Eskiden
dindar ve mütedeyyin insanlar değişik gruplar içerisinde yer alsa da ufak tefek
ayrılıkların dışında yeknesak görünürdü. Bir, iki grup dışında birlikte hareket
ederler, ortak basın toplantısı düzenlerlerdi. Allah'ımız, kitabımız, kıblemiz
bir idi ne de olsa. Aynı peygamberin ümmetiydik. Birbirimizi kardeş bilir,
sıkıntılı anlarda birbirimizle kenetlenirdik.
Cemaat
ve grupların hemen hemen hepsi, devlet nezdinde vebalı idi. Devlet onlara,
onlar da devlete soğuk idi. Devleti yöneten hükümetler ve kurumlar mütedeyyin
insanlara mesafeli idi. Hepsi sıkı bir denetimden geçirilirdi. Devlet adına iş
yapanların dağıttığı avantadan faydalanan yok gibiydi. Kadrolaşma nedir
bilmezlerdi. Bireysel başarısı ile bir yere gelenler ise kendilerini gizleme
gereği hissederlerdi. Tek dertleri: Çocuklarımız okullarında kılık kıyafetiyle
okuyabilsin, katsayı mağduriyeti kalksın, devletten üvey evlat muamelesi
görmeyelim, mürteci ilan edilmeyelim, çocuklarımız değerlerimize uygun
yetişsin, ülkede adalet hâkim olsun, haksızlıklar olmasın vs idi.
Gel
zaman git zaman dindar ve mütedeyyin insanlar iktidar, güç, koltuk ve para
imkanlarına kavuştu. Sınanacaklardı artık. Sınanıyorlar halihazırda. İmtihanı
geçip geçmeyeceklerini Allah bilir ama görüntü pek iç açıcı değil. Grup ve
cemaatlerin çoğu, daha önce devlet tarafından korunan ve deşifre olan cemaat
görünümlü yapıdan boşalan yerleri kapmaca oynuyorlar bugün. Çoğu nereye, ne
kadar kendilerinden olanı yerleştirebilirse kâr mantığı güdüyor. Ortaya çıkan
mirası paylaşma derdindeler. Göz diktikleri yerde diğer cemaat veya gruplara
ait birisi varsa "Bizden değil" deyip boşalttırmanın yollarına
bakıyorlar. Kitabımızın ve kıblemizin bir olması bir şey ifade etmiyor. Hatta
engel. Çünkü "bizden değil" düşüncesi hâkim. Göz diktiğimiz
koltuktaki insanı alaşağı etmek de zor değil. O kişi hakkında "O FETÖ'cü
demek yeterli. FETÖ'cü değilse bile "FETÖ ile yeterince mücadele etmedi,
pasif kaldı, onları koruyup kolladı" denmesi yıpratmak için yeterli.
Bilirler ki yıpranan kişiye yol görünür ve kendilerine kapı açılır.
Sonuç
olarak koltuk, makam, güç ile sınanan dindar ve mütedeyyin insanlar güç zehirlenmesi
yaşıyor. Hemen hemen hepsi su akarken testilerini doldurmakla meşguller. Hak,
hukuk yanımıza yaklaşamaz artık. Mücadelemiz başkasıyla değil, kendimizle. Yani
kitabı bir, kıblesi bir olanlarla. Çünkü "Bizden değiller." Onun
bulunduğu yere ve diğer yerlere bizim tedrisimizde yetişenler daha layık. Bu
görüntümüzle cemaat ve grup aidiyetimizi İslam kardeşliğinin önüne geçirdik.
Yani İslam kardeşliği elimizde güç, kuvvet ve imkân yok iken sığındığımız bir
şemsiye imiş. Dürüstlüğümüz elimizde gücün olmamasıymış.
Güç
ve imkân bizim zaafımızı ortaya çıkardı. Rabbü'l alemin böyledir. Herkesi zayıf
yönüyle sınar. Hz Âdem’i de zayıf noktası ölüm ile imtihan etmişti. O da
kaybeden oldu. Ama Hz Âdem, yaptığı hataya hiçbir gerekçe üretmeden tövbe
yolunu seçti, hatasında ısrarcı olmadı ve sonunda Allah'ın ilk seçilmişi ile
şereflendi. Bizim için de zaman geçmiş değil. Yaptıklarımıza hiçbir mazeret
bulmadan nedamet duyarak yapacaklarımızdan vazgeçmek suretiyle samimiyetimizi
gösterebiliriz.
***14/11/2019 tarihinde Barbaros Ulu adıyla Pusula haber gazetesinde yayımlanmıştır.
***14/11/2019 tarihinde Barbaros Ulu adıyla Pusula haber gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder