7 Eylül 2017 Perşembe

Sürekli İlaca Bağlı Yaşayanlar ile Kredi Mağdurları *

Başlığı okuyunca ilaç kullananla, kredi mağdurları arasında nasıl bir bağ var? Başlığa bak, hizaya gel diyebilirsiniz. Kimse kusura bakmasın, akşam otururken nedense aralarında sıkı bir bağ olduğu aklıma düştü. İlaç sektörü veya ilaç sanayisini kredi veren bankalara, sürekli ilaç kullanmak zorunda bırakılanları da kredi çekmek zorunda kalıp hayatı boyunca kredi borcu ödeyenlere benzetiyorum.

Bir insan krediyi niçin çeker? Bir ihtiyacını gidermek için toplar, çıkarır, eldeki hesap tutmayınca, eşten dosttan da borç bulamayınca bankaların kapısını çalar. Kendisine kredisi kadar kredi verilir. Krediyi çeken çektiği parayı ihtiyacı olan yere yatırır, derin bir nefes alır. Bizdeki ilkbahar gibi kısa bir süre rahatlar. Krediyi ödemeye başlayınca üç-beş ay hesap-kitap tutar, ardından ödeme güçlüğü çekmeye başlar. Gerekirse yapılandırmaya gider. O banka, bu banka derken aşağı yukarı tüm bankalarla çalışmaya başlar. Ödemesini düzenli yapan biri  olsa bile ömrünün geri kalan kısmını bankalara kredi borcunu ödemekle geçirir. Kolay kolay da iki ayağı bir pabucu girmez. Ardından evdeki bulgurdan da olur, iflas bayrağını çeker. Bankalar, kredi çeken vatandaşın ödeme zorluğu çekeceğini bilmesine rağmen avının peşini kolay kolay bırakmaz. Hatta hiç o tarakta bezi olmayan vatandaşa da kredi vermek için didinir durur. Çünkü daha fazla kazanmanın yolu vatandaşı yolmaktan geçiyor. 

İlaç sektörleri de hastalıklara deva olsun diye hastalığı tedavi etmek için ilaç üretirler ve bu ilaçları tüketecek ve kullanacak hastalara ihtiyaç duyarlar. Özellikle hastayı sürekli ilaç kullanmak zorunda bırakmak sürekli o ilaç satmak demektir. Kanser hastalarına uygulanan ilaçlar, diyabet hastalarının kullanmak zorunda kaldığı şeker hapları, tansiyon vb. haplar sürekli tedavülde olmalıdır. Yeter ki sen hastalanmayı gör. Rapora bağlı hastalar ilaç sektörü için en iyi müşteri tipidir. Sürekli ilaca mahkum hastalara önce ölüm gösterilir, sonra sıtmaya razı edilir.

Sanırım ne demek istediğimi anlatabildim. Gördüğünüz gibi burada banka ve ilaç sanayisi paraya para demiyor. Varsa yoksa, dinleri imanları paradır. Bu sektörlerde mühim olan insanlık sözü geçmez, önemli olan paradır. Kredi çeken ile hastalığından dolayı sürekli ilaç kullanmak zorunda kalan kişiler ise hayatları boyunca çekecekler. Eğer buna yaşama denirse. Burada tek fark kredi çekenin borcunu kişi kendisi öder, aybaşı gelince cüzdanını bankaya boşaltır, ödemeden ölürse borç devlete fatura edilir. İlaç kullanan ise poşet poşet aldığı ilacı sürekli kullanarak zaten hapı yutar. Çünkü bu ilaçlar ne öldürür ne de ondurur. İlacın parasını da vergisinden almak üzere devlet öder.

Burada paraya ihtiyacı olan kredi çekecek, hasta olan da ilaç kullanacak, ne var bunda diyebilirsiniz. Hiç tavsiye etmesem de kredi çeken kendi kesesinden yer, ilaç kullanan da tedavi amaçlı kullanır. Her ikisinin de eli mahkum. Benim işaret etmek istediğim bu iki sektörde iyi para var. Bu sektörlerin sürekli kazanması için müşteri de sürekli olmalıdır. Özellikle ilaç sanayisinde doktorlar da hastayı tedavi etmek için -eli mahkum- ilaç sektörünün dayattığı reçeteyi yazmak zorunda kalıyor. Eğer amaç insanlıksa hem kredinin hem de hastalıkları tedavi etmenin başka yollarına bakmak lazım. Çözüm olarak sundukları reçete sürekli süründürmek üzerine kuruludur.

Kredi çekmede insanlar ayağını yorganına göre uzatabilirler belki. Hastalıklarda ise birilerinin dayatmalarına mahkum kalıyor insanlar. Kanser ve diyabet hastalıklarında sürekli artış beni korkutuyor. Hasılı hem kredi veren banka, hem de insanları sürekli raporlu ilaçlara mahkum eden zihniyet insanımızı mühim olan insanlık diyerek ayağa kaldıracağı yerde mühim olan paradır  deyip sürüm sürüm süründürüyor. Benden söylemesi. Allah kredi çekmemeyi nasip etsin bizlere. Sürekli ilaca mahkum edecek hastalıklardan uzak tutsun bizleri. Yetecek kadar para, yaşayacak kadar sağlık istiyoruz ondan. 07.09.2017

* 25/10/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder