22 Şubat 2019 Cuma

Bir Kopya Çekme Hikayesi

2000'li yıllarda Adana'da bir lisede görev yapıyorum. Okul büyük bir okul değil. Tüm sınıflara ben giriyorum. 

Haftada bir saat olan dersimden sınav yapmak için soru hazırlamam gerekiyor. Birçok okula göre imkanları çok iyi olan okulun öğretmen bilgisayar laboratuvarına geçtim. Soruları A ve B grubu olarak hazırladıktan sonra birer çıktısını aldım. Ardından sildim.

Sınav sorularını erkenden hazırladım. Günü geldiği zaman sınavlarımı yaptım. Sınavını yaptığım sınıfa girmeden o sınıfın yazılarını okuma gibi bir prensibim var. Klasik usulle yaptığım sınavdan 11.sınıflarda 10 kadar öğrenci yüz aldı. Notlarını okurken 100 alan öğrencileri ayrıca tebrik ettim.

Sınavları bitirmenin rahatlığı içerisinde okulda boş kaldıkça okulun bilgisayar laboratuvarına gidip sanal aleme takılıp vakit geçiriyorum. Bir gün bilgisayarın başında değişik sitelere girerken okul Kimya öğretmeni, yanımdaki bilgisayara geçerek sınav sorusu hazırladı. Soruları almak için benden disket istedi. Yanımda yok dedim. "O zaman ben bir disket bulup geleyim. Buraya öğrenci girmese iyi olur. Bakarak olur musun" dedi. Olur hocam, ben buradayım dedim.

Az sonra 11.Sınıf bir öğrenci laboratuvara girdi. (Bu öğrenci istediği şekilde laboratuvara girme hakkına sahipti. Çünkü bilgisayardan çok iyi anlayan bu çocuk, okulun bilgisayarlarının bakımı için okul idaresi tarafından görevlendirilmişti. Birkaç defa okul yönetimine bu çocuğun laboratuvara girmesinin yanlış olduğunu söylesem de okul idaresi "Hocam, bu çocuk anlıyor. Bir bilgisayar bozulduğunda servisi çağırsak servis dünyanın parasını istiyor. Bu öğrenciye para vermiyoruz" diyerek geçiştirdi.) Öğrenciye hayırdır dedim. Bilgisayarların çalışıp çalışmadığına bakacağım dedi. Çabuk bak ve burayı terk et dedim. Çocuk kapalı bilgisayarları açarak odayı terk etti. Saygılı çocuk ne de olsa...

Az sonra ekrandan kafamı kaldırıp yanımdaki bilgisayara baktım. Kimya soruları ekrandaydı. Yerimden kalkarak laboratuvardaki bilgisayarlardan sorumlu öğrenciyi aramaya koyuldum. Orta yerde in-cin top oynuyordu. Çünkü herkes dersteydi. Okul idaresine giderek öğrenciyi sordum. İdarede yoktu. Ardından sınıfına gittim. Öğrenci sınıfta da yoktu. Sanki yer yarıldı, öğrenci kayboldu. İşi-gücü bırakarak öğrencinin gidebileceği her yere bakmaya başladım. Her yeri dolaştıktan sonra geri laboratuvara gelirken öğretmen laboratuvarının yanında bir oda dikkatimi çekti. Burası öğrenci bilgisayar laboratuvarıymış. Hışımla kapıyı açtım. Aradığım öğrenci içerideydi. Yanında da üç-dört öğrenci daha vardı. Ne yapıyorsunuz, niye derste değilsiniz demeye kalmadan önlerindeki açık bilgisayarın ekranına baktım. Ekranda az önce hazırlanan Kimya soruları vardı. Önlerine de kağıt ve kalem almışlar, soruları çözüyorlar. Bilgisayardan anlayan çocuk, soruları çözmesi için Kimyası iyi olan bir öğrenciyi de bulup getirmiş anlaşılan. Öğrencilere kızıp bağırdım. Ardından öğretmenler odasına giderek Kimya öğretmeninin yanına vardım. Durumu öğretmene anlattım, sınav sorularını yenilemesini istedim.

Ertesi günü Kimya sorularını ağ bağlantısı üzerinden sınavdan önce çözen okulun bilgisayarlarından sorumlu öğrenciyi yanıma çağırdım. Delikanlı! Sana bir soru soracağım. Bana doğru cevap vereceksin, dedim. "Tamam hocam" dedi. Kimya sorularıyla ilgili yaptığını biliyorum. Sen benim dersimden yüz aldın. Acaba benim soruları da daha önceden almış olabilir misin? Bana doğru söyle! Eğer doğru söylersen kopyadan dolayı sana bir şey yapmayacağım dedim. Yemin billah etti, çekmedim. Dersime çok iyi çalıştığını, bu yüzden 100 aldığını söyledi. Peki, sana inanıyorum dedim. Öğrenciyi sorgulamayı bıraktım.

Bir ay sonra yaptığım yazılıları rulo haline getireyim istedim. Kağıtları önüme aldım. Aklıma, şu çocuğun kağıdına bir bakayım, geldi. Çocuğun kağıdına baktım. Kağıt diğer arkadaşlarının kağıdından farklıydı. Diğer kağıtlar bembeyaz, onunki ise hafif sarımtrak idi. Bir ay sonra da olsa öğrencinin kopya çektiğini tespit etmiştim. Çünkü çocuğun kağıdı yazıcı çıktısı, diğerleri ise laboratuvarda seri çekimlerde kullandığımız baskı makinesi çıktısı idi. Yerimden kalkıp kopyacı öğrenciyi buldum. Kendisine "Hani kopya çekmemiştin. Maalesef kopya çektiğini tespit ettim" dedim. Önce çekmediğini söyledi tekrar. O zaman senin çıktın diğerlerinden niçin farklı dedim. Başını öne eğdi. Sana olan güvenimi kaybettin. Şimdi söyle, ne yapayım sana? İster disipline vereyim, ister aileni çağırayım, ister sıfır yazayım not defterine dedim. Susmaya devam etti. Sana bir şans daha vereceğim. Bana soruları başka hangi öğrencilere verdin, onu söyle dedim. Arkadaşların ismini veremem dedi. İyi, sen bilirsin. O zaman disiplin kurulunun huzuruna çıkmaya kendini hazırla dedim. Sonra soruları kimlere verdiğini tek tek söyledi. Verdiği isimler arasında hep yüz alan öğrenciler vardı. Kendisine teşekkür ettim. Şimdi arkadaşlarını tek tek çağırıyorsun, hepiniz kalem ve silgileriyle birlikte falan sınıfa geliyorsunuz dedim. Çocuk koşarak gitti. Teneffüsten sonra  dersim olan sınıfa gittiğimde kopyacı çete ekibi hazır kıta sınıftaydı. Hepsini tek tek sıraya oturtarak önlerine yapmaları için birer sınav kağıdı koydum. Koyduğum kağıt bir ay önce yaptığım sınavın sorularıydı. Yani kopya çektikleri sınav soruları. Daha önce yüz üzerinden tam puan alan öğrenciler, aynı sorulardan 100 puan üzerinden 70, 80, 50 gibi değişik puanlar aldılar.

27 yıllık öğretmenlik hayatımda karşılaştığım en ilginç kopya çekme yöntemiydi. Ama gördüğünüz gibi suçlu, suç mahallinde mutlaka bir iz bırakıyorsa bizim öğrenci de izini bırakmış.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder