Mevlid-i Nebi dolayısıyla "Alemlere rahmet olarak
gönderilen" Hz Muhammed'i dün gece bir kez daha andık, milletçe hayırla
yad ettik. Gerçi bir günlük değil onu anmamız. Her daim anıyoruz desem mübalağa
etmiş olmam.
Güya soyu kesilecek, adı-sanı duyulmayacak, unutulup
gidecekti. Bu yüzden kendisine ebter denmişti. Ona ebter diyenlerin Kevser
süresinde olduğu gibi soyları kesildi, adları ve sanları unutuldu. Ebu Cehil ve
Ebu Lehep gibi unutulmayanları varsa da hayırla yad edilmiyorlar bugün.
Asırlar geçmesine rağmen onu her daim, her vesileyle hayırla
anmaya devam ediyoruz. Bitmez tükenmez bir sevgidir ona beslediğimiz. Dün
andık, bugün de anıyoruz, yarınlarda da anmaya devam edeceğiz. Çünkü
hayatımızın bir parçasıdır o. "Yer ve gök ehli tarafından övülmüş"
anlamına gelen Muhammed ismi geçtiğinde hemen elimizi kalbimize götürerek ona
destek anlamında salavat getiririz. Çocuklarımıza onun isimleri olan Ahmet,
Muhammed, Mustafa, Mahmut isimlerini veririz. Muhammed ile aynı kökten ve aynı
anlama gelen Mehmet ismini de biz bulmuşuz. Askerimize Muhammed'in ordusu
anlamında Mehmetçik adını vermişiz. Yine asker ocağını peygamber ocağı kabul
ederiz.
Günde beş vakit minarelerimizden yükselen ezanda onun adına
yer veririz. Namazda Tahiyyat duasını olurken ona selam verir, ona dua ederiz.
Okuduğu Kur'an'ı okur, onu anlamaya ve yaşantımızda uygulamaya çabalarız. Onun
yaptıklarını sünnet kabul eder, hayatımıza tatbik ederiz. Sözlerini emir
telakki ederiz. Çünkü O, hevasından konuşan biri değildir.
Onu övmek, onu anmak ve ona olan duygularımızı anlatmak amacıyla
adına naat dediğimiz bir nazım türü edebiyatımızda yerini almıştır.
Hz Muhammed’i anarken anma programları düzenlerken amacımız
onun yolundan gitmektir. Çünkü o bizim için en güzel örnektir. Ama bu kadar
sevdiğimiz ve sürekli andığımız kişinin yolundan tam gidebildiğimiz söylenebilir
mi? Anmada sorunumuz yok ama onun izinden gitmede sorunumuz var.
Özellikle onun ahlakını kendi hayatımıza tatbik etmede çelişkiler yaşıyoruz.
Bu vesileyle bugünkü hali pürmelalimizi bir kıyaslayalım
diye onun hayatından bizim için olmazsa olmaz birkaç ahlaki ilkelerinden örnek
vermek istiyorum:
Zayıf ve güçsüzlerin korunması, onların can ve mal
emniyetinin sağlanması ve zulmün önlenmesi amacıyla genç yaştayken altına
imzasını attığı Erdemliler Sözleşmesi, “Suç işleyen kızım Fatıma da olsa cezasını
veririm” demesi adil olmasına bir örnektir. Bugün kaçımız mağdur ve mazlumun
safında yer alıyor ve suç işleyen çocuğumuzu adalete kendi elimizle teslim
ediyoruz? Kabe Hakemliğini tereyağından kıl çeker gibi halletmesi, ölümle burun
buruna geldiği bir anda kendisine emanet edilen kıymetli eşyaları sahiplerine
vermesi çevresine güven telkin ettiğinin bir göstergesidir. Kaçımız bizi
öldürmeye gelenin malını-mülkünü kendisine vermeye çalışırız? Hicret esnasında
kendisine kılavuzluk yapsın diye paralı tuttuğu kılavuzu Abdullah bin Uraykıt
bir müşrik idi. Ben müşrikle iş tutmam demedi. İşinin ehli olduğu için Abdullah’ı
seçti. Kaçımız bir yere birini alacağımızda o işin en iyisini bulmaya
çalışırız?
Sayfamın darlığı dolayısıyla burada sadece adalet,
güvenilir ve işi ehline verme ahlaki özelliklerine yer verebildim. Diğer
örneklikleri saymakla bitmez. Biz hepsini değil, sadece bu üç özelliğini
hayatımıza düstur edinsek dünyada herkesin parmakla gösterdiği örnek bir toplum
oluruz. Kendimiz dönüştüğümüz gibi dünyayı da dönüştürürüz.
Bence peygamberi sevmek onu sadece anmak değildir, sadece salavat
getirmek değildir. Ahlakı Kur’an olan ahlakını ne zaman ki hayatımıza tatbik
ederiz; işte gerçek sevgi, gerçek anma o zaman olur. Onun yolundan gitmeyi Allah
hepimize nasip etsin.
*** 20/11/2018 tarihinde Barbaros Ulu adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder