1996 yılı idi. İlk defa bir hizmet içi eğitim kursuna
müracaat ettim. Hizmet içi Eğitim Daire Başkanlığında tanıdığı olan bir
öğretmenimiz: “Hocam ben de müracaat ettim. Okuldan 7 arkadaş da gitmek
istiyor. Ben onların isimlerini vereceğim. İstersen senin ismini de vereyim”
dedi. Ben de gitmek istiyorum hocam. Fakat benim ismimi vermenize gerek yok.
Zaten bana da çıkar diye düşünüyorum dedim. “Sen bilirsin” dedi.
Kursiyer listesi geldi. Bana ve
isimleri verilen kişilere kurs çıkmıştı. Kursa çağırılmayan tek kişi vardı: O
da, isimleri Ankara'ya veren kişi idi.
Manisa'ya
gitmek için biletlerimizi aldık. Otobüse binmek için davrandım. Müttakiliği
yüzüne vurmuş Erzurumlu hocam: “Dur hocam. Böyle binemezsin” dedi. Niye dedim.
“Önce yolculuk duası yapacağız” dedi. Hangi dua dedim. Sübhânellezî
sehhara lenâ hâzâ vemâ künnâ lehû mukrinîn ve innâ ilâ Rabbinâ lemünkalibûn.
(zuhruf 13) “...Bunları bizim emrimize veren Allah, her türlü eksiklikten
uzaktır. Aksi takdirde biz bunları emrimizin altına alamazdık.” duamızı
yaptık ve yola koyulduk.
Mola yerlerinde ilk işimiz namaz için mescitlere geçtik. Seferi kılıp
çıkacağım. Önüme yine hocam çıktı: “Hocam önce sünneti kılalım” dedi. Ardından
2 rekat farzımızı kılıp çıktık. Hocam sünnetleri niye kıldık dedim. “Kılmamız
lazım hocam” dedi. Peki, farzları niçin iki rekat olarak kısaltıyoruz da
sünnetleri tam kılıyoruz dedim. “Ramazan hocam sen yok musun” dedi. Gülüp
geçti. Yolculuk boyunca Manisa’ya varıncaya kadar da peşimi bırakmadı. Bütün
sünnetleri tam ve eksiksiz kıldık. Hocam sünnetleri tam kılacaksak farzları da
tam kılalım dedim. “Olmaz hocam” dedi. Farzlardan kısaltma yapıyoruz da
sünnetlerden niye yapmıyoruz deyince yine güldü ve yürüdük. Hocam,
yolculuğun kıymetini bilelim, gel sünnetleri kılmayalım, süre de kısıtlı,
otobüsü kaçırırız dedimse de yine aldırmadı. Yolda giderken önceki
yolculuklarında namazdan dolayı kaçırdığı otobüslerin olduğunu anlattı.
“Gerekirse yine kaçırırız” dedi.
19 gün kalacağımız yatılı bir
okulun pansiyonuna yerleştik. 15 günden fazla kalacağımız için seferilikte
bitti tabi.
Bir yurt o kadar mı bakımsız, o
kadar mı kirli olur. Maalesef öyle. Bir okulun yöneticileri o kadar aymaz
ve duyarsız mı olur? Hepsini gördük gerçekten. Temmuz'un sıcağında buram buram
terin aktığı Manisa'da 19 gün sürecek Hüsnü hat kursu; çile, işkence gibi olacaktı
anlaşılan. Öyle sıcak ki ter ve sıcaktan pijama ve eşofmanlarımızın
rengi nevresimlere geçti. 19 gün boyunca yönetimden -ısrarlarımıza rağmen-
nevresimleri değiştirmelerini sağlayamadık. Banyo yapmak ayrı bir dert
idi zaten. Memleketin öbür köşesinden hanımıyla birlikte tatil yapmaya gelenler
vardı. Ne büyük aşktı ya Rabbi. Gıpta ettim onlara. Koca yurtta bayan erkek
banyomuz da ortaktı. İçtiği çayı beğenmeyip memleketindeki kaçak çayın özlemini
duyanlar da ayrı bir renk katıyordu günlerimize. 07/02/2016 (Devam
edecek)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder