Küçüklüğümde evlenen amca, dayı, ağabey veya erkek kardeşin hanımlarına ne dememiz gerektiğini büyüklerimize sorduğumuzda bize “gellaba” diyeceksiniz derlerdi. Biz de bizden büyüklere “Gellaba hoş geldin, nasılsın” şeklinde hitap ederdik. Böyle derdik ama bu kelimenin ne anlama geldiğini de bilmezdik. Üstelik söylenişi biraz zordu. Kendi içimde acaba bu kelimenin “gellaba mı, genlaba mı yoksa gelnaba mı” olduğu konusunda tereddüt ederdim.
İlkokulu bitirip şehre okumaya gelince bir akrabamın evini ziyaret ettim. Akrabanın hanımı bana hoş geldin dedi. İyi de bu akrabanın hanımına ne diyecektim? Köyde öğrendiğim şekliyle gellaba dedim ama biraz kaba kaçmış olmalı ki gellaba dediğimi biraz garipsediğini hissettim. Dedim ki buralarda gellaba denmiyor. O zaman ne denecekti?
Yenge dendiğini öğrenmem uzun sürmedi. Yenge demenin hem telaffuzu kolay hem de söylenişi kısaydı. Yenge demeye başladım ama yeni nesle yenge diyor, eski gellaba dediklerime yine gellaba demeye devam ediyorum. Çünkü alışkanlıkları terk etmek zor. Üstelik yıllardır gellaba dediğine bir müddet sonra yenge desen söylediğimiz kişi tarafından bu da garipseniyor.
Biraz daha büyüyüp kelimeleri sorgulamaya başlayınca büyüklerimizin bize “gellaba” diyeceksiniz dedikleri kelimenin kökeninin “gelin abla” olduğunu öğrendim. Kaba gördüğüm, bazı yerlerde garipsenen bu kelimenin aslını öğrendikten sonra milletimizin irfanına bir kez daha hayran kaldım. Ecdadımız ağabey, kardeş, amca, dayı evlendikçe sülalemize gelin gelerek bir sıhriyet bağı oluşan kişilere gelin abla demişler. İki kelimeden oluşan bu kelimeyi yöresel ağza dönüştürerek kısaltmış ve gellaba demeye başlamışlar. Anladığım kadarıyla icat ettikleri bu kelimeyi söylemede işin kolayına kaçmışlar. Dokuz harften oluşan hitabı yedi harfe indirmişler. Bizim toplumumuz kısaltmayı yaparken de kendince bir ağız geliştirmiş. Bu durum sadece gellaba da değil, birçok kelimemize de halkımız kendi imzasını atmıştır. Mesela Eyyüp’e İyip, Seyyit’e Siyit, Hacı Ahmet’e Hacamat, teyzeye dize, Fadime Anaya Fatmana vs dediği gibi.
Halk ağzında kullanılan bu kelimelerle halkımız anlaşmakta, birbirine karşı yabancılık çekmemektedir. Burada sorun TDK’da görünüyor. Özel isimler için bir şey demiyorum ama gellaba kelimesini Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde bulmanız mümkün değil. Bu ne demektir diye TDK’nın sözlüğüne müracaat edersen karşına ya “Aradığınız kelime bulunamamıştır” uyarısı ya da “Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğüne bakınız” şeklinde bir bilgi geliyor.
Aslında TDK, hazırladığı sözlüğün içerisine halk içerisinde kullanılan kelimeleri de koysa, karşısına da “Falan kelimeye bakınız” şeklinde bir kısaltma veya bilgi notu verse bence fena olmaz. Çünkü günümüzde duyduğumuz her kelimenin anlamına ve doğru yazılışına bakma gibi bir alışkanlığımız var. Halk ağzında konuşulan kelimelerin çoğu bu sözlükte yer almayınca “Acaba bu kelimenin aslı nedir, doğrusu nedir” düşünüp duruyorsun. Yine TDK, halkımız tarafından kullanılmayan yeni kelimeler uydurma yerine yöresel olarak halkımızın ağzında kullanılan kelimeleri piyasaya sürse ve sözlüğünde yer verse bence daha iyi iş çıkarmış olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder