2 Ağustos 2018 Perşembe

Pazarcı Esnafı ve Maarif Sistemimiz



Son yıllarda uygulanmakta olan eğitim ve öğretim sistemimizin durumunu semt pazarlarında esnaflık yapan pazarcı esnafının durumuna benzetirim. İçinizden ne alaka diyebilirsiniz. Görüntüsü ve iş alanları itibariyle bir bağlantı göremeyebiliriz. Her ikisinin de sattığı/ortaya çıkardığı ürün dolayısıyla aradaki bağlantıyı anlatmaya çalışayım efendim! Önce pazarcı esnafı kimdir, özelliği nedir sorusuna cevap arayalım. Bilenler için tekrar olsun. Hemen hemen her ilimizde semt pazarları kurulur. Ben burada Konya semt pazar esnafından bahsetmeye çalışacağım. Baştan söyleyeyim anlatacağım pazarcı esnafının istisnaları var. Kastım hepsi değil. Ama bir algıyı ortaya koyamaya çalışacağım.

Pazarcı esnafı her gün satacağı meyve veya sebzeyi pazarın kurulacağı semte taşır. Sabahın erken vaktinde tezgahını açar, görenleri hayran bırakacak şekilde tezgahını bir güzel istifler. En öne ürünün en iyisini koyar. Satış yapmaya başlar. Müşteri öndeki ürüne bakar, malı beğenir, pazarcı tezgahın arkasından verir. Çünkü seçmece yoktur. Müşteri ön taraftan istese de pazarcıya göre önü de aynı, arkası da aynı malın.

Pazarcı, müşterinin istediği kiloyu vermek için poşete malı koyar, arka taraftaki terazi ile tartar ve poşetin ağzını -onca işinin arasında- bir güzel bağlayarak sana teslim eder. Beğendiğin ürünü en uygun fiyata alarak -üstelik- senin doldurmana imkan vermeden kendi doldurup bir de poşetin ağzını kapatması seni memnun eder. İyi alışveriş yaptım diye evinin yolunu tutar, mutfağa koyarsın. Yorgunluğu atmak için hafifçe uzanırsın. Az sonra eşinin çığlığını duyarsın. Hanım, ne oldu demeye kalmadan. Poşetten çıkan ürünleri gösterir: “Şuna bak! Ne kadar çürük çarık varsa doldurmuş içine, görmedin mi alırken…” der eşin. Görmek ne mümkün efendim! El çabukluğuyla tezgahın ardından öyle itina ile poşete koyar ki sen birinci sınıf malı aldım sanırsın. Üstelik pazarcı yalan söyleyecek değil ya. Ona göre hepsi aynı.

Anlatmak istediğim; pazarcı, halden aldığı sebze ve meyvenin ezik ve çürük çarığını, irili ve ufaklı olduğunu ayırmadan akşama kadar müşteriye satar. Elindeki malı tüketerek kalan çöpü -nasılsa belediye temizliyor diyerek- olduğu yere boşaltır ve evinin yolunu tutar. Farkındaysanız pazarcı; malın eziği çürüğü diğer sağlamları çürütür, bozar demeden hepsini satar. (Hakkını yemeyelim, üç-beş ezik ve çürüğün yanında birkaç tane de sağlam koyuyor. Milli servet atılır mı? Ya da daha düşük fiyata verilir mi?)

Sadede gelelim…pazarcı esnafının satışının maarifimizle alakasına. Türk Milli Eğitim sistemine okumak için giren her bir öğrenci; ana sınıfından liseyi bitirinceye kadar hedefi olsun veya olmasın, notu yüksek olsun veya olmasın, dersi zayıf olsun veya olmasın, sorumlu olsun veya olmasın, okulun beyefendisi/hanımefendisi olsun, okulun altını üstüne getirsin… aynı sınıf ortamında fire vermeden hepsi mezun olur. Yani bizim eğitim sistemimiz çürüğü çarığı, eziği, sorumlulara zarar vereni, ders yaptırmayanı da mezun eder. Herkese diploma verir ve üniversite kapısına yığar. Hoş üniversiteye girenler de kolay kolay sınıfta kalmaz. Sonra hepsi birden şu okuldan diplomam var deyip toplum içerisine çıkar.

Sanırım derdimi anlatabildim. Pazarcı da tüm ürününü satar, cebini ve mutfağını yakar. Okullar da önüne gelen herkesi kapasite ve yeteneğine bakmadan, bilgisini doğru dürüst ölçmeden piyasaya sürer. Piyasa ehil veya değil, işe yarar veya yaramaz diplomalı insanla dolu. Pazardan aldığın üründen kolay kolay yemek olmaz. Okullarımızdan mezun olanlara da kolay kolay iş veremezsin. Öyle zannediyorum toplum hem pazardan aldığı üründen, hem de herkesi diplomalı yapan insan kaynağından şikayetçi. Ne zaman farkına varacağız pazardan alınan malın içindeki çürüklerin sağlam ürünlere zarar verdiğini…Ne zaman kafamıza dank edecek okullarda okumam/okumayacağım diye direnenlerin, sorumluluğunu bilen öğrencilere zarar verdiğini…   

Semt pazarlarını ve esnafını beğenmesek de pazarlara alışverişe gitmeye devam ediyoruz. Maarifimizin içinde bulunduğu durumu, okullarını ve mezun ettiği öğrencileri beğenmesek de okullara çocuklarımızı göndermeye devam ediyoruz. Büyük çoğunluğumuz bu durumdayız. Çok azımız pazar yerine manav ve marketlerden alışveriş yapar, çünkü imkanı yerindedir. Yine çok azımız çocuğunu alıp özel okulda okutuyor. 

İşte ben pazarcı esnafıyla maarif sistemimiz arasında böyle bir bağlantı kurabildim. Çok mu zorlama oldu yoksa?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder