Ana içeriğe atla

Irkıyla Övünen Övünene...**

Nüfus Müdürlüğü tarafından alt ve üst soy bilgisi vatandaşın bilgisine sunulunca başta sonucu merak edenler olmak üzere ekseriyetimiz e devlet'e yüklendi. 1800'lere kadar giden soy bilgisinden, çoğu umduğunu bulamadı. Çünkü bazılarındaki beklenti, hangi ırka mensup olduğunu öğrenmekti.

Irkını bulmadaki çaba ve gayretini gideremeyenlerin merakını bazı siteler giderme yoluna gitti. Yüz tarama sistemine göre kimin hangi ırka mensup olduğu bilgisini veriyordu. Tek yapılması gereken, bir fotoğrafını seçip taranmasını sağlamak. Bunu yaparken de Facebook'tan giriş yapmanı şart koşuyor. Taranan fotoğrafına göre seni herhangi bir ırka ait gösteriyor. Hatta kaçta kaç o ırka mensup olduğunu söylüyor. "Yüzde 110 Türk'sün, yedi ceddin Türk'tür" demek suretiyle oran bile veriyor. Yüzde yüzü anladım da yüzde 110 ne demek anlayamadım. Sonucunu öğrenen eğer Türk çıkmışsa hemen sosyal medyadan paylaşma yoluna gidiyor. "Elhamdülillah Türk'üm" diye sevinci ve mutluluğunu ifade ediyor.

Sosyal medyadaki bu fotoğraf taratıp sonucu öğrenme furyasına ben de katıldım. İlk taramamda yüzde 76 ile Yunan, yüzde 36 ile Kafkas olduğum çıkmışken üşenmeyip ikinci defa tarattığımda yüzde 110 Türk olduğum ifade edildi. Borsa gibi anlık değişiyor mübarek! Yüz taratma işi bana Cumhuriyet'in ilk yıllarında kafatasının ölçülerek Türk'ün kafa yapısının ortaya çıkarılmak istenmesi çalışmasını aklıma getirdi.

Kişilerin farklı günlerde aynı veya ayrı fotoğraflarla yüzünü taratma sonucunun değişmesi de işin ciddiyetsizliğini göstermektedir. İnsanın ırkı borsa gibi anlık değişmez. Aslı ve astarı olmayan bu ırk belirleme işinin, halkın neye temayülü olduğunu ölçmeye yönelik bir yem olduğunu düşünüyorum.

Bizde aslını inkar eden haramzadedir diye bir söz vardır. Herkesin soyunu, sopunu, ırkını öğrenmek istemesi kadar doğal bir şey yok. Fakat ırk, bir övünç veya yergi meselesi olmamalıdır. Çünkü hiçbirimizin hangi milliyetten doğup doğmaması gibi bir seçeneği yoktur. Pekâla ırkımız bir başka milliyete dayanabilir. Kendi inisiyatifimizin olmadığı bir konuda övünmek veya başka bir ırk çıktığı için yerinmek yanlıştır. Çünkü bu ülke bir mozaikler ülkesidir. Her ırktan insan barınmaktadır. 

Kim olduğumuzu öğrendikten sonra bugün ne olduğumuz daha önemli diye düşünüyorum. Ya da kendimizi ne hissettiğimizdir. Önemli olan bulunduğun, ekmeğini yediğin, havasını teneffüs ettiğin, nimetlerinden faydalandığın ülkenin kıymetini bilmek ve onun kalkınması için elinden gelen çabayı göstermektir. Ülkenin geri kalmışlığını ve derdini dert edinmektir. Gerisi, faydası olmayan bir hamasettir. 03.03.2018, Ramazan Yüce, Konya

** 04/03/2018 günü Kahta Söz'de yayımlanmıştır.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde