İstisnaları olmakla
beraber ülkeleri, seçilen başkanların yönettiğini düşünmüyorum. Çünkü iktidar
olmak başka, muktedir olmak başkadır. Hemen hemen her ülkede adına derin devlet
diyebileceğimiz yapılar var. Bu derin yapılar da emirleri, ülkesi dışında
dünyaya dizayn veren kişilerden alırlar. Ben ülkemi yöneteceğim diye iktidara
geçen başkan, bilerek veya bilmeyerek ülkesindeki derin yapının boyunduruğu
altına girer. Kendisine biraz serbest alan bırakılmakla birlikte hazırlanıp
önüne konan senaryoyu oynar. Senarist kendisi değildir. Yapacağı tek şey
senaryoyu oynayarak halkı ikna etmeye çalışmaktır. Bu işleri yapan, hazırlayan
ve yürürlüğe koyan benim rolünü oynar. Yoksa iktidarda kalması mümkün değildir.
Devletlerdeki
derin yapı bazen asker, bazen sivil bürokrasi, bazen kurumlar olabiliyor.
Ülkeye hizmet edeceğim, haksızlık ve hukuksuzluğun önüne geçeceğim diye ekibiyle birlikte iktidara gelen, ülkelerin derin devleti tarafından terbiye edilmeye çalışılır. Önce devlet geleneği şöyledir şeklinde etkileme yoluna gidilir, şayet çizgiden çıkılırsa asker ülkeye el koyacak korkusu yayılır. Oluşturulan algılarla iktidarın halk desteği kesilmeye çalışılır. Hiçbiri fayda vermezse başkanı etkileyen ekip ile başkanın arasını açma, aralarına duvar örme işine girişilir. Ekip sarı inek misali teker teker harcanır. Gidenlerin yerleri başkalarıyla doldurulur. Başkanın etrafında yine bir ekip olmaya devam eder ama bu ekip yenidir. Başkan bu şekilde yalnızlaştırılır. Artık etrafında kendisini sürekli alkışlayan ve yanlışlarını söylemeyen yeni bir ekip vardır. Başkan bunlara pek güvenmese de yapabileceği bir şey yoktur. Yalnızlara oynar.
Koca
bir devleti yönetmek için tek başına başkan ne yapabilir? İstişare edebileceği
kimse de yoktur. Çünkü etrafındakiler istişare edilmeye layık değildir. Üstelik
çoğu çıkarı için oradadır. Nemalandıkları müddetçe de başkanı korur, kol-kanat
gererler. Ama bu yeni ekip, başkanla halkın arasında aynı zamanda bir duvar
görevi görür. Alttan girerek üstten çıkarak icraatlarında başkanı etkilemeye ve
yönlendirmeye çalışırlar. Olup biteni kendisine oy veren halk garipsese de
anlamaya çalışır. Bakar ki işler düzgün gitmiyor. Bu yapılanlardan başkanın haberi
yok demeye başlar. Çünkü olup bitenler hoşuna gitmese de halk, başkandan daha
umudunu kesmemiştir. Bir gün elini masaya vuracağı ve olumsuzluklara neşter
vuracağı ümidini taşır. Bir müddet sonra halk, başkanın başkalarının emrine
girdiğini fark ettiği zaman iş işten geçmiş olur. Çünkü başkan yeni derin
devlet tarafından kuşatılmıştır. Belki de derin devletin kendisi olmuştur. Ama
farkında değildir.
Anlatmak
istediğim ülkelerin yönetim ve siyaseti halk tarafından seçilmiş bir başkana
bırakılmayacak kadar ince bir iştir. Dünyaya ve devletlere yön veren zinde
güçlerin elinde halk bir figürandır, iktidara gelen de senaryoyu yazanların
elinde biçilen rolü oynayan bir aktördür. Biz sadece halka bakarız, bir de
halkın getirdiği iktidara. Bence oy vermenin ötesinde demokrasiye başka bir
katkısı olmayan ve demokrasinin elinde bir figüran olan halk ile senaryoyu
oynayandan öte senaristlere bakmak lazım. Çünkü senaristler için ülkeler halka
ve senaryoyu oynayanlara bırakılmayacak kadar önemlidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder