Manisa’da bulunduğumuzun ilk hafta sonu, Ege'nin incisi
dedikleri İzmir'e günü birlik bir gezi düzenlendi: Selçuk-Kuşadası-İzmir
şeklinde. Deniz ile ilk yakın temasım o zaman oldu. Denize şurada, burada
girelim derken kimsenin olmadığı bir yere geldik. Taş, çakıl, kaya ne ararsan
vardı. Hazırlıklı olanlar ve yüzmeyi bilenler yüzme elbisesini giyip açıldılar
denize. Hiç denize girmemiştim o güne kadar. Yüzme zaten bana yabancı.
Deniz malzemem de yok. İç çamaşırla girenler vardı ama bana tersti bu. Hiç
olmadığı kadar yakındı bana deniz. Kaçırır mıyım? Pantolonu sığadım. Daldım
içine. Dalgalar geldikçe İçindeki kaya parçaları cesaret kaynağım oldu.
Hep onlara tutundum. Ayağım yerde sabit zaten. Kafam da deniz suyu görmeliydi.
Onu da daldırıp çıkardım. Ayaklarıma bir şeyler batıyordu ama olsun o
kadar.
Sonra çıktım denizden. Baktım ayaklarım kanıyor. Kimseye de
pek göstermedim, cehaletim ortaya çıkmasın diye. Ayağıma batan ve kanatan şeyin
deniz kestanesi olduğunu sonradan öğrendim.
Yüzme faslı sona erdikten sonra İzmir’de bir okul
ziyaretine gittik. Çıkışta bembeyaz koridor ve merdivenlerin kana bulandığını
gördüm. Anladım ki bizim ekibin hepsi deniz kestanesinin hışmına uğramış ve
gazi olmuştu.
*
İzmir’den
döndük. Bir namaz vakti için mescide yöneldiğimizde, grubumuzun içinde “Seferi
miyiz, değil miyiz tartışması başladı. Sonunda yetkili makama soralım dendi.
Manisa Müftülüğü arandı. ‘Biliyorsunuz biz 19 gün kalacağımız için Manisa’ya
geldikten sonra namazlarımızı mukim olarak kılmaya başlamıştık. Bir hafta sonu,
dolaşıp geldiğimiz İzmir ve havalisi 90 km.den fazla olduğundan dolayı
bizim mukimlik bozulmuş, seferiliğe dönmüştük tekrar. Geriye kalan 12 günümüzü
seferi kılmamız gerektiği bilgisi verildi müftülük tarafından. Olmaz, ben
farzları tam kılacağım dedimse de Erzurumlu hocamızın “Ramazan Hocam, Hanefi
mezhebine göre farzları iki kılmamız gerekir” dedi ve nokta konmuş oldu.
Gelin hocam bu seferilik konusunda Şafii, Maliki ve Hanbeli’nin görüşünü
benimseyip 4 kılalım dedimse de taraftar bulamadım. İçime sinmese de geriye
kalan 12 gün boyunca farzları seferi kıldık.
*
Diğer zamanlarda da Manisa’nın tarihi yerlerini, Spil
Dağını gezdik. Bizim grup ekstradan Denizli’ye gidip Pamukkale’yi
ziyaret ettik. Hepsi bu. O zamanın en iyi teknolojisi dijital olmayan fotoğraf
makinesiyle Pamukkale’de bol bol fotoğraf çektirdik. Makinenin sahibi pozdaki
adam sayısınca tab ettirmiş fotoğrafçıya. Tabii bizim prensipli arkadaşımız
“Ben hepsinden almayacağım” dedi. Niye dediğimizde, “Öyle” dedi. Hocam arkadaş,
sayımızca çoğaltmış, fiyatını vermemiz lazım ayıp olur dedim. “Hocam ben almak
istemiyorum” dedi. Hocam madem almak istemiyorsun da adama daha önce deseydin
ya ben istemiyorum diye. Sonra bütün pozlarda da varsın, hiç
kaçırmamışsın dedim. Sonunda istemeyerek de olsa aldı. 04/02/2016 (Devam edecek)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder