Yaz dönemi bazı meslek sahipleri, öğrenci ve öğretmenler
için uzun tatil demek. Meclis, yargı mensupları da tatilden nasibini
alanlardan. Zafer ve Kurban Bayram tatillerinin birleştirilmesiyle tatilden
hemen hemen payını almayan kalmadı.
Kimimiz tatilde gezdi dolaştı, kimimiz asli görevi dışında
başka işler yaptı. Sonunda tatiller bitti. Bundan sonra evli evine, köylü de
köyüne artık. Öğretmenler hemen Bayram ertesi iş başı yapacak, öğrencilerse iki
hafta sonra. Ardından yargı ve Meclis bitirecek tatilini. İşine bayram arası
verenler ise yeniden işlerine koyulacak. Aşağı yukarı herkesi mesai ve iş yükü
bekliyor. Maraton koşusu başlıyor artık.
Uzun tatil rehavet, tembellik demektir, insanı paslandırır.
Hedefi kaybetmektir, insanı asli işinden uzaklaştırmak demektir, zamanı hor
kullanmak, israf etmek demektir. Herkes hamlaştı iyice. Hamlaşan insan kolay
ısınamaz, işine kendisini veremez.
Uzun tatiller aynı zamanda iş kaybı, işin aksaması, efor
düşüklüğü, ekonominin zarara uğraması demektir. Sadece tatiller değil bizde
sorun. Tatil yaklaşırken tatil havasına girer, işi rölantiye alırız, tatil
dönüşü de kolay kolay kendimizi işimize veremeyiz. Tatil cennetiyiz dense
yeridir. Lüks tüketimin arttığı günümüzde dünya kaynakları daralmaya devam
ediyor. Bizim uzun tatilden ziyade daha fazla çalışıp daha fazla üretmemiz
gerekir. Türkiye ne yapıp ne edip tatillere bir sınırlama ve düzenleme
getirmelidir. Bazı iş kollarında tatil kaçınılmaz denebilir. Bunun yolu uzun
tatilden ziyade Türkiye şartları göz önünde bulundurularak belli ayların
içerisine serpiştirmektir. Burada öğrenci ve öğretmenler için bir örnek
verirsek ne demek istediğimizi daha iyi anlatmış oluruz. Öğretmenin yaz tatili
bir, öğrencininki iki ayla sınırlandırılmalıdır. Diğer tatiller bir
haftayı geçmeyecek şekilde her sekiz haftanın bitiminde yapılan sınavların
ardından verilmelidir. Bir başka örnek de bayram tatilleri için verelim. Bizde
özellikle dini bayramlar hafta içine geldiği zaman çoğu zaman haftayı tümden
tatil ederek tatili dokuz güne çıkarıyoruz. Dokuz gün tatili gören
bayram-seyran demeden soluğu sahil kenarlarında almaktadır. Belki içimizden bu
vesileyle insanımız soluklanıyor, nefes alıyor, kafa dağıtıyor. Tatiller de
olmasa insan çatlar diyebiliriz. Bu düşünce bir yere kadar doğrudur, nefse de
hoş gelir. Ama bu işin bir de aması var. Uzun tatil demek şehir dışına çıkmak
demektir, şehirlerarası trafiğin yoğunlaşması demektir. Bizde bu kural tanımazlık
ve hız tutkunluğu oldukça her uzun tatil, özellikle uzun bayram tatilleri
trafik kazalarına davetiye çıkarır. Kazaların çoğu yaralanma ve ölümlerle
sonuçlanıyor. Sonunda bayram elbisemiz kefenimiz olabiliyor. İç turizmi
canlandırmak amacıyla ihdas edilen Zafer Bayramı ve Kurban Bayramını içine alan
on günlük tatilin dokuz günlük bilançosu ağır mı ağır. Onca uyarıya rağmen
bayramın son günü itibariyle 148 trafik kazası meydana gelmiş, 122 kişi
hayatını kaybederken 640 kişi de yaralanmıştır. Hurdaya çıkan araçları
saymıyorum bile. Terörde bu kadar kişi ölse Türkiye ayağa kalkar, günlerce yas
tutarız. Nedense trafik kazasında kaybettiğimiz bu kadar canı haberlerde
vererek geçiştiriyoruz. Halbuki trafik canavarı terörden daha beter bugün için.
Orta yerde bir katliam var. Bu katliamda uzun tatilin payı büyüktür. Bu son
uydurulmuş uzun tatil olmasa belki bu kadar insanımız ölmeyecekti.
Geçen geçti, yapılan yapıldı, dinlenen dinlendi, ölen de
öldü. Geçmişe ah-vah etmenin bir anlamı yok. Geçmişten ders çıkarıp önümüze
bakmamız ve bir daha elim olaylarla karşılaşmamak için yetkililerin ayakları
yere basan kararlar almasıdır. Yoksa bu gidişle daha çok anamız ağlar. İşleyen
demir pas tutmaz misali zaman iş zamanı. Herkes işinin başına. Evli evine,
köylü köyüne artık. Bu vesileyle bayramınızı kutlar, ölenlere rahmet,
yaralılara acil şifalar diliyorum. Son olarak iki tatil arası mesai saatlerini
tatil yapan zihniyete son diyorum. 04.09.2017
* 06/09/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
* 06/09/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder