Ana içeriğe atla

Saygı Duymuyorum

*Ömrünü birilerine şakşakçılık yaparak ve başkasını kötüleyerek geçirenlere,

*Bir kişinin, bir düşüncenin, bir kişinin sorgusuz sualsiz trollüğünü yapanlara,

*Akıl nimetini başkasına kiraya verenlere, 

*En ufak bir eleştirinin yapıcı olanına dahi tahammül edemeyip ağzını ve kalemini bozarak hakaret edenlere,

*Hayata tek gözlükle bakıp hayatı kendinden ibaret görenlere,

*Sevdiklerinin birçok konuda çelişkileri ayan beyan ortaya çıkmasına rağmen vardır bir hikmeti deyip yanlışı savunmaya devam edenlere veya çelişkiye sessiz kalanlara ya da çelişki yok deyip eleştirip ayıpladıklarını dün dündür aymazlığına yatanlara, 

*İşini çıkarmak amacıyla her devrin adamı rolünü üstlenenler kendini belli etmesine rağmen bu tiplere prim verenlere,

*Kiminle ve nasıl biriyle çalışacağına dair elinde seçme iradesi olduğu halde çevresini, yeteneksiz ve ehliyetsiz çapsız insanlarla dolduranlara,

*Kendisini başkasını kötüleyerek ifade edenlere,

*Yapamadıkları ile ilgili bin bir türlü mazeret, gerekçe ve bahanenin ardına sığınarak kendisine hiç toz kondurmayanlara ve bu gerekçelere inanıp savunanlara, 

*Her şeyde dış güçler parmağı paranoyasına inananlara, 

*Kendisi gibi düşünmeyenlere hain, nankör diyenlere, 

*Perşembenin gelişi çarşambadan belli olmasına rağmen gözünün içine baka baka hayatı toz pembe göstermeye çalışanlara, 

*Olup biten ve düzgün gitmeyen her şey için dünyada da böyle deyip biz yine iyiyiz diyenlere,

*İşini ve her şeyini algılar üzerinden yürütenlere,

*Kendi mahallesine toz kondurmayanlara,

*Bu konuda ben ne yapabilirimden ziyade Mehdi bekler gibi kurtarıcı bekleyenlere,

*Varlığını zayıf rakiplerinden alanlara,

*Sevgi ve nefrette aşırı giderek dün söylemedik söz bırakmayıp bugün kol kola girenlere,

*Dün birlikte iken öküz öldükten sonra ortaklığı bozanlara ağır ithamlarda bulunanlara,

*Bazı şeylerin şüyuu mide bulandırmasına rağmen kılını kıpırdatmayanlara…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde