1-7 Ekim tarihleri ülkemizde her yıl
"Camiler ve Din Görevlileri Haftası" olarak idrak edilmektedir.
Haftaya dair Diyanet “Cami ve İlim” temasını seçmiştir. Ben de bu yazımı
camilere ayırmak istiyorum. Cami denince aklımıza ilk Mescidi Nebi gelir.
Günümüz camilerine dair söz söylemeden önce Kubâ Mescidinden sonra
yapımında peygamberimizin de bizzat bedenen çalıştığı Mescidi Nebi'nin işlevi
üzerine kendimden bir şey katmadan iki değerlendirmeye yer vermek
istiyorum:
"İslamiyet’in ilk dönemlerinde cami,
sosyal hayatın merkezi konumundaydı
ve çeşitli sosyokültürel faaliyetler
gerçekleştiriliyordu. Cami içerisinde şiir
ve edebiyat yarışmaları, nikah
merasimi gibi bir çok kültürel etkinlik düzenlenirdi. Kütüphaneler, kitapçı,
dükkanları ve okuma evleri genellikle camilerin etrafında inşa ediliyor ve cami çevresi bir nevi bir kültür yuvasına
dönüştürülüyordu. Caminin girişinde eğitim-öğretim için ayrılmış olan üzeri
hurma dalları ve yaprakları ile örtülü suffe olarak adlandırılan bir bölüm yer
almaktaydı. Gündüzleri derslik ya da konferans salonu, geceleri ise pansiyon
olarak kullanılıyordu. Örgün eğitimin ve Batı ülkelerindeki ‘Toplum Okulu’
modelinin ilk örneği olarak da kabul edilen Suffa’da öğrenim gören öğrenciler
ilerleyen yıllarda çeşitli beldelere gidip yerleşerek eğitim faaliyetlerine
orada devam etmişlerdir. Özellikle Hz. Ömer döneminde camiler birer halk okulu gibi hizmet vermiş, Mekke ve
Medine camileri başta olmak üzere, İslam’ın yayılmış olduğu diğer bölgelerdeki
camilerde eğitim öğretim faaliyetleri
yoğun olarak gerçekleştirilmiştir". (Yılmaz, 2013, 28-37).
(dergipark.ogr.tr)
"Mescid-i Nebi, esas itibarıyla
inananların toplanıp ibadet yapması amacıyla inşa edilmişti. Nitekim Müslümanlar,
günde beş vakit bu kutsal mekânda bir araya geliyorlar, Allah Resulü’nün arkasında
saf tutup namaz kılıyorlardı. Peygamberimizin mescidi, ibadethane olmasının yanında başka birçok işleve de sahipti.
Müminler, çok önemli bir mazeretleri olmadıkça namazlarını mutlaka Mescid-i
Nebi’de kılmaya önem veriyorlardı. Mescid-i Nebi, yeni oluşmaya başlayan İslam toplumunun tanışıp kaynaşmasında
da önemli bir işleve sahipti. Müminler, camiye gelmeyen biri olduğunda hemen
bunun sebebini araştırıyorlar, namaza gelmeyen kişi hastaysa ya da başka bir
sıkıntısı varsa onun sıkıntısını paylaşıyorlardı. Yardıma muhtaç olanları burada belirliyor, ona el birliğiyle yardım
ediyorlardı. Hz. Muhammed, peygamber olmasının yanı sıra aynı zamanda bir
devlet başkanı ve Müslümanların lideriydi. Buna bağlı olarak Mescid-i
Nebi, aynı zamanda devletin de merkezi
durumundaydı. Devleti ve Müslüman toplumu ilgilendiren önemli kararlar burada istişare edilir ve sonuca bağlanırdı.
Anlaşmazlıklar
burada çözülür, adli davalar burada sonuçlandırılırdı.
Mescid-i Nebi, Ashab-ı Suffe başta olmak üzere bazı müminler için barınma yeri, Allah Resulü’nü ziyarete
gelenlerin kaldığı bir misafirhane, sosyal yardımların dağıtıldığı bir
müessese işlevlerini de üstleniyordu. Sevgili Peygamberimiz, çeşitli Arap kabilelerine
mensup elçi heyetlerini
burada üstüvânetü’l-vüfûd (Elçiler Sütunu) denilen sütunun önünde kabul etmiş, bazı heyetleri mescidin
içerisinde kurulan çadırlarda ağırlamıştır.
Hz. Peygamber zamanında Mescid-i Nebi’de Eslem kabilesinden Rufeyde
el-Ensâriyye adındaki kadın için bir çadır kurulmuş, Rufeyde burada yaralı ve hastaları tedavi etmişti.
Mescid-i Nebi’de bulunan bir oda da beytülmâl yani devlet hazinesi olarak kullanılmaktaydı." (TDV Ansiklopedisi)
* 02/10/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
* 02/10/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder