3 Eylül 2017 Pazar

Kırıp Döküp Ufalamak

Günlük hayatta türlü türlü insanlarla muhatap oluruz. Bunların içerisinde ortamı geren tipler vardır. Gerginliğinden çevresinde olan herkes nasibini alır.

Sinirli tiplerden bahsediyorum. Kızacağı konunun önemli olması gerekmez. Çok da ketumdurlar. Ne zaman sinirlenecekleri, neye sinirlenecekleri, kime sinirlenecekleri belli olmaz. Yeter ki gerilsin. Bundan sonra Allah ne verdiyse artık. Varsa yoksa sinirleri vardır. Kırıp döküp ufalarlar. Bayram-seyran dinlemez, dost-düşman gözetmez, sakinleşince konuşayım demez, çevremdeki olanları ‘üzerim’ diye düşünmezler.

Saman alevi gibidir bunlar. Ne zaman tutuşacağı belli olmaz. Alev topuna dönüşür birden. Parlamasıyla sönmesi bir olur. O esnada yanındaki olanların hepsi kimi dumanından, kimi alevinden, kimi de ateşinden nasiplenir. Anlık sinirleri kendisine ışık vermediği gibi çevresine de vermez.

Bir kanser hücresi gibidir bunlardaki sinir. Gün yüzüne çıkmaması, bulunduğu yerde kalıp vücudun diğer taraflarına zarar vermemesi için cam bir fanusun içine hapsetmek gerek. Yoksa bir harekete geçti mi yanardağ patlamasına dönüşür. Sakinleşip kendine gelmesi, yerine geri gitmesi, başkasına zarar vermemesi için çok az bir zamana ihtiyaçları vardır böylelerinin. Az sonra harekete geçen siniri kendiliğinden sakinleşir. Böylesi durumlarda bu tipleri kendi haline bırakmaktır asıl olan. Sakinleştirmeye çalışmak, cevap vermeye kalkmak beyhude çabadır. Sinirlerinin tavan yaptığı andır bu an. Sinir boşalması yaşarlar bu esnada. Söndürmek için dokunan yanar. Dokunanın haklı-haksız olması gerekmez. Alakası olmayan işler de girer işin içine. Tüm oklar böyle durumlarda üzerine vazife çıkartanlara döner. Halbuki sinir boşalmasının yaşandığı esnada az sabredip kendi haline bırakılsa -nasıl ki kızgın sirke küpüne zarar verirse- zararı sadece kendisiyle sınırlı kalacaktı.

Sinir bir hastalıktır, arızi bir durumdur. Her insanda az veya çok bulunur. Kimi sinirlerine hakim olur, kimi olamaz. Bu hastalığın tedavisi kişinin kendine hakim olmasıdır. Başka türlü tedavisi mümkün değildir. Kendi kendine tedavi edemiyorsa yukarıda bahsettiğim gibi biraz kendi haline bırakmaktır. Böyle davranılırsa o esnada etrafına ışık vermese de zararı kendisiyle sınırlı kalacaktır. Sakinleşince attığı okları tek başına toplayacaktır. Yaptığı eylemin yanlış olduğunu anlayacaktır. Bu sefer başkasına değil kendi kendine kızacak, öz eleştiri yapacaktır. Kırıp döktüğü varsa telafi etmek ve ortamı yumuşatmak için gönül de alacaktır. Bu tiplere yapılacak en büyük iyilik budur. Bu iyiliğin daha ilerisi bu kimse sakinleşince söyleneceklerin söylenmesidir. Yoksa sinir esnasında müdahale etmek yangına körükle gitmek gibidir.

İşte size insan tiplerinden bir tip. Kolay kolay değiştirmek mümkün değildir. Sinir vücudunun tüm organlarına baskındır böylelerinin. Öyle “Sinirlenmemek lazım, ne var bunda, ben çok sinirli değilim” demeye gelmez. Allah bunları böyle imtihan eder. İnanın çok sinirli olanlar da sakinleşince ‘Sinirlenmemem lazım, ne vardı bunda. Bundan sonra bir daha olur-olmaz sinirlenip başkalarının kalbini kırmayayım’ diye çok söylerler. Hatta ‘Sakin ol, Sakin ol” diye kendilerine emir verip dururlar. Ama iş sinirlenmeye gelince siniri aklının önüne geçer. Artık akli davranamazlar. Bırakalım böylelerini kendi imtihanlarıyla baş başa. Onlar vara yoğa sinirlenmeye devam etsinler, biz de kendi işimize bakalım. Yok ağzımızın tadı bozulmasın, biz onun iyiliğini istiyoruz deniyorsa o kişinin hassasiyetlerine özen göstermek, onu anlamaya çalışmak belki bir çıkar yol olur.

Allah nefisimize özellikle sinirlerine hakim olan insanlardan eylesin. 03/09/2017

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder