazeller toplanıp ekmek yapımında kullanılsın falan demiyorum.
Çünkü evinde tandırı olan ve ekmek yapan aile sayısı bir elin parmağını
geçmiyor. Bu yapraklar döküldüğü yerde kalsın da istemiyorum. Yol, kaldırım
gibi araç ve insan yoğunluğunun olduğu yerlere dökülen yaprakların çiğnenip
saman olmaması, esen rüzgarla birlikte üzerimize tozun gelmemesi ve üzeri
ıslandığı zaman gelip geçenin ayağının kaymaması için temizlenmesinde fayda
var. Çimlerin üzerine düşen yapraklar da çimi çürütmeyecek şekilde zaman zaman
temizlensin. Temizlerken oluşturacağı nemiyle ağaca fayda sağlayacak şekilde
ağacın kökünde ve altında biraz yaprağın kalmasında fayda olacağını
düşünüyorum. Toplanan yaprakları çöpe atıp çöplerin depolandığı yere
dökmektense, bunları uygun yerlere boşaltarak veya gömerek bunların doğal gübre
olması sağlanabilir. Yine gerekli tesisler kurularak bu yapraklar preslenip
yakıt olarak kullanılabilir.
*09/01/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder