Günlük hayatta türlü türlü insanlarla muhatap oluruz.
Bunların içerisinde ortamı geren tipler vardır. Gerginliğinden çevresinde olan
herkes nasibini alır.
Sinirli
tiplerden bahsediyorum. Kızacağı konunun önemli olması gerekmez. Çok da
ketumdurlar. Ne zaman sinirlenecekleri, neye sinirlenecekleri, kime
sinirlenecekleri belli olmaz. Yeter ki gerilsin. Bundan sonra Allah ne verdiyse
artık. Varsa yoksa sinirleri vardır. Kırıp döküp ufalarlar. Bayram-seyran
dinlemez, dost-düşman gözetmez, sakinleşince konuşayım demez, çevremdeki
olanları ‘üzerim’ diye düşünmezler.
Saman
alevi gibidir bunlar. Ne zaman tutuşacağı belli olmaz. Alev topuna dönüşür
birden. Parlamasıyla sönmesi bir olur. O esnada yanındaki olanların hepsi kimi
dumanından, kimi alevinden, kimi de ateşinden nasiplenir. Anlık sinirleri
kendisine ışık vermediği gibi çevresine de vermez.
Bir
kanser hücresi gibidir bunlardaki sinir. Gün yüzüne çıkmaması, bulunduğu yerde
kalıp vücudun diğer taraflarına zarar vermemesi için cam bir fanusun içine
hapsetmek gerek. Yoksa bir harekete geçti mi yanardağ patlamasına dönüşür.
Sakinleşip kendine gelmesi, yerine geri gitmesi, başkasına zarar vermemesi için
çok az bir zamana ihtiyaçları vardır böylelerinin. Az sonra harekete geçen
siniri kendiliğinden sakinleşir. Böylesi durumlarda bu tipleri kendi haline
bırakmaktır asıl olan. Sakinleştirmeye çalışmak, cevap vermeye kalkmak beyhude
çabadır. Sinirlerinin tavan yaptığı andır bu an. Sinir boşalması yaşarlar bu
esnada. Söndürmek için dokunan yanar. Dokunanın haklı-haksız olması gerekmez. Alakası
olmayan işler de girer işin içine. Tüm oklar böyle durumlarda üzerine vazife
çıkartanlara döner. Halbuki sinir boşalmasının yaşandığı esnada az sabredip
kendi haline bırakılsa -nasıl ki kızgın sirke küpüne zarar verirse- zararı
sadece kendisiyle sınırlı kalacaktı.
Sinir bir hastalıktır, arızi bir durumdur. Her insanda az
veya çok bulunur. Kimi sinirlerine hakim olur, kimi olamaz. Bu hastalığın
tedavisi kişinin kendine hakim olmasıdır. Başka türlü tedavisi mümkün değildir.
Kendi kendine tedavi edemiyorsa yukarıda bahsettiğim gibi biraz kendi haline
bırakmaktır. Böyle davranılırsa o esnada etrafına ışık vermese de zararı
kendisiyle sınırlı kalacaktır. Sakinleşince attığı okları tek başına
toplayacaktır. Yaptığı eylemin yanlış olduğunu anlayacaktır. Bu sefer başkasına
değil kendi kendine kızacak, öz eleştiri yapacaktır. Kırıp döktüğü varsa telafi
etmek ve ortamı yumuşatmak için gönül de alacaktır. Bu tiplere yapılacak en
büyük iyilik budur. Bu iyiliğin daha ilerisi bu kimse sakinleşince
söyleneceklerin söylenmesidir. Yoksa sinir esnasında müdahale etmek yangına
körükle gitmek gibidir.
İşte size insan tiplerinden bir tip. Kolay kolay
değiştirmek mümkün değildir. Sinir vücudunun tüm organlarına baskındır
böylelerinin. Öyle “Sinirlenmemek lazım, ne var bunda, ben çok sinirli değilim”
demeye gelmez. Allah bunları böyle imtihan eder. İnanın çok sinirli olanlar da
sakinleşince ‘Sinirlenmemem lazım, ne vardı bunda. Bundan sonra bir daha
olur-olmaz sinirlenip başkalarının kalbini kırmayayım’ diye çok söylerler. Hatta
‘Sakin ol, Sakin ol” diye kendilerine emir verip dururlar. Ama iş sinirlenmeye gelince
siniri aklının önüne geçer. Artık akli davranamazlar. Bırakalım böylelerini
kendi imtihanlarıyla baş başa. Onlar vara yoğa sinirlenmeye devam etsinler, biz
de kendi işimize bakalım. Yok ağzımızın tadı bozulmasın, biz onun iyiliğini
istiyoruz deniyorsa o kişinin hassasiyetlerine özen göstermek, onu anlamaya
çalışmak belki bir çıkar yol olur.
Allah nefisimize özellikle sinirlerine hakim olan insanlardan
eylesin. 03/09/2017
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder