Yaşlanıp güç kuvvet ve takattan kesilince vücut
fonksiyonlarını tam yetine getirememeye başlar. Yürümede zorlanır, eğilemez,
kulak işitme kaybına uğrar, dil eskisi gibi harfleri net çıkaramaz, göz
yeterince görmemeye başlar. Vücudun herhangi bir yerinde ağrı, sızı eksik
olmaz. Kendimizi dinler dururuz.
Yaş
ilerledikçe birçok işi yapmakta zorlanırız. İşte tırnak kesme de onlardan biri.
Tırnağını kesmek için hem kuvvet gerekli, hem de özellikle ayak tırnaklarını
kesebilmek için eğilmek gerekiyor. Çünkü göz de yakını görmemeye başladığı için
uzaktan seçemezsin. Acaba tırnak bıçağını tırnağıma denk getirebildim mi diye.
Hele bir de kilolu isen nasıl eğileceksin tırnağı kesmek için. Zor mu zor! Güç
bela kesince 'Hele şükür!' der şükredersin. Çünkü kimseye muhtaç olmadan yine
kesebilmişsindir. Ya kesemeyip bir başkasını yardıma çağırsan, kimi
çağırabilirsin? Ya gelmezse...Haydi geldi diyelim, kestirebilecek misin?
Haydi, mecburiyetten bir başkasına kestirmeye kalktın. Biri keserken 'Artık işe
yaramıyorum, bir tırnağımı dahi kesemiyorum' diye ah ve vah etmemek elde değil.
Sakal tıraşı olmak da bir mesele. Göz tam görmüyor. Tüm sakalları alabilmiş
miyim diye aynaya doğru iyice yaklaşman gerekiyor. Bir taraftan da elini yüzüne
sürersin sakallar kalmış mı diye. Neyse baktın olmadı, sakal tıraşı için
berbere gidersin. Ama tırnak kesme/kestirme işi bambaşka...
Uluırmak Nuraniye Kur’an Kursunda yaz dönemlerinde öğrenci
okuturken Konya’da meşhur kilolu bir hocamız vardı. “Mahmut! Tırnaklarımı
kesiver,” diye çağırırdı yanımdaki arkadaşı.
Mübarekler
ne de çabuk büyüyorlar öyle. Büyüyen tırnağımı gördükçe yaşım da mı böyle
büyüdü acaba diye düşünmeden edemiyor insan. Ne zaman doğdum; ne vakit
çocukluğumu, gençliğimi yaşadım anlayamadım. Tarancı'nın ömrün 'yarısı' dediği
35'i devireli zaten çok oldu.
Saçlar
dökülmeye başladı, bembeyaz ağardı üstelik. Koşamıyorum eskisi gibi. Zaman
zaman ayaklarımı kaldıramıyorum, merdiven basamağına kaldıramayacağım diye
düşünüyorum. Diz çökünce acaba yerden kalkabilecek miyim diyorum. Nefes zaten
daralıyor, kafada sıkıntı hiç eksik olmuyor. Çünkü çoluk çocuk ne yapacak?
Bekarları nasıl evlendireceğim, evli olanlar nasıl geçimlerini yapacaklar diye
düşünür durursun.
İdrar eskisi gibi değil, bir bardak su içince sağa-sola
bakınıp tuvalet arıyorsun. Kaçırmadan tuvalete atabilirsen kendini dünyanın en
bahtiyar kişisi sayarsın.
Dişler zaten işlev görmemeye başlar, daha önceden
yaptırdığın dolgular da işe yaramamaya başlar. Çekildikçe çekilir. Kolay kolay
her yemeği yememeye başlarsın.
Ölüm yavaş yavaş geliyorum dediğini görürsün bu olup
bitenlerden. Ya bir de felç olur, yatağa mahkum olursan, eşe-dosta, ele-güne
muhtaç olursan işte o zaman yat ağla, kalk ağla artık! Ölümü bekler durursun
yatağın içinde. Haydi, yattın diyelim; yemeni, içmeni nasıl halledeceksin,
tuvalet ihtiyacını nasıl gidereceksin. Kim bakacak sana o zaman. Varsa çoluk
çocuğun, göreceğin en iyi muamele; seni sıraya bindirirler. Sırasını savan
diğer aya kadar rahat bir nefes alır. Çocuklarının bu durumunu gördükçe
kahrolur durursun. “Yalanmış dünya dedikleri, oyun ve eğlenceymiş” demeye
başlıyorsun. “Kimseye muhtaç olmadan yaşayabilirsem kardır” diye düşünür
durursun yatağın içinde. Artık tüm sevdiklerinin gözünün içine bakıp durduklarını
hissedersin, ölümü bir nimet olarak görmeye başlarsın. Ya dünyadaki amelin iyi
değilse ölmemek için hayata tutunmaya, gitmemeye çabalar durursun. Çünkü iyi
bir son beklemiyor zahir. Daha gitmeden çırpınır durursun. “Ya Rabbi, bana güç
kuvvet versen de adam gibi sana uygun bir kul olarak yaşasam diyorsun ama
heyhat! Geriye dönüş yok artık.
Bu durumda ölüm hem yatakta yatan, başkasına yük olan senin
için hem de sana bakanlar için bir nimettir, bir kurtuluştur. Başa gelen
çekilir dersin ölürsün. Daha önce eşin-dostun cenazesine katılmışsan bir vefa
olarak son görevini yapmak üzere cenazene katılırlar. Senden kurtulmak için bir
an evvel seni geldiğin toprağa gömmek için yarışırlar kendi aralarında. Küreği
biri bırakır diğeri alır. Turşunu kuracak değiller ya! Olması gereken de bu
zaten.
Defin işi biter bitmez herkes işine gücüne koyulur ve sen sana
giydirilen kefeninle beraber kapısı ve penceresi olmayan dört tarafı toprak
olan yeni yerinde ebedi istirahgahına çekilirsin. Nefes alamıyorum, ben
karanlıktan korkuyorum desen de fayda etmez. Çünkü seni kimse duymaz.
Arkalarına bakmadan çekerler giderler ve sen karşında melekler, amellerinle baş
başa kalırsın.
Allah herkese hayırlı ömür ve ölümler nasip etsin, ahirette
azığı güzel olanlardan eylesin, hesabı kolay verilenlerden eylesin. Kimi kimseye muhtaç etmesin! 13/06/2017
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder